Hilmioğlu’nun bir tek kelepçesi eksikti


12 Ey­lül 1980 as­ke­ri dar­be­sin­den ön­ce TBMM’­de mil­let­ve­kil­le­ri­nin ya­nı sı­ra se­na­tör­ler de bu­lu­nu­yor­du. M­a­raş Se­na­tö­rü Hil­mi Soy­dan, 1978’de El­bis­tan Hü­kü­met Ko­na­ğı’­nın önün­de uğ­ra­dı­ğı si­lah­lı sal­dı­rı so­nu­cu ha­ya­tı­nı kay­bet­ti.
O gün, Tür­kan Soy­da­n’­ın en acı gü­nüy­dü. Eşi­ni kay­bet­miş, oğul­la­rı Ha­ya­ti, Fa­tih ve İh­sa­n’­la baş ba­şa kal­mış­tı. Tür­kan Ha­nım ve ço­cuk­la­rı, se­na­tör Hil­mi Be­y’­i hiç unut­ma­dı ve onun adı­nı ya­şat­mak için “Soy­da­n” olan so­yad­la­rı­nı “Hil­mi­oğ­lu­” ola­rak de­ğiş­tir­di­ler. Hil­mi Be­y’­in oğul­la­rı Ha­ya­ti ve İh­san hu­kuk fa­kül­te­si­ni bi­ti­rir­ken, Fa­tih ise ba­şa­rı­lı bir tıp dok­to­ru ol­du. Rek­tö­rü ol­du­ğu üni­ver­si­te, ka­ra­ci­ğer na­kil­le­riy­le ün yap­tı. İş­te, bi­zim so­ya­dı­nı “Hil­mi­oğ­lu­” ola­rak bil­di­ği­miz ‘Er­ge­ne­kon Da­va­sı­’n­da 17 Ni­san 2009 ta­ri­hin­den bu ya­na tu­tuk­lu olan Prof. Dr. Fa­tih Be­y’­in, ba­ba­sı­nın adı­nı ya­şat­mak için so­ya­dı­nı de­ğiş­tir­di­ği­ni, Ko­ca­te­pe Ca­mi av­lu­sun­da Ta­ki Do­ğa­n’­dan öğ­ren­dim.
Ka­ra­r jan­dar­ma­ya bı­ra­kı­lıyor
Baş­kent Üni­ver­si­te­si Hu­kuk Fa­kül­te­si öğ­ren­ci­si Emir Hil­mi­oğ­lu, iki ar­ka­da­şıy­la bir­lik­te tra­fik ka­za­sı ge­çir­di ve ha­ya­tı­nı kay­bet­ti. Ce­za­evin­de­ki ba­ba Fa­tih Hil­mi­oğ­lu­, oğ­lu­nun öl­dü­ğü­nü te­le­viz­yon­dan öğ­ren­miş­ti. Fa­tih Be­y’­in ağa­be­yi Ha­ya­ti Hil­mi­oğ­lu, Si­liv­ri Cum­hu­ri­yet Baş­sav­cı­sı ile geç­ti­ği­miz pa­zar gü­nü Çağ­la­yan Ad­li­ye­si­’n­de­ki nö­bet­çi Cum­hu­ri­yet Sav­cı­sı­’nın yar­dım­la­rı­na, pa­zar gü­nü he­ye­tin top­la­nıp izin ver­me­si­ne yü­rek­ten te­şek­kür edi­yor. İn­san­lar acı­lı anın­da ya­pı­lan­la­rı hiç unut­mu­yor.
