10 Kasım’da Anıtkabir’e…


Sevgili okuyucularım, Ankara’da düzenlenen görkemli Cumhuriyet yürüyüşü, bazılarını fena halde korkuttu. Hele iktidar partisi iyice korktu. Gördüler ki, bu ülkede yurtsever, laik, Cumhuriyet rejiminin ilkelerine sahip çıkan Atatürkçü insanlar bütün baskılara ve yaratılan korku imparatorluğuna rağmen bitmemiştir.
Şimdi önlerinde yine korku dolu (!) bir gün var. 10 Kasım günü bir insan seli Anıtkabir’e akacak. Bundan korkuyorlar. Hiç endişe etmesinler, aynen Cumhuriyet mitinginde olduğu gibi Anıtkabir toplantısında da hiçbir olay çıkmayacak. O gün en az bir milyon kişi Anıtkabir’e nasıl yürüdüyse, 10 Kasım günü de aynı şey olacak.
Üstelik bu kez herhangi bir birliktelik yok, bu yürüyüşü örgütleyen sivil toplum kuruluşları yok. Kitleler o gün içlerinden geldiği gibi Anıtkabir buluşması gerçekleştirecek. Her şey doğaçlama, kendiliğinden oluşacak.
Ayrıca o gün -dilerim- polis barikatları kurulmayacak, kitlelerin Atatürk’ün huzuruna
girişine engel olunmayacak.
* * *
Bunları niçin yazıyorum? Anladığım kadarıyla bazı çevreler bu 10 Kasım yürüyüşünden korktukları için, şimdi devreye bazı gazetecileri soktular ve onlara “Aman haa, sakın katılmayın” diye yazılar yazdırıyorlar.
Mümtaz Soysal önceki gün yazısında şöyle demiş:
“Kutlama değil bir anma günü olan 10 Kasım’ı aynı 29 Ekim havasıyla yaşamak büyük bir yanlış olur.”
Her devrin ve patronunun adamı olan Ertuğrul Özkök bu yazıya dayanarak almış sazı eline ve dünkü yazısında bakınız aynen ne diyor:
“Bu düşünce günlerdir kafamda aynı kelimelerle canlanıyor. Mümtaz Hoca’ya yüzde yüz katılıyorum ve ben de aynı duyguyu dile getiriyorum.
10 Kasım’da ikinci bir 29 Ekim hareketi yapmaya kalkmak yanlıştır. Hatta çok yanlıştır. Daha da ileri gidiyorum, böyle bir şeyi yapmak, 29 Ekim’de oluşan güzel duyguya da zarar verecektir.
Soysal çok açık bir ifade ile ‘Tadında bırakın’ diyor.”
* * *
Bizim Ertuğrul yönünü şaşırmış, başlığı “Bak kardeşim sakın yapmayın” olan yazısının sonraki bölümlerinde Mümtaz Soysal’a övgüler düzüyor, yazısına sığındığı Soysal’ın nasıl değerli bir insan olduğunu anlatıyor:
“Bakın, bunları söyleyen insan kim?
Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük anayasa hocalarından biri.
Cumhuriyet’e olan bağlılığını meşakkatli geçen bir hayatın her döneminde ispatlamış bir insan…
Ve 29 Ekim günü Türkiye’de oluşan coşkuya da teşhisini koyuyor: ‘Kendiliğinden oluşmuş bir coşku.’Yani diyor ki ‘Kimse bu coşkuyu sahiplenmeye kalkışmasın.’
Evet, şimdi yazısına ilk kez sığındığı Mümtaz Soysal’a övgüler düzüyor, yere göğe koyamıyor.”
* * *
Şimdi ben burada bir soru sorayım:
“Benim de olduğum dönemde Mümtaz Soysal, yani Ertuğrul’un deyimiyle Türkiye’nin
yetiştirdiği en büyük anayasa hocalarından biri olan Mümtaz Soysal, günün birinde İsmet Solak’la birlikte Hürriyet’ten kovulmuştu!
Hoca yine anayasa yazıları yazar, eleştirir, yol gösterirdi. Gazetenin genel yayın yönetmeni ve patronunun adamı olan Ertuğrul bize gelip yakınırdı:
“Yaaa kardeşim, bu kadar da ulusalcılık olmaz ki!.. Adamlar her konuyu bu açıdan ele alıp yazıyorlar. Bunlar gazetenin safrası oldular. Böyle giderse Hürriyet’te barındırmam ben onları!..”
