Olacağı belliydi!
Bay Gül oraya milletin değil, AKP'nin cumhurbaşkanı olarak seçildi. Yine bekleneni yaptı...
Sevgili okuyucularım, AKP-MHP koalisyonu, Anayasa’nın belli bir maddesini değiştirmek için işbirliği yaptı. Buna göre, Mart 2014’te yapılması gereken yerel seçimler öne alınacak ve Ekim 2013’te yapılacaktı.
Bunu AKP istiyordu, gerekçesi ise şöyleydi:
“Mart kışa denk geliyor. Biz böyle bir ortamda seçim yaparsak oylarımız azalır. Yeniden yapacağımız elektrik ve doğalgaz zamları kışın ortasında bizi yıpratır. O halde seçimi ekim ayında yaptıralım, yıpranma sürecini erteleyelim.”
İktidarın stepnesi ve bastonu olan Devlet Bahçeli ile partisi de bu önerinin üzerine balıklama atlayıp, iktidara destek verme görevini bir kez daha yerine getirdiler.
Hep diyorum ya, böyle muhalefet liderine ve onun partisine can kurban!
Tayyip’in en büyük şansı, MHP’den gördüğü destek ve yardımlardır.
Ancak, bu Anayasa değişikliği önerisinin Meclis’teki oylama sonuçları, AKP-MHP koalisyonunu hayal kırıklığına uğrattı. İşin sağlama bağlanması ve Anayasa değişikliğinin referanduma gitmeden kabul edilmesi için 367 oy gerekiyordu…
Ve koalisyon, 360 oy bulabildi.
Anlamı şuydu:
Meclis’te yetersiz oyla kabul edilen bu anayasa değişikliği için halkın oyuna başvurulacak ve aralık ayında referandum yapılacak.
* * *
Kabul edilen yasa, Çankaya’da AKP’nin cumhurbaşkanı kimliği ile oturmakta olan Bay Abdullah Gül’ün kararı için oraya gönderildi. Bu şahsın önünde iki seçenek vardı: İlki, yasayı her zaman olduğu gibi onaylayacak, bu takdirde aralık ayında
referandum yapılacak. İkincisi ise yasayı bir daha görüşülmesi için Meclis’e geri gönderip AKP-MHP koalisyonuna yeni bir fırsat tanıyacak. Yapılacak ikinci
oylamada koalisyonun 367 oy bulmasını sağlayacak.
* * *
Şimdi sevgili okuyucularım, size geçtiğimiz pazar günü burada çıkan “Bay Abdullah Gül Ne Yapacak” başlıklı yazımın bir bölümünü yeniden ve aynen iletiyorum. Olayı anlattıktan sonra şöyle diyorum:
“Şimdi bu durumda siz Abdullah Gül’ün yerinde olsanız nasıl bir karar verirsiniz?
Bay Gül oraya milletin değil, AKP’nin cumhurbaşkanı olarak seçildi. O makama
oturduğundan bu yana hiçbir davranışında bunun aksine bir görüntü vermedi.
Yargının, yüksek yargının, üniversitelerin ve öteki kurumların, iktidarın arka bahçesine dönüşmesi amacıyla elinden geleni ardına koymadı. Ne kadar AKP’li-İslamcı yandaşı varsa, o kurumlara onları getirdi.
Önüne gelen her yasayı, her kararnameyi gözü kapalı imzaladı.
Ben şimdi size olacakları söyleyeyim.
Tahminim şudur:
Bizim beyefendi böyle bir konuda onay verip aralık ayında referandum yapılmasını, iktidarı riske sokmayı içine sindiremez.
O halde kendince bir gerekçe bulacak ve ‘İnşallah bu kez yapılacak oylamada 367’yi bulurlar’ umuduyla yasayı Meclis’e iade edecektir.
AKP’nin cumhurbaşkanı olmak kolay iş değil yani! Onu oraya babalarının hayrına
seçmediler.
Bekleyelim, hep birlikte görelim.”
Evet, birkaç gün bekledik ve sonucu hep birlikte gördük!
* * *
Bunları günler öncesinden bilip böyle açıkça yazmak biraz yürek işidir.
Belki şimdi bana “Arkadaş sen nasıl bildin” diye soracaksınız! Ben bunların ciğerinin içini bilirim, bu ülkeyi nasıl yönettiklerini de çok iyi bilirim.
Otomatik onay makinesi bu kez ters yönde, ama yine AKP’nin çıkarına göre çalıştı. Bu kez otomatik onay vermek yerine, işlevini ve görevini tersten, geri göndererek yerine getirdi!
Valla bu arkadaşa sadece “Helal sana bu yollar, tarafsız cumhurbaşkanı denilen şey, işte senin gibi olmalı!”, Bay Devlet Bahçeli’ye ise “Senin gibi muhalefete can kurban. AKP’ye stepne olmaya devam et” demek geliyor içimden…
Ve aynen böyle diyorum.