Ön­ce mah­ke­me ka­ra­rı­nı oku­yo­rum. 14 Ekim 2012 ta­ri­hin­de İs­tan­bul 15’in­ci Ağır Ce­za Mah­ke­me­si, oğ­lu ve­fat eden Prof.Dr. Fa­tih Hil­mi­oğu’­nun, ce­na­ze­ye ka­tı­la­bil­me­si için ka­rar ve­ri­yor. O ka­rar­da şöy­le de­ni­li­yor:
“Ge­re­ği dü­şü­nül­dü: Fa­tih Hil­mi­oğ­lu­’nun, gü­ven­lik ba­kı­mın­dan baş­ka­ca bir sa­kın­ca oluş­tu­rul­ma­ma­sı ko­şu­luy­la dış gü­ven­lik gö­rev­li­si­nin re­fa­ka­tin­de tak­di­ren yol iz­ni ha­riç iki gün izin ve­ril­me­si­ne, ka­ra­rın sa­nı­ğın bu­lun­du­ğu ce­za­evi­ne gön­de­ril­me­si­ne, izin sü­re­si için­de ge­ce ko­nak­la­ma­sı ge­rek­ti­ğin­de bu­lun­du­ğu yer ce­za in­faz ku­ru­mun­da mı, yok­sa evin­de v.s. yer­de mi ge­çi­re­ce­ği hu­su­su­nun gü­ven­lik du­ru­mu­nun kol­luk­ça be­lir­len­me­si­ne ka­rar ve­ril­di.”
8 as­ker, 5 po­lis­le ce­za­evi­ne
Oğ­lu­nun ölüm ha­be­ri­ni ce­za­evin­de te­le­viz­yo­nun alt ya­zı­sın­dan öğ­re­nen Fa­tih Hil­mi­oğ­lu, ge­rek­li izin­ler alı­nıp An­ka­ra­’ya gö­tü­rü­le­ce­ği za­man, ai­le yal­nız Fa­tih Be­y’­in de­ğil, bir teğ­men, üç ça­vu­şun da uçak gi­diş-dö­nüş bi­let­le­ri­ni al­dı.
An­ka­ra­’ya gel­dik­le­rin­de, Hil­mi­oğ­lu, eşi Nur­han Ha­nı­m’­la oğ­lu­nun acı­sı­nı bi­le ya­şa­ya­ma­dan Jan­dar­ma ta­ra­fın­dan sa­at 21.00’de am­bu­lans­la Sin­can Ce­za­evi’­ne gö­tü­rül­dü. Bu kez tam 8 as­ker, 5 po­lis ko­ru­ma gö­re­vi ya­pı­yor­du. As­lın­da, mah­ke­me ka­ra­rın­da Hil­mi­oğ­lu­’nun ne­re­de ka­la­ca­ğı­na ka­rar ver­me yet­ki­si jan­dar­ma­ya bı­ra­kıl­mış­tı. As­ker is­te­sey­di Hil­mi­oğ­lu evin­de ka­la­bi­le­cek­ti. Bu­nun ör­nek­le­ri de var. An­cak, bu izin Hil­mi­oğ­lu­’na ve­ril­me­di. Ev­de Ku­r’­an-ı Ke­rim oku­nur­ken, ‘git­me sa­ati­’ gel­di­ği için Hil­mi­oğ­lu yo­la çı­ka­rı­lı­yor­du. Ney­se ki, acı­lı ai­le­yi, Ma­lat­ya İnö­nü Üni­ver­si­te­si­’n­den ge­len öğ­re­tim üye­le­ri ev­de yal­nız bı­rak­ma­mış­tı.
Jan­dar­ma Ge­nel Ko­mu­tan­lı­ğı yet­ki­li­le­ri­ne, “Hil­mi­oğ­lu, ce­za­evin­de de­ğil de evin­de ka­la­maz mıy­dı?” di­ye sor­du­ğum­da Ce­za ve Gü­ven­lik Ted­bir­le­ri­nin İn­fa­zı Hak­kın­da­ki Ka­nu­nun 116’n­cı mad­de­sin­de, ‘İ­zin­li ola­rak gön­de­ri­len tu­tuk­lu ya da hü­küm­lü bu­lun­du­ğu yer ce­za ve in­faz ku­ru­mun­da, ce­za­evi­nin bu­lun­ma­ma­sı ha­lin­de ise kol­luk ta­ra­fın­dan uy­gun bu­lu­nan yer­de tu­tu­lu­r’ hük­mü bu­lun­du­ğu­nu, do­la­yı­sıy­la bu­nun bağ­la­yı­cı ol­du­ğu­nu söy­le­di­ler. Ya­ni, Jan­dar­ma Ge­nel Ko­mu­tan­lı­ğı­’nın ge­nel uy­gu­la­ma­sı­nın Hil­mi­oğ­lu için de ge­çer­li ol­du­ğu­nu be­lirt­ti­ler.
