Diyanet’ten yine tık yok!
Sevgili okuyucularım, burada kaçıncı kez yazıyorum ve Diyanet’e çağrıda bulunuyorum:
“29 Ekim hepimizin ulusal bayramı, en önemli günlerimizden biridir. O gün için emir verin, camilere bayrak astırın…”
Valla duvardan ses geliyor, Diyanet’ten gelmiyor.Bu öneriye ne evet demeleri mümkün oluyor, ne de hayır.
Evet deseler, başlarına iş açılacak, hükümetten fırça yiyecekler! Hayır deseler büyük tepki alacaklar.
Ben şimdi önerimi hafifletiyorum ve yeni bir öneri getirmek zorunda kalıyorum:
Ey Diyanet, ben düşündüm ki, Türkiye’nin her yerindeki camilere bayrak asamazsınız. Örneğin Güneydoğu’da bulunan camilerde bunu size yedirmezler.
Hiç değilse “Uygun yerlerde” olanlara assanız!..
Ankara, İstanbul, İzmir, Karadeniz, Akdeniz, Ege, Marmara, Orta Anadolu
bölgeleri gibi…
* * *
Burası Türkiye Cumhuriyeti. Hepimizin ortak simgesi ve kutsalı, ay yıldızlı al
bayrağımız. 29 Ekim, hepimizin Cumhuriyet Bayramı.Ey Diyanet, sen neden
korkuyorsun?
Sen bu ülkenin, bu insanların kurumu değil misin? Paranı ve maaşlarını bu
devletten almıyor musun?
Bu devlet kimin devleti?
Bu bayrak kimin bayrağı?
Cumhuriyet Bayramı’na şunun şurasında altı gün kaldı.
Ey Diyanet, sen neden korkuyorsun?
* * *
İşin ilginç yanı nedir biliyor musunuz? Türkiye’nin pek çok yerinde müminler ve
yurtsever imamlar, kendi camilerine bayrak çekiyorlar… Ve Diyanet bunlara elbette ki ses çıkaramıyor.Bugün size ayrıca İzmir Karşıyaka’dan bir fotoğraf iletiyorum.
Mustafa Kemal Paşa Camisi. Karşıyaka’nın merkezinde, Çarşı Caddesi’nde.
Akşamları ışıklara boğulan cami isminin yanında yine ışıklı olarak Atatürk’ün imzası var. Diyanet’e örnek olmasını dilerim!
Dalan’ın hakkını yeme
Tayyip önceki gün İstanbul Haliç’te bazı açılışlar yaptı. Tayyip’in yandaş-yalaka medyası dün bu haberle doluydu.Haliç’i masmavi yaptıklarını, adam ettiklerini, şimdi Boğaz suyunu Haliç’e verip orasını temizlediklerini falan anlattı.Yine milleti kandırmaya yeltendi.
Şöyle ki; Haliç’i adam eden kişi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı
Bedrettin Dalan’dır. ANAP döneminin belediye başkanı idi. Onun o meşhur sözü hiç
aklımdan çıkmaz:
“Haliç gözlerimin rengini alacak.”
Dalan’ın gözleri mavi.Gerçekten de büyük paralar harcadı, Haliç’in çevresindeki o iğrenç binaları yıktırdı ve çevreyi park yaptı. Bugün oraya gittiğinizde suyu mavi, çevresi yeşil bir Haliç görürsünüz. Bu arada hatalar olmadı mı? Elbette oldu. Bazı tarihi binalar da yıkıldı ama Haliç adam edildi.
Ancak aynı Dalan döneminde Boğaziçi yağmaya açıldı, sırtlara villalar yapıldı.
Gazeteci abimiz Hasan Pulur’un o dönemde söylediği bir söz çok doğrudur:
“Dalan’ın Haliç’e heykeli dikilmeli, Boğaz’da ise idam edilmeli!”
Tayyip törende diyor ki “Ben 1994 yılında Büyükşehir Belediye Başkanı olduğumda Haliç bir pislik yuvasıydı, bataklıktı. Pis kokulardan geçilmezdi.”Yine doğru söylemiyor. O görevde kendisinden önce bulunan Dalan Haliç’i temizlemiş, pırıl pırıl yapmıştı.
