Ruhat Mengi yazdı:"Öğrencilerin odasına gizli kamera da koyun bari!"

Bir kız yurdunun yönetimi bile yasa masa dinlemez ve kız öğrencilerin özel yaşam gizliliğini “broşür bastırıp halka dağıtarak” ihlal etmeyi hak görürse artık bu ülkede olan saçmalıklara şaşıramayız. Biliyorsunuz, kısa süre önce de devlet kurumu TÜİK bir yurtta öğrencilere “Bugüne kadar hiç canlı bebek doğurdunuz mu?” benzeri, akıl ötesi sorular dağıtmış, öğrencilerden büyük tepki almıştı. Benim de bu konudaki tepki yazım üzerine TÜİK’ten “Biz o soruları şu nedenle sorduk, bu nedenle sorduk” gibi bir açıklama geldi ama hiç dikkate almadım, çünkü “hiçbir nedenle, hiçbir kurum” öğrencilere, hele de üniversitedeki yetişkin öğrencilere böyle sorular sorma hakkına sahip değildir. Zaten ben de yazımda ‘Niye soruyorsunuz, ne yapacaksınız,üniversite öğrencisinin çocuğu varsa evlat mı edineceksiniz?’ demiştim, nedeni de olamaz çünkü.. Tam bir skandal ve işte yeni skandal! ÖĞRENCİLERİ TAPUNUZA MI ALDINIZ BE SAYGISIZLAR! TÜİK’in “yurtta kalan” kız öğrencilerle uğraşmasından sonra Düzce Aka Kız Öğrenci Yurdu yönetimi genç kızların yılbaşı gecesi eğlence fotoğraflarını hem internet sitesine koymuş, hem de broşürlere bastırıp Düzce’de halka dağıtmış. Öğrencilerin şok olması ve “Gözlerimize inanamadık, reklam amacı ile özel hayatımız ihlal edildi” tepkileri üzerine de bir açıklama yapmışlar; “Yasadışı bir iş yaptığımızı düşünmüyoruz, onlar bizim öğrencilerimiz. Hepsinden izin almadık, birkaç kişiye sorduk”.. Ne demek oluyor bu şimdi, öğrencileriniz ise “özel hayatlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle belirlenen ve bizim Anayasamızda da bulunan dokunulmazlık, gizlilik hakkı” size mi verildi? Bunu hak görüyorsanız bir sonraki adımınız pekala “odalarına gizli kamera yerleştirerek görüntüleri aynı şekilde sitenize koymak veya broşür bastırarak halka dağıtmak” olabilir demek ki. Nasılsa sizin öğrencileriniz, yabancı değil.. (Öğrencilerin hepsi izin verse dahi bir yurt yönetiminin böyle bir yetkisi olamaz, ben birkaç öğrenciye sorduklarına bile inanmıyorum, isim versinler.) MESELE YURTLAR MI, EĞİTİM Mİ, YILBAŞI MI? Düşünün, Düzce geleneklere bağlı, muhafazakar bir yerdir, fotoğrafları görmedik ama “kız öğrencilerin eğlenirken çekilmiş fotoğrafı olması” böyle bölgelerde insanlarda tepki yaratmaya yeter.. Kızlar, kadınlar eğlenemez ya, hele bir de öğretmenler filan katılmışsa toplantıya.. Ya o öğrencilere zarar vermek isteyenler çıksa, ya aileleri kızarak onları yurttan alsa.. Daha önce bazı yurtlarda kalan kız öğrencilere ciddi saldırılar oldu, bunları düşününce insan acaba “kız yurtlarının kapatılması veya yurtta kalamayarak okumaması” mı isteniyor diye düşünüyor. Bir ihtimal daha var; meselenin öğrencilerin dediği gibi “reklam” değil, “yılbaşı düşmanlığını körükleme” amacı taşıması. Geçen yılbaşından bu yana fotoğrafları saklayıp şimdi tam Aralık ayında bunu yapmalarının nedenini okul yönetimi açıklayabilir mi? Haydi açıklasın! SUÇ İŞLENMİŞTİR! Açıklama yapan hukukçular Anayasa’nın 20 ve 21’inci maddelerindeki “özel hayatın gizliliği ve korunması” şartına