Hiç de­ğil­se ke­lep­çe ta­kıl­ma­mış­tı
Sa­bah sa­at 07.00’de Hil­mi­oğ­lu, ce­za­evin­den yi­ne çok sı­kı gü­ven­lik ön­lem­le­ri al­tın­da alı­nıp evi­ne ge­ti­ril­di. Ko­ru­ma ola­rak yi­ne bir teğ­men, bir ast­su­bay, 6 uz­man­ça­vuş ve çok sa­yı­da si­vil bu­lu­nu­yor­du. İş­te, bu ka­dar ko­ru­ma al­tın­da tu­tul­ma­sı ala­bil­di­ği­ne ya­dır­gan­dı.
Hil­mi­oğ­lu, bit­kin bir bi­çim­de eşiy­le bir­lik­te Ko­ca­te­pe Ca­mi­i’­ne ge­lir­ken ko­ru­ma çem­be­ri al­tın­day­dı. 3.5 yıl­dır ce­za­evin­de tu­tu­lan ka­ra­ci­ğer kan­se­ri­ne ya­ka­lan­mış bir bi­lim ada­mı, oğ­lu­nun ce­na­ze­si­ne ne­re­dey­se 15 gü­ven­lik gö­rev­li­si­nin ko­ru­ma­sı al­tın­da ge­ti­ri­li­yor­du. Hil­mi­oğ­lu­’nun bu ha­li ger­çek­ten yü­rek ya­kı­yor ve in­san­la­rı ağ­la­tı­yor­du. Ora­da ço­ğu ki­şi ‘ke­lep­çe­li olup ol­ma­dı­ğı­nı­’ me­rak et­ti. Hiç de­ğil­se, ke­lep­çe ta­kıl­ma­mış­tı.
Hil­mi­oğ­lu­’na te­le­fon­la ula­şıp, söy­le­ye­ce­ği bir şe­yi olup ol­ma­dı­ğı­nı sor­du­ğum­da, se­si tit­ri­yor, ça­re­siz bir bi­çim­de, “Ne söy­le­ye­bi­li­rim ki, her şey or­ta­da­” di­yor­du.
Ko­ca­te­pe Ca­mi­i’n­de ban­kın üze­rin­de otu­ran, ya­ka­sın­da Ata­türk ro­ze­ti, elin­de Emi­r’­in fo­toğ­ra­fı bu­lu­nan yaş­lı bir ha­nım gör­düm. Bu, eşi öl­dü­rü­len, oğ­lu ce­za­evin­de olan, to­ru­nu­nu tra­fik ka­za­sın­da kay­be­den Tür­kan Ha­nı­m’­dan baş­ka­sı de­ğil­di.
“Ce­za­evin­de­” di­ye Fa­tih Hil­mi­oğ­lu­’nun dost bil­dik­le­ri­nin bel­ki de çok bü­yük bir bö­lü­mü ce­na­ze tö­re­ni­ne ka­tıl­ma­mış­tı. On­lar gel­mez­se bi­le ce­za­evin­den Prof. Dr. Meh­met Ha­be­ra­l’­ın, Do­ğu Pe­rin­çe­k’­in, Mustafa Balbay’ın çe­lenk­le­ri, Mü­yes­ser Yıl­dı­z’­ın ora­da bu­lu­nu­şu o ‘dost­la­ra(!)’ ders ol­muş­tur.



Saygı Öztürk