ABD’nin terörle mücadelede Türkiye’ye destek verdiğini söyleyenler yanıldıklarını kabul etmiyorlar. Washington’un Türkiye’ye karşı terör örgütü PKK’yı, İran’a karşı da PJAK’ı elinin altında koz olarak tuttuğunu görmüyorlar veya göremiyorlar. İran’ın terör örgütünün lider kadrosundan olan Karayılan’ı yakalayıp serbest bıraktığı, bu süre zarfında belli pazarlıkların döndüğü, belli sözlerin alındığı yönündeki iddialar da, hem Türk kamuoyu nezdinde İran karşıtı bir hava yaratmayı, hem de terör örgütünün arkasındaki ABD varlığını gizlemeyi amaçlıyor. İran, eğer Karayılan ’ı yakalayıp da Türkiye’ye teslim etmemiş ise yanlış yapmıştır. Bunun tartışılacak yanı yoktur. Ancak şunların da sorulması gerekir: Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a yönelik olarak yapılan yaptırım konulu oylamada İran’ın yanında tavır aldıktan sonra İran’a karşı füze savunma sistemine evsahipliği yapacak çizgiye nasıl gelmiştir? Bu keskin U dönüşünün arkasında hangi irade vardır? Bu durum İran’ nasıl algılanmıştır, İran’a nasıl yansımıştır?
Habur açılımının arkasında da, Ermeni açılımının arkasında da, MİT’in PKK ile görüşmesinin arkasında da ABD’nin olduğu açıktır. Ama kimileri ısrarla PKK içinde çatışan kanatlar olduğunu, derin PKK’nın terörü sürdürdüğünü, MİT ile yapılan görüşmeleri de basına onun sızdırdığını söylüyorlar. Neredeyse örgütün bir terör örgütü olduğunu gizlemeye çalışıyorlar. ABD’nin Kuzey Irak’ta PKK’ya neden göz yumduğunu, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarına ne diye karşı çıktığını bir türlü açıklayamıyorlar. ABD işgali altındaki Irak’ta yaşanan her şeyden, bu ülkeden Türkiye’ye sızan terörden ABD’nin sorumlu olduğunu, ABD’nin izni, bilgisi, desteği olmadan PKK’nın değil Türkiye’de eylem yapmak, nefes bile alamayacağını ifade edemiyorlar. Kandil’de devriye gezen ABD askerlerinin Türkiye’yi PKK saldırılarından değil, PKK’yı Türk ordusunun harekâtından koruduğunu kavrayamıyorlar.
Oysa tablo net. Terör örgütü, ABD desteğini arkalamış. Barzani ve Talabani ile arası iyi. Dahası, rantı çok yüksek olan bir alan yaratmış kendine. Silah ve uyuşturucu kaçakçılığından, yurt içi ve dışında topladığı haraç ve aldığı bağışlardan, yeraltı ekonomisinden, mafya ilişkilerinden büyük gelir elde ediyor. Siyasi partisi ve medya gücü olan, üniversitelerde, meslek odalarında, kitle örgütlerinde yandaşları bulunan bir örgüte dönüşmüş. Diğer nedenlerin yanında, bu yüzden de terörü bitirmek, yani parasal kaynaklarını kesmeden onu yenmek mümkün değil.
Türkiye’den, terörün gölgesinde terörle müzakere yapmasını isteyenler, amaçlarına büyük ölçüde ulaştılar. Şimdi sırada bunun anayasal çerçevesini hazırlamak, yani değişen rejimin ve değişecek olan haritanın anayasasını yapmak var. Terör örgütü varlığını korudukça ve eylemlerini sürdürdükçe siyaset yapmaya devam edecektir. Kuzey Irak’ta, kendisi için ABD tarafından güvenliği sağlanan bölgede varlığını sürdürecektir. ABD’nin Türkiye’yi sıkıştırmak, dize getirmek için elinin altında tuttuğu bir aktör olarak kalacaktır. Türkiye İran’ın yaptığını yapamadığı, PJAK’a karşı sert ve etkili harekâtlar gerçekleştiremediği için de, ABD büyük ölçüde amacına ulaşacaktır. Çekiç Güç’ün bölgeye yerleşmesinden bu yana yanlış bir siyaset izleyen Türkiye, Irak’ın parçalanmasının er ya da geç Türkiye’nin parçalanması olacağını görememiştir. ABD’nin peşinden giden milliyetçiler, solcular, Atatürkçüler, muhafazakârlar, kısacası 90’ların başından bu yana TBMM’de görev alan kadrolar bölgeye yönelik ABD planlarını kavrayamamışlardır. Ve bu öngörü noksanlığı, tahlil hatası kalıcılaşmıştır. Yığınakta yapılan hatanın telafi edilmesi nasıl mümkün değilse, gelinen noktada o dönem yapılan hataların düzeltilmesi de olanaksızdır. Üstüne üstlük füze kalkanı örneğinde olduğu gibi yeni yanlışlar da söz konusudur.
