
Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek; Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ağzıyla konuşarak; Alevilere 'İbadet yeriniz camidir; cemevi istemeyi bırakın da camiye gidin.' tavsiyesinde bulundu. Anlaşıldı ki TBMM; halen Sünni Diyanet tarafından yönetiliyor; yani mezhepsel bir demokrasimiz var.
Öncelikle şunu belirteyim ki; Kuran-ı Kerim'de; 'Müslümanların ibadethanesi camidir.' diye bir kayıt yoktur. Kutsal Kuran; bütün yeryüzünü ibadethane olarak tarif eder; yüce Allah'ın bir binaya hapsedilmesine izin vermez.
Müslümanlar, 610 yılından başlayarak en az 10 sene ibadetlerini evlerde yaptılar. Yani; ilk Müslümanların ibadethanesi cami değil ev idi. Nur Suresi'nin 36. ve 37. ayetini inceleyin. Orada camiler değil de riyasız biçimde Allah'ın adının anıldığı evler övülmektedir. Cemevleri işte öyle yerlerdir.
Cami; ancak Emevi saltanatından sonra böyle tek merkez haline getirildi.
AYRIŞMA ORTADA İKEN
Camilerde; Ehl-i Beyt'e yapılan hakaretler yüzünden Aleviler artık oralara gitmez oldular. Evlerinde yaptıkları ibadetler de giderek farklılaştı.
Bunda; toplumu yöneten Sünni idarecilerin uyguladığı yoğun şiddet ve hatta katliamlar da etkili oldu. Tarih içinde İslam dininde Sünnilik ve Alevilik diye iki ana kol oluştu. Bu kollardan birisi olan Anadolu Alevileri; zamanla kendilerine özgü bir toplu ibadet (cem) töreni uygulamaya başladılar. Kadın ve erkeğin belli kurallar ve denetimler çerçevisinde bir araya gelip zikrettiği bu cem törenleri; en az namaz kadar kutsaldır.
Anadolu'daki Alevi dergahlarının içinde de mutlaka bir cem evi (meydan evi) yer almıştır. Bunu öğrenmek isteyenler; gitsinler Hacı Bektaş Dergahı'na, Abdal Musa Dergahı'na, Şahkulu Dergahına, Seyit Gazi Dergahı'na ve diğerlerine baksınlar. Yani cemevi, Anadolu Aleviliğinde yüzyıllardır var olan bir kurumdur.
DEMOKRATİK HAK
Alevi toplumu dinsel ve sosyolojik gerekçelerle cemevlerinin resmiyet kazanmasını talep ederken haklıdır. Bunun karşına; Orta Çağ'dan kalma gerekçelerle çıkmak; din özgürlüğüne aykırı olduğu gibi demokratik hak kullanımına da aykırıdır. Milyonlarca insan bir talepte bulunuyor ise; bunun izni; o toplumun asla temsil edilmediği Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan alınamaz. Milyonlar bunu istiyor ise izne gerek de yoktur.
İş, Sünni toplumun taleplerine gelince derhal insan haklarını, demokrasiyi, din ve vicdan özgürlüğünü gündeme getirenlerin; söz Aleviler olunca hemen devletin en gerici kurumunu devreye sokması bir demokrasi ayıbıdır.
Sayın Cemil Çiçek iyi bilir ki; Türk milletinin binlerce yıllık kültürünü ve bu milletin varlık sebebi olan dilini yaşatanlar; işte o hör gördüğünüz Aleviler olmuştur. Sünni yöneticilerimiz sanatta Fars dilini (Mesela Mevlana Celaleddin Farsça yazmıştır) ilimde Arap dilini topluma dayatırken; Aleviler öz dillerini (Oğuz dilini/Türkçe'yi) inadına yaşatmışlardır.
Tarih boyunca haksızlıklara, gericiliğe karşı çıkmış olmaları; Aleviler için suç gibi gösterilmiştir. Osmanlı Devleti'ni yöneten 'dönme' devlet adamları da bu toplumu kötü gösteren dedikoduları üretip Sünni vatandaşlarımızı Alevilere düşman etmişlerdir. Ne acı ne acıdır ki bugün bile Hıristiyanlarla, Yahudilerle hoşgörü içinde yaşayan bazı Müslümanlar; söz Aleviler olunca aniden yumruklarını sıkmaktadırlar.
Cumhuriyet döneminde devlet içinde devlet olan Genelkurmay ile Diyanet; 'Levanten Osmanlı' zihniyetiyle, Alevileri bu devlet için 'tehlike' kaynağı gibi göstererek bugüne kadar onların demokratik haklarını kullanmalarını engellediler. İktidardakiler; artık Alevi toplumunun talepleri için bu kurumların ağzına bakmaktan vazgeçmelidirler.
Sayın Çiçek'e yaraşan cemevi talebini; dinsel olarak değil de demokratik hak talebi olarak Meclis gündemine getirmesidir.
Yazımızı Antakyalı ozan Ali Dal'ın bir dörtlüğü ile bitirelim:
'İncinsek de incitmeyiz canları
Can biliriz “Hakça” paylaşanları
Mabette görürüz çalışanları
Kim bu yolu yok sayarsa yok olsun'