Aziz Yıldırım’a karşı sempatimiz niye var?
Tutuklanma sürecinde F Tipine karşı dik durduğu için.
Aynı şeyi AKP bağlamında söylemeyiz zira Yıldırım’ın, Erdoğan ile AKP’yi hedef alan tek bir beyanı yok.
Sadece bu da değil!
Aziz Yıldırım, Tayyip Erdoğan ile Yaşar Büyükanıt arasındaki güvercindi ki Dolmabahçe zirvesinin bizzat mimarıdır.
Keza bugünkü Fener yönetimi de adeta AKP MKYK’sı gibidir. Başbakan’ın yeğeninden Kadir Topbaş’ın oğluna pek çok aile ferdi Yönetim Kurulu üyesidir.
Ve Aziz Yıldırım - AKP esrarengiz ilişkisinden somut bir anı:
Yeniçağ Gazetesi’nde yazarken bir istihbarat aldım ve bunu sadece iddia olarak sütunuma taşıdım.
Birkaç satırlık yazım kıyameti kopardı.
Önce Gümrüklerden sorumlu Bakan Hayati Yazıcı, beni arayıp ısırarla yemek davetinde bulundu.
Peşi sıra hayatımda hiç karşılaşmadığım ve konuşmadığım Aziz Yıldırım beni aradı ve yazdıklarımın yanlış olduğunu söyledi.
Aziz Yıldırım’a o gün şunu demiştim:
- Aziz Bey, yazdığım yalan ise tekzip edin ve mahkemeye verin. Yazımda hiç kimseyi şahsen hedef almadım ama belli ki bir tezgaha çomak sokmuşum. Siz ve Bakan dahil pek çok isim telefon kuyruğunda!
Yıldırım, bu sözlerim üzeri şu karşılığı verdi:
“Yok, ben sizin de iyi bir Fenerbahçeli olduğunuzu, ikimizin dostu olan Nihat Özdemir’den öğrendim, onun için aradım.”
Şu karşılığı verip telefonu kapattım:
- Aziz Bey, doğrudur iyi bir Fenerbahçeliyim ama bu durum, varsa bir yanlışı kabullenmem ve örtmem anlamına gelmez. Bu işte pis bir koku var Aziz Bey ve siz de Bakan Yazıcı ile o işin merkezindesiniz.
Konu ile alakalı olarak Bakan ile de bir araya geldik ve o tezgah ya da girişim, o yazımdan sonra noktalandı.
Peki ne miydi o iş?
Rusya’ya gidecek malların gümrük işlemlerinin yapılmasını, devletin özel bir şirkete devretmesiydi ki o şirkette Aziz Bey ile bazı AKP’liler büyük hissedardı.
Örnekleri artırmak mümkün ama yerim yok. Dolayısıyla Aziz Yıldırım’ı, AKP ile mücadelede “aziz” ilan etmek, doğru bir davranış değil... Erdoğan’ın, Aziz Yıldırım’a kızmasını yine Uğur Dündar’ın çevresine aktardığı şekilde, Yıldırım’ın bir savunma ihalesine girmesi, AKP zirvelerinin, “Orada Çalık var çekil “demesi, Yıldırım’ın, “Teminat mektubum yanacak, bu 26 milyon dolar demek, Çalık ödesin çekileyim” demesinden ötürüdür.
Şimdi böyle biri, adeta savaş kazanmış komutan pozlarında, tıpkı Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi yönetme üslubu misali, Fenerbahçeyi ceberrutlukla yönetiyor.
Çıkıyor ortaya, hanım seyircilere ayar çekiyor ve “susun” diye bağırıyor.
Yahu Aziz Efendi, kimsin? Ali kıran baş kesen mi?
Fenerbahçe senin babanın çiftliği mi?
Fener kamuoyu sırf AKP ile F Tipine muhalefet adına seni sırtladı ise bu seni Sezar ya da Napolyon yapmaz!
Fener’e inşaat yaptın eyvallah, bunun karşılığında sen de 10 küsür senedir FB’nin başkanısın.
Son yaşananlar tam bir facia yani “Fener benimdir” mantığının yansıması.
Bir ay önce heykeli dikilen sembol bir futbolcu yani Alex’in ardından teneke çalmak yakışıyor mu?
Vefa bu mudur senin için? Öyle ise Fenerliler, 3 Temmuz sürecinde senin arkanda niye durdu?
Sakın “Bunların sorumlusu Aykut” deme. Fener, kendi futbolcusu ile kişilik çatışmasına giren, teknik kapasitesi sınırlı, o çocuğa birkaç gömlek büyük.
