Kayıp Şehir ve Veda...


İsteseniz de istemeseniz de bazı şeyler yaşamınıza giriyor. Biz, futbol topunun eve sokulmasının yasak olduğu günlerden geliyoruz. Bugün “bizim oğlanı bir yere transfer etsek de, birkaç milyon alsak!” diyenler, 50 yıl önce futbolun yasaklandığını hatırlarlar mı?
Siz bakmayın “entel takılmak” için “ben hiç televizyona bakmam!” dediklerine...
* * *
Hele hele televizyon dizilerine burun kıvıranlara...
Ellerinde ölçüm aleti, televizyon dizilerini seyredenleri sınıflandıracaklar.
Doğru, bazı dizilere baktıkça insanın “vah vah!” diyesi geliyor:
“Bunca emek, bunca para, bunun için mi harcanmış?”
Olabilir, ama başka dizinin sonrasını seyredebilmek için, oynatılacağı günü iple çekenler de var...
* * *
Sizlere geçmişimizde iz bırakan dizileri sıralayacak değiliz, gereği de yok.
Eğer yanılmıyorsak Türk televizyon tarihinin ilk dizilerinden biri Tekin Armansoy’un “Kaynanalar”ıdır. Sosyal bir anlatımdır. Biri şehirli, biri köylü iki aile arasında geçen olaylar... Hele köyden şehre gelen “Nuri Kantar”ın çelişkileri ve altı kaval üstü Şişhane misali uyum mücadelesi...
* * *
Şu günlerde televizyonda iki güzel dizi var, biri “Kayıp Şehir” diğeri de, “Veda”...
* * *
Sıradan bir konu, birden fırlar ve öne çıkar.
Niçin?
Çünkü senaryosuyla, yönetmeniyle, oyuncusuyla, ışıkçısıyla, kamerasıyla farklıdır da ondan...
İstanbul’un taşı toprağı altın diyerek Trabzon’dan göç eden bir aile çok olağanüstü bir olay mıdır?
Hayır, hatta Ömer Lütfü Akad’ın aynı konuyu işleyen filmleri de vardır, hele Hülya Koçyiğit’in unutulmaz oyunu: “Gelin!”
* * *
“Kayıp Şehir” de böyle bir göç hikâyesi...
Baba erken ölmüş, anne dört oğlu ile bir kızını alarak İstanbul’a gelmiş, Haliç’in yoksul kıyısında bir ev bulup kiralamışlar. “Dede” de yanlarında, tek sermayeleri eski püskü “61” plakalı bir kamyonet, nakliyecilik yapacaklar.
* * *
Dizide hemen herkes iyi oynuyor da, başoyuncu, bir kadın, pavyon kızı: Aysel!
Gökçe Bahadır, çok iyi oynuyor.
Perran Kutman’ın öğretmen olduğu okulu ve sınıfı hatırladınız mı, “Hayat Bilgisi”, arada sırada tekrar oynatıyorlar... İşte o sınıfın çıtı pıtı bir öğrencisi vardı, arkadaşları “Törpü” lakabını takmışlardı. İşte dizinin de pavyon kızı Gökçe Bahadır.
* * *
“Veda” bizim için Ayşe Kulin’in en önemli romanıdır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde işgal altındaki İstanbul’da bir konakta yaşananlar... İmparatorluğun son Maliye Nazırı ve ailesiyle birlikte Veda’sı... Çökmekte olan bir tarih ve yeni bir gelecek arayan Osmanlı aydını...
Ve Ayşe Kulin’in sürükleyici üslubu...
Tarih ve roman...
Uzun süre başucumuzda durmuş, tekrar tekrar bazı bölümleri okunmuş “Veda”yı, o günlerin duygularıyla seyrediyoruz.
Ya aslı zedelenirse diye, endişelenerek...