aykırı olarak yapılan eylemin “suç olduğunu” bildiriyor. Öğrencileri pek kolay cezalandıran, slogan atma veya pankart taşımalarını bile “tutuklama nedeni” gören, oysa gösteri yapan öğrencileri yerlerde sürükleyen polislere hiçbir yaptırım uygulamayan YARGI bu yurt yöneticilerini derhal cezalandırmalıdır. “Sorgulama başlatıldı vs benzeri laflar” yetmez, cezalandırılmaları gerekir. (TÜİK de o anketin nedenini topluma açıklamakla sorumludur.) Aksi takdirde, hepsinde kasıt olduğu ve korundukları düşünülecek! ***** İnsansan sevgi gör, hayvansan eziyet! Şu sıralarda Yeniasır gazetesi köşe yazarı Özgün Öztürk’ün “Herşey Bitti, Sıra İtlere Geldi” isimli kitabını okuyorum. İnsanların hayvanlara yaptığı kötülükleri, onlara en vahşi en acımasız saldırıların nasıl cezasız kaldığını o kadar güzel bir üslupla, örneklerle ve hiçbir detayı atlamadan anlatmış ki önce kendisini bu nedenle kutluyorum, sonra da olağanüstü güzellikteki anlatımı ve yazı üslubu nedeniyle. Yeniasır’cılar kızmasınlar ama ben bir gazetenin genel yayın yönetmeni olsaydım, hemen Özgün Öztürk’e parlak bir teklif yapmak için harekete geçerdim, o kadar zeki ve etkileyici buldum yani.. Kitabın birçok bölümünü; örneğin “Tanrı Rolü”nü, “Ben ve Sen”i.. Birincide arabadayken önüne çıkan üç aylık ama uyuz bir köpek yavrusunu kısa sürede nasıl kurtardıklarını ama sonunda bu yavrucuğun başına gelen talihsiz olayı anlatıyor. İkinciyi okuyalım, birebir benim duygularımdır onu da söyleyeyim. ‘BEN VE SEN’ “Ben insan doğmuşum, sen hayvan. Bana insan demişler, sana hayvan. Ben bir evde doğmuşum anne ve babamın olduğu. Sen bir sokakta doğmuşsun, anne ve babalarının(!) olduğu. Benim babam anneme sormuş ‘BEBEK YAPALIM MI’ diye. Senin babaların sormamış annene ‘BEBEK YAPALIM MI’ diye. Beni tüm aile karşılamış davul zurnayla. Sana ise sadece annen sahip çıkmış, tek başına sokakta. Benim bir kimliğim olmuş, bir vatanım. Senin ne kimliğin olmuş, ne de hakkın. Ben insanım diye hep sevgi görmüşüm, sen hayvansın diye hep eziyet. Ben sıcak evlerde yaşamışım, sen hep soğuk sokaklarda . Ben ve sen... İkimize de kimse sormamış ‘doğmak ister misin’ diye. İkimiz de seçmemişiz bu dünyaya doğmayı. Ama ikimiz de yaşamak zorunda bırakılmışız bize verilen hayatları. Ben sana yapılanları görerek, bilerek. Sen sana yapılanlara ses edemeyerek. Ben senin için kavga ederek. Sen kendin için hiçbir şey yapamayarak... Ben ve sen... Seni kalbime sokabilsem, orada saklasam? Dokunamasalar sana, canını yakamasalar?” ÇOCUKLARINIZA OKUTUN Bu kitabı lütfen çocuklarınıza okutun, zavallı sokak hayvanlarının doğdukları andan başlayarak çektiklerini ve onları “iyi kalpli hayvanseverler”den başka kimsenin kurtaramayacağını öğrensinler, hayvan hakları konusunda bilinçlensinler. SIRA İTLERE HİÇ GELİR Mİ? Aynı kitapta Öztürk, hayvanseverlerin “hayvansevmezler” tarafından sık sık karşılaştığı “Her sorun bitti de sıra hayvanlara mı geldi” şeklindeki anlamsız tepkiyi çok güzel anlatmış. “Bu soruya bakacak olursak sıra hiçbir zaman hayvanlara gelmez çünkü diğer sorunlar hiç bitmez” diyor. Ne kadar haklı! Ruhat Mengi Vatan