Hülasa yolun sonuna geldin Aziz Bey haberin ola!
Tutuklanma sürecinde F Tipine karşı dik durduğu için.
Aynı şeyi AKP bağlamında söylemeyiz zira Yıldırım’ın, Erdoğan ile AKP’yi hedef alan tek bir beyanı yok.
Sadece bu da değil!
Aziz Yıldırım, Tayyip Erdoğan ile Yaşar Büyükanıt arasındaki güvercindi ki Dolmabahçe zirvesinin bizzat mimarıdır.
Keza bugünkü Fener yönetimi de adeta AKP MKYK’sı gibidir. Başbakan’ın yeğeninden Kadir Topbaş’ın oğluna pek çok aile ferdi Yönetim Kurulu üyesidir.
Ve Aziz Yıldırım - AKP esrarengiz ilişkisinden somut bir anı:
Yeniçağ Gazetesi’nde yazarken bir istihbarat aldım ve bunu sadece iddia olarak sütunuma taşıdım.
Birkaç satırlık yazım kıyameti kopardı.
Önce Gümrüklerden sorumlu Bakan Hayati Yazıcı, beni arayıp ısırarla yemek davetinde bulundu.
Peşi sıra hayatımda hiç karşılaşmadığım ve konuşmadığım Aziz Yıldırım beni aradı ve yazdıklarımın yanlış olduğunu söyledi.
Aziz Yıldırım’a o gün şunu demiştim:
- Aziz Bey, yazdığım yalan ise tekzip edin ve mahkemeye verin. Yazımda hiç kimseyi şahsen hedef almadım ama belli ki bir tezgaha çomak sokmuşum. Siz ve Bakan dahil pek çok isim telefon kuyruğunda!
Yıldırım, bu sözlerim üzeri şu karşılığı verdi:
“Yok, ben sizin de iyi bir Fenerbahçeli olduğunuzu, ikimizin dostu olan Nihat Özdemir’den öğrendim, onun için aradım.”
Şu karşılığı verip telefonu kapattım:
- Aziz Bey, doğrudur iyi bir Fenerbahçeliyim ama bu durum, varsa bir yanlışı kabullenmem ve örtmem anlamına gelmez. Bu işte pis bir koku var Aziz Bey ve siz de Bakan Yazıcı ile o işin merkezindesiniz.
Konu ile alakalı olarak Bakan ile de bir araya geldik ve o tezgah ya da girişim, o yazımdan sonra noktalandı.
Peki ne miydi o iş?
Rusya’ya gidecek malların gümrük işlemlerinin yapılmasını, devletin özel bir şirkete devretmesiydi ki o şirkette Aziz Bey ile bazı AKP’liler büyük hissedardı.
Örnekleri artırmak mümkün ama yerim yok. Dolayısıyla Aziz Yıldırım’ı, AKP ile mücadelede “aziz” ilan etmek, doğru bir davranış değil... Erdoğan’ın, Aziz Yıldırım’a kızmasını yine Uğur Dündar’ın çevresine aktardığı şekilde, Yıldırım’ın bir savunma ihalesine girmesi, AKP zirvelerinin, “Orada Çalık var çekil “demesi, Yıldırım’ın, “Teminat mektubum yanacak, bu 26 milyon dolar demek, Çalık ödesin çekileyim” demesinden ötürüdür.
Şimdi böyle biri, adeta savaş kazanmış komutan pozlarında, tıpkı Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi yönetme üslubu misali, Fenerbahçeyi ceberrutlukla yönetiyor.
Çıkıyor ortaya, hanım seyircilere ayar çekiyor ve “susun” diye bağırıyor.
Yahu Aziz Efendi, kimsin? Ali kıran baş kesen mi?
Fenerbahçe senin babanın çiftliği mi?
Fener kamuoyu sırf AKP ile F Tipine muhalefet adına seni sırtladı ise bu seni Sezar ya da Napolyon yapmaz!
Fener’e inşaat yaptın eyvallah, bunun karşılığında sen de 10 küsür senedir FB’nin başkanısın.
Son yaşananlar tam bir facia yani “Fener benimdir” mantığının yansıması.
Bir ay önce heykeli dikilen sembol bir futbolcu yani Alex’in ardından teneke çalmak yakışıyor mu?
Vefa bu mudur senin için? Öyle ise Fenerliler, 3 Temmuz sürecinde senin arkanda niye durdu?
Sakın “Bunların sorumlusu Aykut” deme. Fener, kendi futbolcusu ile kişilik çatışmasına giren, teknik kapasitesi sınırlı, o çocuğa birkaç gömlek büyük.