GİZLİ TANIK REZALETİ
Silivri mahkemelerinde yargılanan ve nice hukuksuzlukla boğuşan sanıklar aleyhine konuşan, ya da konuşturulan birileri var.
Gizli tanıklar!
Kim olduğu sadece mahkeme tarafından bilinen bu adamlar mahkemeye getiriliyor, hemen her duruşmada esip gürlüyor, masum insanları gaddarca suçluyorlar.
İfade verirken sesleri teknik olanaklarla değiştiriliyor. Yüzleri görülmüyor. Sanıklar,
kendilerini suçlayan bu şahısların kim olduğunu bilmiyor.
Bir sürü kerameti kendinden menkul adam piyasaya sürülüp gizli tanık olmaları sağlanıyor.
* * *
Hayatın her aşamasında hepimizin karşısına böyle gizli tanıklar çıkarılması mümkündür. Verir ifadesini… Örneğin der ki “Ben onu yıllardır tanırım. Çocuk tacizcisidir, tecavüzcüdür, zamanında uyuşturucu ticareti yapmıştır, silah kaçakçılığına da bulaşmıştır. Ayrıca kumar borçları vardır…”
Kimliği bilinmeyen gizli tanık herkesi böyle suçlayabilir… Ve siz bu suçlamalar nedeniyle en ağır cezaları alabilirsiniz.
Silivri’de işte bunlar oluyor. Masum insanların karşısına çıkarılan, kimliği bilinmeyen, ortaya ismiyle çıkamayan bu yüreksiz adamlar yalanlar söyleyip herkesi alabildiğince suçluyor…
Ve işin en kötüsü, yargı bunların tanıklığını kabul ediyor, onların suçlamaları doğrultusunda kararlar veriyor.
* * *
Son olarak Yüksel Dilsiz isimli bir gizli tanığın marifetleri ortaya çıktı. Ergenekon duruşmalarında “Ahmet Faruk” kod adıyla tanıklık yapmış, insanları suçlamıştı. Sonra gerçek kimliği açığa çıktı ve medyada yer buldu.
Şimdi bu şahıs Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı ve küçük yaşta erkek çocuğa tecavüzden 31 yıl hapis cezası aldı. Daha önce de sekiz ayrı küçük çocuğa tecavüz suçları vardı ve halen hapishanede!
Kendi ifadesine göre, Nur cemaatinde yetişmiş.
Şimdi bir başka gizli tanık örneği vereyim:
Yine Ergenekon davasında ñDanıştay saldırısıyla ilgili- gizli tanık olarak dinlenen, pek çok kişiyi suçlayan ve gerçek ismi zamanla ortaya çıkan Osman Yıldırım. Geçmişte aldığı cezalar şöyle:
Kasten adam öldürmeye teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımaktan dokuz yıl hapis. Nüfus kağıdında sahtecilik yapmak. Öz yeğenine fuhuş yaptırmaktan iki yıl altı ay hapis. (Bir de ablasını öldürmekten 20 yıl hapis aldığı kayıtlarda geçiyor ama onu belgeleyemedim.) Bu şahıs da halen hapishanede.
Geçtiğimiz Salı günü Ergenekon davasında gizli tanık Aydos dinleniyor, Arap asıllı bir şahsın yemeğine otobüs molası sırasında ilaç atıp uyuttuğunu ve parasını aldığını anlatıyordu. Avukatların “Kaç yaşındasınız” sorusuna bile mahkeme başkanı izin vermedi. “Sorunuz kabul edilmedi. Doğum tarihini biz biliyoruz. Devam ederseniz mikrofonu keserim” dedi.
Adaletin adam yerine koyup değer verdiği, suçlamaları üzerine hüküm kurduğu şu gizli tanıklara bakar mısınız! Tutuklu sanıkların ve avukatlarının bunlara soru sorması bile mahkeme tarafından ‘Kimliği ortaya çıkar’ gerekçesiyle sık sık yasaklanıyor.
* * *
Emin Çölaşan’ın notu: Allah kimseye evlat acısı vermesin. Oğlunun cenazesine katılmasına izin verilen ve gecelerini Ankara’da Sincan hapishanesinde geçiren
değerli tıp adamı Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Silivri hapishanesine döndü. Bir şeyi merak ediyorum:
Aynı hapishanede bulunan dostları kendisine başsağlığı dilemek istediyse, acaba iki dakikalık bir ziyarete izin verildi mi, verilmedi mi?
Verilmiş olması bir insanlık gereğidir. Ama “Böyle bir kural yok, başsağlığı dilemek de yasaktır” denildi ise, insanlık dışıdır.
Emin Çölaşan