Bu siyasal tablo içinde, kendi açısından en doğru siyaseti uygulayan parti, terör örgütünün uzantısı olan siyasi partidir. Geçmişte 1 Mart tezkeresini nasıl desteklemiş, komşuda pişer bize de düşer hesabı yapmış, ABD’nin Saddam’ı Irak’ta devirmesi sonrasında bu ülkenin bölüneceğini görmüş ise bugün de füze kalkanını aynı şekilde desteklemektedir. Malatya’ya konulacak olan radar üssüne hiç ses çıkarmamaktadır. ABD ile mücadele eden İran’la aynı safa düşmektense, füze kalkanıyla korunacak olan İsrail’le arayı açmaktansa, emperyalizmle tam uyum içinde çalışmaktadır. Libya ve Suriye konusunda da ABD ile tam bir uyum içindedir. BM’nin, Suriye’ye karşı yaptırım kararını çıkaramamasına üzülmesi bundandır. Dilinden barışı düşürmeyen bu partinin başbakanın “Biz tek başımıza da yaptırım uygularız” sözünü tebessümle karşılamasının nedeni budur. Çünkü emperyalizme hizmette o da sınır tanımamaktadır. Suriye’ye askeri malzeme taşıyan uçaklara hava sahasını kapatan Türkiye’ye Suriye ithalatı keserek karşılık vermiş, yani Türkiye ekonomik olarak da kayba uğramıştır. Sınır kentlerimizin de kaybı büyüktür.
Anımsanacağı üzere Körfez bunalımında da böyle olmuştu. Ambargoya herkesten önce başlayan, Batılı şirketler Saddam Hüseyin’e el altından silah satarken Irak sınırını kapatan Türkiye, o dönemde Irak’tan sonra en çok maddi kayba uğrayan ikinci ülke olmuştu. O zaman Özal ülkeyi yönetiyordu. O da yeni Osmanlıcıydı. Arap çöllerine de Orta Asya bozkırlarına da yakın dostu President Bush’la görüştükten sonra giderdi. ABD’li strateji uzmanlarından kopya çekerek “21. asır Türk asrı olacak” diyen de oydu. “Türkiye Cumhuriyeti’nin adı keşke Anadolu Cumhuriyeti olsaydı” diyen de. Kürtlüğü ve Nakşiliğini öne çıkaran da oydu, Türkiye- Azerbaycan ilişkilerini değerlendirirken “Onlar Şiidir biz Sünniyiz” diyen de.
Yeni Osmanlıcılık şimdi yine modadır. Ama yine içi boş ve slogan düzeyindedir. Öyle ki Suriye lideri Esad, Türk dışişleri bakanıyla yaptığı görüşmede “Osmanlı sultanlarının günü geçti. Suriye, Osmanlıcılığın Arapçılık yerine geçmesini asla kabul etmeyecektir. Ankara, Arap dünyasının karar merkezi konumuna bir daha asla oturamaz” demiştir. Esad’ın bu yaklaşımı, tüm Arap başkentlerinde geçerlidir. Arap halkları, Türkiye’nin Suriye ile yaşadığı gerginlikte Türkiye’nin değil, Suriye’nin yanında saf tutarlar. Bunu görmek için biraz tarih bilmek yeterlidir.
BARIŞ DOSTER
İLK KURŞUN