
Çözümlenecek, gerçekler ortaya çıkacak diye beklerken “muamma” daha derinleşiyor.
İçerideki resmi açıklamaların resmi ve sorumlu kimi kişi ve kurumlar tarafından
yalanlanması yetmiyormuş gibi, dışarıdan da “muammayı” derinleştiren açıklamalar gelmeye başladı.
Hükümet, kuşkusuz Lazkiye’de demirli sinek uçsa saptayan savaş gemilerinden aldığı bilgileri vermeye hazır olduğunu açıklayan Rusya’nın çağrılarını duymazlıktan geldi.
Kıbrıs’ta üstelik Suriye kıyılarında, karasularında olup bitenleri izleyen, dinleyen üsleri olan İngiltere’den uçağımızın düşürülmesiyle ilgili bilgileri istemedi.
Bölgeyi uzaydan dünyadan izleyen ABD’nin elindeki bilgileri istemedi.
Bu ülkelere başvurmamasının tek nedeni olabilir.
Açıklamalarına ters düşecek kimi bilgiler gelmesinden kaygılanmış olabilir.
Oysa hükümet resmi açıklamalara güveniyorsa, bunları dış kaynaklara doğrulatmak için seferber olması; Rusya’dan, İngiltere’den ve ABD’den olaydan hemen sonra ellerindeki bilgileri istemesi gerekmez miydi?
***
Hükümet bu ülkelere yabancı durunca, Rusya’dan ve ABD’den sesler gelmeye başladı.
Rusya birkaç kez elindeki sağlam bilgileri “isteyen olursa” vermeye hazır olduğunu açıkladı.
Dün Hürriyet, “güvenilir kaynakları” konuşturan bir haber yayımladı.
Gazetenin Washington muhabiri Tolga Tanış haberinde, adını vermediği “bir üst düzey yetkilisinin uçağın düşürülmesiyle ilgili bütün detayları bildiklerini ama hiçbirini açıklamayacaklarını” bildirdi.
Wall Street Journal’in “yetkili kaynağın” adını vermemesine fena halde bozuldu Başbakan RTE. Öyle bozuldu ki, mertsen kaynağın adını açıkla. Yoksa namertsin, diye ağır biçimde saldırdı.
Şimdi ister misiniz WSJ benzeri bir olay yaşayalım:
Hürriyet’e konuşan “ABD Dışişleri yetkilisinin adını verirseniz mertsiniz, açıklamazsanız namertsiniz” diye Washington muhabirine ve gazetenin Genel Yayın Müdürü değerli meslekdaşım Enis Berberoğlu’na aynı tonda yüklensin!
***
Dışişleri yetkilisinin açıklamasına göre, ABD’nin uçağın şöyle mi, böyle mi düşürülmüş olması umurunda değil.
“Bizim için” diyor: “Suriye’de devam eden krizin aşılması!”
Suriye konusunda yüzde 90 Türk hükümetiyle aynı düşünüyorlarmış, ama geride kalan yüzde 10; Türkiye’nin (yani RTE’nin) Suriye’de daha müdahaleci (yani askersel müdahale isteyen) tavrı içinde olmasıymış.
Sözcü, RTE ile birlikte dış politika dengelerini altüst eden Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun izlediği savaş politikasını ABD’nin, NATO’nun reddettiğini açıklıyor.
Böyyük devlet olmak zor mu zor: Herhalde şu sıralar Washington ve Moskova kulislerinde Davutoğlu’nun, “Suriye politikasını değiştirmezse Rusya’nın izole edilmesini isteyen” demeci üzerine, tabii alayla karışık irdelemeler yapılıyor olmalı.
Birden Moskova’ya gitmeye karar veren böyyük devlet Başbakanı RTE de ola ki, Putin’e “Ya Suriye politikanı değiştir ya da bak ha, Rusya’yı izole ederiz ha” demeye gidiyor.
***
Hâlâ jetimizin nasıl vurulduğu muamma.
Tartışmalara günlerdir neden karışmadığını merak ettiğim Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, dayanamadı. Olaya yeni bir boyut getirdi. “Füze benzeri bir aygıt jetimizi vurmuş olabilir” dedi.
Füze benzeri aygıt? İşte, yeni bir “muamma!”...
12 Temmuz 2012 - Cumhuriyet