(Üçüncü Bölüm)
“Fethullah Gülen’e Kimler Övgü Düzdü, Kimler Meşrulaşmasına Araç Oldu?” başlıklı dizi yazının ilk bölümünde Gülen’e destek verilmesi ve meşrulaştırılması sürecinde rol alan Bekir Coşkun, Nail Güreli, Müjdat Gezen ve Hayrettin Karaca, ikinci bölümünde de Süleyman Demirel, Oktay Ekşi, Rıza Zelyut gibi kişileri mercek altına almıştım. Gülen’e destek listesi oldukça uzun ne yazık ki..
Bu yazı dizisine yine bilmecelerle devam edelim. Türkiye Cumhuriyetinin “Anadolu Ilımlı İslam Federasyonu”na dönüştürülmesi (metamorfozu) sürecinde küresel güç odakları tarafından koçbaşı rolü verilen bir cemaat liderine destek veren aşağıdaki yazıları hangi yazarlar kaleme almıştır? Fehmi Koru‘mu, Hüseyin Gülerce‘mi, Abdurrahman Dilipak mı?, Hekimoğlu İsmail‘mi, Nazlı Ilıcak‘mı, Mehmet Barlas’mı, Mehmet/Ahmet Altan kardeşler mi, Mehmet Ali Birand’ mı, Taha Akyol‘ mu, Cengiz Çandar’mı, Hasan Cemal‘ mi, Toktamış Ateş’ mi?…
Şimdi dört ayrı köşe yazısından alıntılar yaparak bu yazıların hangi yazarlara ait olduğunu tahmin etmeye çalışalım.
I-Vehbi’nin Kerrakesi
“Fethullah Gülen, gazetelerde çıkan söyleşilerinde de ılımlı bir görüntü çizmeye büyük özen gösterdi. Fethullah Hoca’yı eskiden beri izleyenler, onun bu konuda çok dikkatli davrandığını zaten bilirler. Bu tavrın takiyye olup olmadığını tartışmanın anlamı yoktur. Demokrasilerde bireylerin niyetlerini, aksi sabit oluncaya veya görüşlerin gizlendiği konusunda çok ciddî emareler bulununcaya kadar, beyanlarına dayamak zorunludur. Aksine davranış, insanları eylemlerinden ve sözlerinden değil de, varsaydığınız düşüncelerinden dolayı yargılamak olur ki, bunun da engizisyon hukukundan bir farkı yoktur..”
II-Yeni Avrasya Hedefi Tamam
“Tacikistan’da iç barış yok. Ama, halk köktendincilik yerine, Türkiye örneğini, laik cumhuriyeti tercih ediyor. Moğolistan da farklı değil. Türk düşmanlığı yok. Müthiş potansiyel var burada. 2,5 milyon nüfus, 26,5 milyon baş hayvan ve madenler. Hatta Gobi Çölü’nün dibinde el değmemiş petrol yatakları. Çin, Rusya ve Japonya’nın gözü çoktan buraya çevrilmiş. Almanlar, Amerikalılar sıraya girmiş. Moğolların güvendiği ülkelerin başında Türkiye geliyor. Halkın yüzde 90′ı Budist, Ama, Fethullah Gülen’in vakıf ve şirketlerinin altı lisesi eğitim yapıyor. Türk-Moğol Fen Liseleri’nde Türkçe ve Moğolca yanında, İngilizleri’nde Türkçe ve Moğolca yanında, İngilizce ve Rusça da öğretiliyor. Bir okul da biz oradayken açıldı. Yani T.C. henüz yok, ama gülen burada.