Hülasa yolun sonuna geldin Aziz Bey haberin ola!
Gül-Erdoğan kavgasında kan akar mı?
Abdullah Gül’ün, TBMM’nin yeni yasama dönemi açılışında ettiği sözler, taammüdendir yani tasarlanarak edilmiştir. Dolayısıyla ortaya çıkan kavga görüntüsü, sanal değildir.
Hadise, Abdullah Gül’ün, Tayyip Erdoğan’a itirazı ve hatta isyanıdır.
Gerekçe ise Erdoğan’ın, Gül’ü bugünden emekli ilan etmesi yani geleceğin Türkiye yönetiminde ona zerre bir konum vermemesidir.
Gelelim bundan sonra olacaklara:
Abdullah Gül, Erdoğan’a karşı itirazcı duruşunu sürdürecek ve hatta tırmandıracak.
Dahası, Erdoğan’a karşı olan F Tipi benzeri yeni egemenlerle kader birliğine gidecek.
Keza AKP içindeki kimi Erdoğan karşıtları ile de görüşecek.
Ancak...
Bütün bunlara rağmen Tayyip Erdoğan’a karşı açık bir mücadeleye girmeyecek çünkü böyle bir şey hem Abdullah Gül’ün doğasına aykırı hem de girilecek bu tür bir mücadelede, iktidar gücünü elinde tutan Erdoğan’ın baskın çıkacağını herkesten önce Gül bilir.
Evet beklenen, kavganın kızışacağı ama kanın kolay kolay akmayacağıdır.
Malum Cumhurbaşkanlığı seçimine daha iki yıl var ve Abdullah Gül, sabırla konjonktürün değişmesini yani Tayyip Erdoğan’ın, PKK ve ekonomide vurgun yemesini bekleyecek.
Dramatik olan husus, toplumun Abdulah Gül, Tayyip Erdoğan kavgasından bile medet umar hale gelmesidir ki sadece bu tablo bile CHP ile MHP’nin muhalefetteki sefaletini göstermiyor mu?
Bir hakkı teslim edelim, Erdoğan, Gül’e kıyasla daha ehven-i şer, (Kötünün iyisi) bu yaşananlarla tescilli ama dedik ya toplum denize düşen misali, Abdullah Gül gibi birinden bile medet umar hale gelebiliyor.
Çıkış yolu net ve tektir:
Sağ-sol demeden Milli Merkez’de bir araya gelmektir.
Hadise, Abdullah Gül’ün, Tayyip Erdoğan’a itirazı ve hatta isyanıdır.
Gerekçe ise Erdoğan’ın, Gül’ü bugünden emekli ilan etmesi yani geleceğin Türkiye yönetiminde ona zerre bir konum vermemesidir.
Gelelim bundan sonra olacaklara:
Abdullah Gül, Erdoğan’a karşı itirazcı duruşunu sürdürecek ve hatta tırmandıracak.
Dahası, Erdoğan’a karşı olan F Tipi benzeri yeni egemenlerle kader birliğine gidecek.
Keza AKP içindeki kimi Erdoğan karşıtları ile de görüşecek.
Ancak...
Bütün bunlara rağmen Tayyip Erdoğan’a karşı açık bir mücadeleye girmeyecek çünkü böyle bir şey hem Abdullah Gül’ün doğasına aykırı hem de girilecek bu tür bir mücadelede, iktidar gücünü elinde tutan Erdoğan’ın baskın çıkacağını herkesten önce Gül bilir.
Evet beklenen, kavganın kızışacağı ama kanın kolay kolay akmayacağıdır.
Malum Cumhurbaşkanlığı seçimine daha iki yıl var ve Abdullah Gül, sabırla konjonktürün değişmesini yani Tayyip Erdoğan’ın, PKK ve ekonomide vurgun yemesini bekleyecek.
Dramatik olan husus, toplumun Abdulah Gül, Tayyip Erdoğan kavgasından bile medet umar hale gelmesidir ki sadece bu tablo bile CHP ile MHP’nin muhalefetteki sefaletini göstermiyor mu?
Bir hakkı teslim edelim, Erdoğan, Gül’e kıyasla daha ehven-i şer, (Kötünün iyisi) bu yaşananlarla tescilli ama dedik ya toplum denize düşen misali, Abdullah Gül gibi birinden bile medet umar hale gelebiliyor.
Çıkış yolu net ve tektir:
Sağ-sol demeden Milli Merkez’de bir araya gelmektir.
