Laik Dış Politika
GENELLİKLE iç politika dolayısıyla gündeme gelen laiklikten dış politika konusunda da söz etmek çok kişiye tuhaf gelebilir. Çünkü o alanda başka kavramlardan söz edilse de laikliğin akla gelmesi pek doğal değil. Çünkü, dış politikanın temel kavramı “ulusal çıkar”dır; onu savunmayan bir dış politikaya “ulusal” denemez. Şimdinin Türk dış politikasında tartışılması gereken önemli sorun tam da bu.
Evet, ara sıra, acaba dinsel ve hatta mezhepsel kaygıların ya da tercihlerin ulusal çıkarı kollama hedefinin önüne geçip geçmediğini ya da ona zarar verip vermediğini kendi kendine sormadan edemiyor insan.
Gerçekten, dış politika konularına bu açıyla bakınca ya da dışta yapılan yorumlara rastladıkça, iktidarın ulusal çıkar ile din ya da mezhep yakınlığı arasında hep ulusal çıkardan yana tercih yaptığını söylemek pek kolay olmuyor.
Aksi gibi en sık gündeme gelen ve sonuçlarıyla büyük önem taşıyan da bu tür sorunlar olmakta. Bunların inançlarla ilgili olması, soru konusu yapılıp eleştirilmesini zorlaştırıyor. İnsanların inançlarını zedelemeden bir dış politika konusunu teşrih masasına yatırarak irdelemek kolay değildir.
Gündemin en kritik maddesi olarak Suriye konusunu ele alalım. O ülkeyi yönetenlerin karmaşık bir nüfus yapısı ortamında tutturdukları çizgi, içte ve dışta sık sık, önyargılara dayandığı söylenip en azından tartışmalı sayılan abartılı yorumlara yol açmakta. Örneğin, baskıya ve zulme uğrayanların hep Sünniler olduğu ve Türkiye’de yahut başka bazı Müslüman toplumlardaki tepkinin bundan ileri geldiği söyleniyor. Ankara’nın Somali ve Myanmar gibi ülkeler için izlemekte olduğu politikalarda da aynı vurgu farkı dikkat çekmekte. Böyle olunca, laikliği şaşmaz ilke olarak gözetmek, aynı zamanda dış politikanın da ulusal çıkar dışında başka tutkulara kaymasını önleyecek bir zorunluluk sayılmalıdır.