Bir, üç, beş falan derken, İsmet Solak’la Mümtaz Soysal’ı birlikte kovdu!
Ondan sonra da değil şimdi olduğu gibi yazısına sığınmak, Mümtaz Hoca‘nın adını bile ağzına almadı, yüzüne bakmadı!
Şimdi hiç utanıp sıkılmadan çıkmış ortaya, dün Hürriyet’ten kovduğu Mümtaz Soysal’ın yazısını örnek gösteriyor, onun yazdıklarından yola çıkıp 10 Kasım Anıtkabir yürüyüşünü tu kaka ilan ediyor, sönük geçmesini sağlamaya kalkışıyor.
Yazısını da yine hiç utanmadan ve hiç sıkılmadan, şöyle bitiriyor:
“Şimdi bunu (29 Ekim yürüyüşünü) 10 Kasım zorlaması ile berbat etmek çok, çok bile değil çok çok yanlış olur.”
Ben bunların ciğerinin içini bilirim. Ben bunların hangi yazıyı hangi amaçla yazdığını da iyi bilirim. Yüzlerce kez tanık olmuşluğum vardır.
Şimdi belli ki, bu arkadaşa bir yerlerden direktif gelmiş:
“Ertuğrul, sen şimdi öyle bir yazı yaz ki, coşku frenlensin ve 10 Kasım sönük geçsin. Hem de yazında Mümtaz Soysal’dan birkaç cümle kullan ki, daha etkili olsun!”
Bunlar işte böyle kritik zamanlarda piyasaya çıkıp ortalığı bulandırmaya yeltenir.
Görevleri budur.
* * *
Sevgili okuyucularım, 10 Kasım günü Anıtkabir’de her kesimden, her görüşten en az bir milyon insanımız yine ellerinde Türk Bayrakları ve Atatürk posterleri ile görkemli bir buluşmaya katılacak.
Siyasi slogan ve particilik olmayacak. Her şey doğaçlama, her şey kendiliğinden.
Türkiye’nin dört bir yanından insanlar akın akın Ankara’ya gelecek.
Umarım polis onların il ve ilçelerinden çıkışlarına yine yasak koymayacak.
Umarım otobüsleri Ankara dışında şu veya bu nedenle durdurulmayacak.
Yine umarım, Anıtkabir yolunda polis barikatları kurulmadığı gibi, insanların üzerine su ve gaz sıkılmayacak.
* * *
Türkiye’nin bu iktidar döneminde nerelere sürüklendiğini, Atatürk kavramının nasıl yok edilmek istendiğini hep birlikte görüyoruz. İlköğretim okullarına peygamberin hayatı, Kuran dersleri koyanlar, aynı ilköğretim okullarının eğitim programlarından
Atatürk’ü resmen tasfiye ettiler.
Şimdi hazırladıkları yeni YÖK tasarısında, bu kez aynı şeyi üniversiteler için yapıyorlar.
Bu nasıl bir Atatürk düşmanlığıdır, bu nasıl utanmazlıktır!
Milletimiz bu gidişe tepki gösteriyor, 29 Ekim günü Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya gibi nice kentlerimizde milyonlarca insanımız toplanıp tavır koyuyor…
Ve hemen ardından piyasaya sürülen birisi “Aman kardeşim, 10 Kasım böyle olmasın” diye feryada başlayıp yine AKP’nin sesi oluyor.
Kimlere nasıl hizmet ettiğini çok iyi bildiğim Ertuğrul’un bu yazısı -hiç kuşkunuz
olmasın- AKP ve yandaş medya için bir işaret fişeği oldu. Şimdi aynı tantanayı onlar
sürdürecek.
Fitili ateşleme görevi yine Ertuğrul’a verilmiş, o da emri yerine getirmiş!
Ama önümüzdeki 10 Kasım yürüyüşlerinin görkemi yanında bu fişeklerin solda sıfır kaldığını görecek ve bir ders daha almış olacaklar.
* * *
Emin Çölaşan’ın notu: Dün Silivri’deki Ergenekon davasında bir komedi daha oynandı. Nice Mehmetçiğimizin katili, PKK’nın iki numaralı adamı olan Şemdin Sakık’ın gizli tanık olduğu ortaya çıktı ve herif mahkemede resmen ifade verdi!
Şu işe bakınız, Türk Ordusunun PKK ile dağlarda vuruşan nice komutanları hapiste ama itirafçı Şemdin gizli tanık olmuş, onları suçluyor.
Pes artık, sözün bittiği yerdeyiz.