Parasal organizasyonu yapan bir işadamı çok çarpıcı şeyler anlattı. “Biz bu işlere ‘hayır’ diye bakıyoruz. Hocaefendi’nin irşadı ile okul açıyoruz. Hocaefendi, arap ülkelerine ve rejimlerine sempati ile bakmaz. Moğol eğitim Bakanı, okullar için protokol yapılırken en önce, ‘Bu okullarda fundamentalizim (köktendincilik) yapılamaz’ maddesini koydurdu. Her sınıfımızda da Atatürk portresi, Gençliğe Hitabesi ve İstiklal Marşı asılıdır.” Dönerken uçakta, Demirel’e “Avrasya ilişkilerinizi tamamlarken, bazı ülkelerin ayağına basmış olmuyor musunuz? Diye sordum. Yanıt, “Bu ülkeye Japonlar, Almanlar, ABD Başkanı’nın muhterem eşi gelince kimsenin ayağına basılmıyor da, biz gelince mi basılmış oluyor? O zaman çeksinler ayaklarını” oldu. İçerde didişmek yerine, biraz bu ufuklara bakmayı bir öğrenebilsek… “
III- Fethullah Hoca Devleti Geçti
“Tacikistan’da Fethullah Hocanın açtığı 5 Türk lisesi var. Okulların hepsinde Türkçe eğitim yapılıyor. Tacikler bu okullardan çok memnun. Öğrenciler ise arı gibi çalışıyor… Gezdiğimiz okullarda Atatürk posterlerinin baş köşeye konulduğunu gördük. Altında Türkçe yazılmış İstiklâl Marşımız yer alıyor. Marşı bütün öğrenciler, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi heyecanla okuyor…
Moğolistan ve Tacikistan’ın yanı sıra Fethullah Hocanın Arnavutluk, Moldova, Türkistan, Kırgızistan ve Pakistan’da da okulları var. Hocaefendi, okul yapımına çok önem veriyor. Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’da gezimiz sırasında açılan Yüksek Teknik Okulu bu konuda yeni bir örnek. Türk Devletinin yapamadığını çoğu yerde Fethullah Gülen’in okulları yapıyor. “
IV- Fethullah Gülen Devlete Bağlılığını Gösteriyor.
“Dün Milli Güvenlik Kurulu toplantısı vardı. Toplantı gündeminde İslami Sermaye hareketleri de bulunuyordu. Tam böyle bir günde Fethullah Gülen’in okullarını devlete verebileceği haberi yankılandı. Gülen yurtiçi ve yurtdışındaki 300′e yakın okulu Mili Eğitim Bakanlığı’na devredebileceklerini söylüyordu. Gülen’e çok yakın bir isme bunun gerekçesini sordum. Şunu anlattı “Bu devlete bağlılığın bir göstergesidir. Eğer devlet bu okullardan şüphe duyuyorsa, buradaki eğitimi doğru bulmuyorsa devredebileceğimizi söylüyoruz…
Nail Keçili Fethullah Gülen’e danışman oldu Reklâmcılık dünyası yepyeni bir gelişme, daha doğrusu bir işbirliği ile çalkalanıyor. Türkiye’nin en büyük reklâm ajanslarından Cenajans-Grey’in sahibi Nail Keçili Fethullah Gülen’in danışmanı oldu. Fethullah Gülen, herkesin tanıdığı, dini kişiliği ön planda olan bir cemaat önderi. Bugüne kadar hiçbir dini cemaat, profesyonel anlamda “reklâm ve tanıtım” hizmeti almak için çaba göstermemişti. Fethullah Gülen’in bu atağı, üstelik içinde bulunduğumuz politik ortam da göz önüne alındığında bana çok ilginç geldi. Haberi duyduktan sonra Nail Keçili’yi aradım. Keçili duyduklarımı doğrulayarak “Bu tam anlamıyla bir danışmanlık hizmeti” dedi. Keçili’ye “İstek Fethullah Gülen’den mi geldi?” diye sordum. Keçili “Bir süredir Fethullah Gülen’e yakın isimlerle birlikte oluyordum. Özellikle gazete ve televizyonları konusunda fikirlerimi, önerilerimi öğrenmek istiyorlardı. Sonunda Fethullah Gülen Hocaefendi ile de tanıştım, konuştum. Kendilerine elimden gelen her türlü yardımı yapmaya hazır olduğumu söyledim” karşılığını verdi.
