İki bayram arasına bile ayrım sokuldu!


Dini bayramlar, “şefkati, merhameti, muhabbeti paylaşma günleridir” diye anlatılır.
Kardeşlik.
Hayırseverlik.
Dostluk.
İyiliği yüceltme.
Kötülüğü geriletme.
Düşmanlıkları unutma.
Kinlenmeyi durdurma.
Ve insanın içinde mevcut olduğuna inanılan temiz düşünceleri çiçeklendirme günü olduğuna vurgu yapılır.
Sadece vurgu yapılır.
Müslümanların çoğunluğu için bayram deyince akla “kurban kesip etini yemek” gelir.
* * *
Her bayram yaşıyoruz.
Kaçan kurbanlıklar.
Kurbanlık kovalayanlar.
Çocukların, gençlerin, insanların, bayram sonrası için belleklerinde izi kalan; kardeşlik, iyiliği yüceltme, kötülüğü geriletme, düşmanlıkları unutma, kinlenmeyi durdurma duygusu olmayacak.
İşte iki bayram denk geldi.
Kurban Bayramı ve hemen ardından 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı…
Gerçekten anlamlı!
Hani “olmaz” denir ya!
Rastlanmadık!
Ölçüsü bulunmayan!
Kalıba uymayan!
İki Bayram:
Biri kırgın yapıldı.
Öbürüne neşe katıldı!
İki bayramın arasına bile ayrımcılık sokuldu.
* * *
Aynı haftaya denk gelen Kurban Bayramı’na neşe, sevinç içinde girilirken Cumhuriyet Bayramı kırgınlıkla karşılanıyor. 29 Ekim gününü “Cumhuriyet’e bağlılık yürüyüşü” ile kutlayacak olanlara izin verilmeyeceği açıklandı. İstanbul’da da Kadıköy Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında “Cumhuriyet Bayramı için caddenin süslenmesi” konusunda gerginlik çıktı. Ankara Valisi yasak koydu.
Kanuna aykırı buldu.
29 Ekim yürüyüşü engellenecek.
* * *
Görüyorsunuz.
Aynı günlerde iki bayram.
Biri gücenme dolu.
Dargınlık yüklü.
Diğeri dini iklimli.
Şefkat, muhabbet paylaşmalı.
Anadolu kültür sentezinde; kardeşlik, hayırseverlik, dostluk, iyiliği yüceltme, kötülüğü geriletme, düşmanlıkları unutma, kinlenmeyi durdurma ve insanın içinde mevcut olduğuna inanılan temiz düşünceleri çiçeklendirme günü olan Kurban Bayramı’ndan Cumhuriyet Bayramı’na “bir muhabbeti paylaşma” çıkmadı.
Şefkat eli uzatılmadı.
Ülkemiz insanları bir yandan muhabbeti paylaşmayı öneren Kurban Bayramı’nı öbür yandan cumhuriyetin kuruluş coşkusunu yaşayıp yaşatma duygusunu birlikte paylaşabilecekler, kim bilir kaç yılda bir rast gelen fırsatı yakalamışlardı.
Fırsat kaçırıldı.
* * *
Bilerek mi yapılıyor?
Cinnet sayılır.
İnsanlar, bayramlarını bile “dindarlar ve laikler” diye ayrılacakları iki dargın, küskün tarafta bölünmek ortamına itilirlerse bundan kime ne fayda çıkar?

Hilmi Özkök’ten açıklama
Emekli Orgeneral ve eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, “Acı bir öykü! Acı bir soru” başlıklı yazıma bir açıklama gönderdi.
Okurumun bilgisine sunuyorum.
“Sayın DOĞRU. 15 Ekim tarihli köşenizdeki Aydın ÖZDALGA’dan alıntınızda yer alan hakkımdaki iddialar tamamen yanlıştır. 4 Ekim’de TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nda da ifade ettiğim üzere, ben 12 Eylül ile ilgili hiçbir planlama faaliyetine katılmadım. Milli Güvenlik Konseyi (MGK) karargahında ve hiçbir diğer görevlerimde Basın ve Halkla İlişkiler görevi almadım. MG Konseyi Genel Sekreterleri Sayın Orgeneraller Haydar Saltık (merum) ve Necdet ÜRUĞ’un birer yıl Özel Kalem Müdürlüğü görevini yaptım.
Bu görev tamamen askeri bir görevdir.
Tayinen geldim ve tayinen başka göreve atandırıldım. Durumu bilgilerinize sunar, düzelteceğiniz ümidini taşırım. Saygılarımla!
Emekli Orgeneral Hilmi Özkök.”