Seveni Sevmeyeni...


Aygün vakası kimi olaylar gibi bir iki gün sonra unutulacak vakalardan değil.

Hüseyin Aygün, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Tunceli’de söylediklerini ve yaptıklarını “Gel, Meclis çatısı altında

söyle ve yap” diye ısrarı üzerine seçime girdi.

Milletvekili seçildi. Parlamentoya gelir gelmez liderinden aldığı hızla kolları sıvadı.

Dersim olaylarını bir isyanın acı ve elbette onaylanması olanaksız kimi yönlerini topyekûn katliama çevirerek gündeme girdi.

Milletvekili olduğu partiyi, kurucusu Atatürk’ü, partinin eşsiz genel başkanlarından İnönü’yü, üstelik insanlığa aykırı suçlar işlediler diye suçlayan demeçler verdi.

Partisi ve genel başkanı, bu çıkışlara ve girişimlere sessiz kaldı. Adeta Aygün’ü destekleyen davranış sergilediler.

Hüseyin Bey’in, Dersim olaylarını tek yanlı, CHP’yi baştan sona karalayan üslubunu parti içinde ve dışında eleştirenler; ayıpsanacak bir davranış, bir olgu imiş gibi, ulusalcı ve milliyetçi diye suçlandı.

Fakat şimdi değişik bir tablo var önümüzde.

***

Aygün’ün, Tunceli’ye döner dönmez yaptığı açıklamalar, “özlediği Dersim dağlarında” PKK’nin konuğu olarak, “genç arkadaşları” ile geçirdiği 48 saat...

… “Oralardaki teröristlerin, izlediği perişan hallerinden de etkilendiğini” içeren söylemler, parti içinde ve dışında kimi gözlerin açılmasına neden oldu.

Kılıçdaroğlu’ndan Aygün’ün PKK’ye sempati ile bakan söylemlerine, hatta kimi çevrelere göre, örgütün Aygün aracılığıyla CHP’ye izlemesi gereken politikaları telkin eden sözlerine tepki yok!

Yok ama Kılıçdaroğlu’na yakın genel başkan yardımcıları örneğin Faruk Loğoğlu, “Aygün’ün açıklamalarının partiyi bağlamadığını, kişisel görüşleri olduğunu ve önümüzdeki günlerde tartışma konusu olacağını” söyledi.

Parti sözcüsü Haluk Koç da Aygün’ün sözlerini “Duygusallık içeren boyutları var. Kişisel görüşüdür. Bazı noktaları CHP’nin düşüncesiyle paralel değildir” diye değerlendirdi.

Metin Feyzioğlu, Aygün’e sert çıktı. “Terör örgütü ile ordumuz, polisimiz eş tutularak ‘Karşılıklı silah bırakalım’ denilerek demokrat olunmaz” dedi.

***

Aygün’ün söylediklerini olumlu açıdan değerlendiren tek genel başkan yardımcısı ise zamanında PKK’lilerin avukatı, açık istihbarat yapan kuruluşlarla ilişkisi ve oralardaki kod adı ile anılan; “CHP’de rahatsızlık yok” diyebilen Sezgin Tanrıkulu!

Aygün’ün açıklamalarından çıkardığı sonuç ise ne partisinde ne de parti dışındaki değerlendirmelerle örtüşmüyor.

Sezgin Beyefendi, örgütün silah bırakmak istemediğini içeren genel kanının aksine, “örgüt üyelerinin dağda kalmak istemediğini, sosyal, siyasal yaşama katılmak istediklerini” duyuran ifadelerinden yararlanılmasını dayatıyor ve...

… İktidarıyla muhalefetiyle kaçırma olayının tamamen örgüt propagandası olduğu inancının tersine bir değerlendirmeyle, PKK’nin silah bırakmaya neredeyse hazır olduğuna inanılmasını istiyor.

***

Hüseyin Aygün, partisinin bugüne dek izlediği siyasete; örgüt koşutunda eklediği görüşle piyasaya yeni bir akımın çıkmasına vesile oldu.

Ben de Ermeniyim, ben de Hrant Dink’im diyenlere ek yeni bir akım!

Siyasetçi Aygün’ü kimler seviyor sevmiyor; kimler karşı çıkıyor, kim çıkmıyor, dün Hürriyet’teki bir köşe yazısından öğrendik.

Önce Aygün’e karşı olanlar:

Yazı, Aygün’ü: “Tunceli’de BDP’yi geriletmiş bir adamdır, BDP sevmez.

Örgüt cinayet işliyor demiştir, örgüt de hoşlanmaz.

Klasik CHP’li değildir. Klasik CHP’lilerle uğraşmanın tadına varmış olanlar onun karşısında ne söyleyeceklerini bilemezler. İktidar çevreleri de hiç haz etmezler ondan.

Devletimiz her daim haklıdır anlayışında olan ulusalcı ve milliyetçi de gerçeklerin tersyüz edilmesini mubah olduğunu düşünenler de sevmezler” diyor.

Pekâlâ! Karşı olmayanı yok mu Aygün’ün? Var, elbette var!

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan!

Onca karşı kuruluşa, görüşe karşın Aygün’ün yanında olduğunu dünkü yazı başlığında ilan etti:

“Ben Hüseyin’ciyim!”