“Türkiye İçin”
Nail Keçili Fethullah Gülen’den çok etkilendiğini belirterek “Ancak iki temel nokta var ki tam uyuştuk” dedi ve anlattı: “Hocaefendi bir Özal hayranı. Ben de öyleyim. Onun felsefi olarak yapmak istediklerini çok benimsemiş ve kendi alanında hayata geçirmiş. İkincisi geniş bir vizyon sahibi. Türkiye’nin tanıtımının iyi yapılamadığı için dış politikada başarısız olduğunu görüyor ve biliyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunu ve gelişmesini hatırla. Şimdi o kadar geniş topraklara sahip olmamız mümkün değil. O halde bu ülkelere eğitim ve kültürle yeniden girebilir, kendimizi anlatabiliriz. İşte Hocaefendi bu felsefeyi savunuyor ve uyguluyor.” Nail Keçili “Ben Hocaefendi’nin dini bir tavlama aracı olarak kullandığını görmedim. Tam tersine, laiklik ve Atatürkçülük ön planda. Onun için önemli olan güçlü ve büyük Türkiye. Bunun yolunun da öncelikle dinden geçmesi gerektiğini söylemiyor. …Hocaefendi’nin felsefesini anlatmak sanıldığı kadar kolay değil. Ancak inanıyorum ki, iyi anlatıldığında insanların buna inanmaması da mümkün değil. Çünkü Hocaefendi’nin felsefesi aslında Türkiye’nin ezici çoğunluğunun savunduğu çağdaş Türkiye modeli. “
Bilmecemizin yanıtına sondan başa doğru yanıt verelim. Fethullah Gülen‘e “çok yakın” kaynaklarla görüşülerek kaleme alınan “Fethullah Gülen Devlete Bağlılığını Gösteriyor” başlıklı yazı 24 Aralık 1997‘de Sabah gazetesinde kaleme alınmış. Yazarıysa Can Ataklı. Ataklı’nın yazısını okuduğunuz zaman Fethullah Gülen‘in devlete ne kadar bağlı olduğuna, laiklik ve Atatürkçülük temelli çağdaş Türkiye modelini geliştirdiğine ikna oluyorsunuz, içinizdeki kuşkular dağılıveriyor.
“Fethullah Hoca Devleti Geçti” başlıklı yazı 27 Nisan 1995 tarihli Meydan gazetesinden, yazarıysa Rahmi Turan. Türk devletinin yapamadığını çoğu yerde Fethullah Gülen‘in okullarının yaptığını Rahmi Turan’dan öğreniyor ve rahatlıyorsunuz.
“Yeni Avrasya Hedefi Tamam ” başlıklı yazıysa 15 Eylül 1995 tarihli Hürriyet gazetesinden, yazarı İsmet Solak. Henüz T.C. yokken Fethullah Gülen‘in irşadı ile Tacikistan ve Moğolistan’a kadar yayıldığımızı öğreniyorsunuz Solak‘tan. İçeride didişenlere karşı Fethullah Gülen‘in engin ufkuyla gurur duyuyorsunuz..
Bu bölümdeki bilmecelerden en şaşırtıcı olanı ise 15 Şubat 1995‘de Milliyet gazetesinde yayımlanan “Vehbi’nin Kerrakesi” başlıklı yazı. Bu yazıyı Ali Sirmen kaleme almış. Fethullah Gülen‘in takiyye yaptığı iddialarının engizisyon yargısından bir farkı olmadığını söyleyen Sirmen, içinizdeki tüm kuşkuları gideriyor, “aydınlanmacı bir bakış açısıyla” gerçeği görmenizi sağlıyor.
Cumhuriyet şehidi Ahmet Taner Kışlalı‘nın aramızdan ayrılmadan dört gün önce 17 Ekim 1999′da Cumhuriyet gazetesinde yazdığı “Tanrı’yı Kim Kullanır?” başlıklı yazısı Fethullah Gülen‘e övgü düzen, meşrulaşmasına araç olan gazetecilere, yazarlara, akademisyenlere, sivil toplum örgütü yöneticilerine, sanatçılara, siyasetçilere bir ders gibi. Kışlalı‘nın kaleme aldığı bu yazıdan alıntı yapmak istedim ama tek bir kelimeyi bile çıkarmaya kıyamadım. Şimdi gerçeği arayan ve bulan Kışlalı‘ya kulak verelim:
TANRI’ YI KİM KULLANIR?