Milleti her olayda kandırdığı gibi, bu olayda da aynı şeyi yapmaya kalkışıyor!
* * *
Söz Dalan’dan açılmışken, onun nerede olduğunu bilmeyenler, ya da unutmuş olanlar için kısaca anlatayım.Dalan şimdi nerede, ne yapıyor?
Dalan kaçak!..
Onu Ergenekon davasından tutuklamak istediler. Hakkında hiçbir somut belge ve bilgi olmamasına karşın tutuklama kararı çıkardılar… Çünkü Dalan kendilerinden değildi.
Yeditepe Üniversitesi ile İstek Vakfı’nı kurmuş, AKP’nin bu kurumları da ele geçirmesine izin vermemişti.
Bu durumda Dalan’ın da safdışı bırakılması gerekiyordu ve Ergenekon’dan tutuklama kararı çıkarıldı.
Dalan yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.Bizim hükümet, kırmızı bülten çıkarıp Dalan’ın iadesini istedi.Ancak Alman Hükümeti bu istemi reddetti. Gerekçe olarak da Dalan’ın suçlu değil siyaseten aranan bir kimse olduğunu bildirdi.
Dalan şimdi Almanya’da özgürce yaşıyor.
Sinan Meydan’ın yeni kitabı
1975 doğumlu genç bir araştırmacı. Atatürk ve Atatürk dönemini anlatan çok ilginç
kitaplar yazıyor, yazdıklarını belgelerle kanıtlıyor. Bugüne kadar yayınlanan 13 kitabından bazıları şunlar:“Atatürk’ü Doğru Anlamak İçin Nutuk’un Deşifresi,
Kurtuluş Savaşında Fenerbahçe ve Atatürk, Atatürk’le Allah Arasında, Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları, Sarı Paşam, Mustafa Kemal, İttihatçılar ve 2. Abdülhamit, Atatürk ve Türklerin Saklı Tarihi, Türk Tarih Tezinden Türk-İslam Sentezine, Cumhuriyet Tarihi Yalanları…”
Ve dün, genç araştırmacı Sinan Meydan’ın son kitabını bitirdim ve kendisini arayıp
kutladım. Bu kitabı sizin de okumanızı isterim:
“İşte Türkiye’nin Kurtuluş Reçetesi. Akl-ı Kemal.
Atatürk’ün Akıllı Projeleri.”
(İnkılap Yayınları.)
Savaştan çıkmış ülkenin parası yoktu, insan gücü yoktu. İşte bu koşullarda o fakir ülke kendi sanayisini, fabrikalarını kurdu, demiryolları ve köprüler yaptı. Yurdun dört bir yanında bacalar tütmeye başladı.Dokuma fabrikaları, şeker fabrikaları, silah fabrikaları…Kapitülasyonlar kaldırıldı, kalkınma planları hazırlandı.
O dönemde yapılan fabrikaların ve kurulan tesislerin tümü şimdi eşe dosta ve yabancılara peşkeş çekilmiş durumda. Yerlerine alışveriş merkezleri, apartmanlar dikildi. Oluşan korkunç rantı AKP’li yandaşlar cebe attı.
Türkiye yeniden emperyalist kuşatmanın esiri oldu.
* * *
Atatürk hastaydı. 1 Kasım 1938 günü Meclis’i açış konuşmasını onun yerine
Başbakan Celal Bayar okudu. Bir vasiyet niteliğindeki son sözlerinde Atatürk şöyle
diyordu:
“Birinci beş yıllık sanayi planımız bitmek üzeredir. Ayrıca üç yıllık maden işletme programı düzenlenmiş ve uygulanmasına başlanmıştır…”
Hazırladığı konuşmada şekerden gemi sanayine, makine ve kimyadan limanlara kadar her şeye değiniyordu.Sinan Meydan konuları o kadar güzel anlatmış ki… Hele yağmaya açılan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası olayını fotoğraflarda ne güzel
sergilemiş.Atatürk yapıyor, sonraki yağmacılar yok ediyor.Sinan Meydan’a ellerine sağlık diyorum. Sadece bunu değil, öteki kitaplarını da okumanızı öneriyorum…
Çünkü Atatürk dönemini iyi bilmezsek, bu dönemin yalan kampanyasına karşı duramayız.