Giordano Bruno ne güzel söylemiş:
”Kötüler Tanrı’yı, Tanrı ise iyileri kullanır!..”
Tanrı peygamberleri kullanmış. Bilge kişileri kullanmış. Atatürk ve benzeri devrimcileri kullanmış…
Ya Tanrı’yı kimler kullanmış?
Gerilere gitmeye ne hacet!.. Ne demiş Türkiye’deki Nurcuların önderi Mehmet Kutlular :
”- 28 Şubat sürecinin planları Gölcük’teki Deniz Kuvvetleri’nde yapıldı. Depremin üssü de orası. Depremin olmasında başörtülü öğrencilerin okullara alınmaması da rol oynadı…”
Hem de bunları camide, Said-i Nursi için düzenlenen mevlitte söylemiş.
***
Türkiye’deki Nurcuların aslında iki önderi var. Birisi Mehmet Kutlular, ötekisi ise Fethullah Gülen .
Said-i Nursi Atatürk’ü ”deccal” ilan etmiş. Cumhuriyete karşı savaş vermiş.
Ama ilkin Demokrat Parti’yi yönetenlerden, arkasından da Sayın Demirel ‘den büyük saygı görmüş. ”İade-i itibar” ı sağlanmış.
Derken sahneye Prof. Şerif Mardin gibi, özellikle Amerikalılar nezdinde büyük saygınlığı olan bilim adamları çıkmışlar. Said-i Nursi’yi peygamberlik düzeyine çıkaran, mucizeler yarattığını öne süren, ”Anadolu aydınlanmasının öncüsü” gibi gösteren, övücü kaynakları alıp karşıt kaynaklara sırt çeviren, çok ”bilimsel” (!) incelemeler döktürmüşler.
Ardından, Sayın Mardin’in Türkiye Bilimler Akademisi’ne üye yapılması için baskılar başlamış. İç ve ”dış” baskılar… Özellikle de basındaki bazı numaracı cumhuriyetçiler tarafından desteklenen ve körüklenen baskılar.
Ve bu arada Fethullah Hoca almış başını gitmiş.
Işık evleri.. Öğrenci yurtları.. Özel okullar.. Devletin köşe başlarına kadar uzanan bir imparatorluk..
Devletin okullarına devletçe ”tavsiye” edilen cumhuriyet ve çağ karşıtı kitaplar.
Papa ile sağlanan görüşme.. Devletin dış temsilcilerince havaalanlarında karşılanmalar.. Elçiliklerde konuk edilmeler.
Niçin?
”Ilımlı İslam” olduğu için. Müslümanları ”cumhuriyet ile barıştıracağı” için!
***
Bir yanda Mehmet Kutlular.
17 yaşındaki kızı dört yıl önce eroinden ölmüş. Depremi, ”türban” ı vesile edip, Tanrı’yı en ilkel bir şekilde kullanmaya çalışıyor.
Öte yanda Fethullah Gülen.
Son yıllarda, kamu önünde ağzından tek bir cumhuriyet karşıtı söz çıkmamış. Devlet büyükleriyle iyi ilişkiler kurmuş. Ordu dışında hemen tüm önemli kurumlarda önemli ”mevziler” elde etmiş. ABD’nin ”etkin” desteğini sağlamış.
Görünüşte Atatürk’e ve cumhuriyete saygılı.
Ama tüm eğitim ağı ile, cumhuriyetin temellerini ağır ağır kemiriyor. Amacına ürkütmeden, acıtmadan ulaşma yöntemini seçmiş.
Kutlular ve Gülen.
İkisi de Nurcu.. İnançları ve amaçları aynı, yöntemleri ayrı.
Hangisini seçersiniz?.. Kırk katırı mı, kırk satırı mı?
Hakkındaki bilgilerimiz arttıkça, Sayın Gülen beni korkutuyor. Bay Kutlular’a ise gönülden
teşekkür etmek istiyorum.
En körlerin bile gözünü açmak konusundaki katkıları için!
Tanrı’nın kullandıkları ile Tanrı’yı kullananları daha iyi ayırmamızı kolaylaştırdığı için!
ALİ RIZA ÜÇER
İLK KURŞUN