SEVGİLİ okuyucularım, Tayyip Erdoğan’ın annesi vefat ettiğinde yaşadığımız yağcılık ve yalakalık olayları mide bulandırdı. Güce tapanlar, bir ölüm olayını bile sömürmekten utanmayarak, yağcılığın en büyüğünü sergilediler. Televizyonlarda, gazete manşetlerinde ve ölüm ilanlarında piyasaya sürülen ve çoğu ticari ve parasal çıkarları amaçlayan bu yüzsüzlük, Türkiye‘de ilk değildi. (Düşünün ki Tenzile Hanım’ın vefatından bu yana günler geçtiği halde, holdinglerin ve şirketlerin verdiği ölüm ilanları, hem de en acıklı ifadelerle dün bile gazete sayfalarında sürüp gidiyordu.)
Biz buna benzer olayları geçmişte de yaşamıştık. Zamanın Karayolları Genel Müdürü Atalay Coşkunoğlu’nun oğlu vefat etmişti.
Gazetelerde şirketlerin, ama özellikle müteahhitlik firmalarının boy boy başsağlığı ilanları yer alıyordu. Bu furya günlerce sürdü. Karayollarından ihale alan, ya da almayı düşünen yalakaların tamamı, ilan kuyruğuna girmişti. Herhalde yüzlerce ilan çıktı.
***
Daha da beterini Turgut Özal’ın ölümünden sonra (17 Nisan 1993) izlemiştik. Ölümünden sonra olanları görünce utanmış ve üç gün sonra “Goygoyculuk” başlıklı 20 Nisan 1993 tarihli yazımda özetle şöyle demiştim:
“Ölüm Allah’ın emri, acı bir olaydır. İçten ağlayan yakınlarına saygı duyarım. Bir de goygoycu takımı vardır. Bazı ülkelerde goygoycular parayla tutulur ve bu işi para kazanmak için yaparlar.
Bir başka ağlama takımı, ölüm hadisesi ile birlikte çıkarları elden gidenler ve bundan sonra ne yapacağını düşünüp ağlaşır görünenlerdir. Ağlaşmalarının tümü sahtedir. Bunlar sahtekârdır.
Bu gibi olaylara yaşamım boyunca bazen tanık oldum. Ölünün ardından içtenlikle ağlayanlara üzüldüm ve onların acısını paylaşmaya çalıştım. Ama sahtekârlara her zaman tiksinerek baktım.
Sen ölmüş adama zamanında en ağır hakaretleri yağdıracaksın, öldükten sonra ise övgüler düzmeye başlayacaksın! Bunlar haysiyet yoksunu tiplerdir…
Ve bunlar, insanların ölüsünü bile kendi çıkarları doğrultusunda sömürmeye kalkışan zavallı goygoyculardır. Bunlarda hiç utanma sıkılma yoktur. Koro halinde tantana yaparlar.”
***
Tenzile Hanım’ın vefatı sonrasında özellikle bizim medyanın sergilediği tutum içler acısı idi. Ekranlardan ve sayfalardan önümüze yağmur gibi yağan Tayyip yağcılığını tiksinerek nefret ederek izledim. Ölümünden hemen sonra gazetelerde bazen 22 sayfayı bulan ölüm ilanları ise ayrı bir âlemdi. Bilumum holding, şirket, kuruluş yöneticileri en duygusal sözlerle başsağlığı diliyordu!
Çoğu yalandı.
Hele içlerinden birini tanıyorum, rastlattığımız zaman iktidara atıp tutar, söylemediğini bırakmazdı… Onun ve şirketinin ilanını da görünce, ne kadar üzüldüğünü (!) öğrenince “Pes artık” dedim.
Şimdi yine Özal olayına dönüyorum. Yine geçmişten bir yazımı örnek vereceğim. Ölümünden beş gün sonra, 22 Nisan 1993 günkü yazımı özetliyorum… Çünkü aynı kepazeliği bundan tam 18 yıl önce bir kez daha yaşamıştık.
“Turgut Özal bugün toprağa veriliyor. Ölüm acı bir olaydır Ancak bizim gazetelerde ve televizyon kanallarında, ölmüş bir insanın ruhunu rencide edecek ikiyüzlülüklere tanık olduk. Bir insanı seversiniz veya sevmezsiniz. O yaşarken lehinde ve aleyhinde yazılar yazmış, konuşmuş da olabilirsiniz.
Ama Özal’ın ardından yapılan bazı yayınlar, ne acıdır ki ikiyüzlülüğün somut göstergesi oldu.
Adam Özal’a hakaret edip ceza almıştı ve şimdi “En büyük devrimciydi” diye konuşuyordu.
Adam siyasette ondan kopmuştu, yüzünü bile görmek istemediğini söylüyordu. Ölüm sonrasında ise ağıtlar düzüyordu!
Kimisi ‘Beni her gece arardı’ diye nutuk atarken. Özal, Atatürk’le kıyaslanıyordu!
Ben böylesine bir ölüm ticaretini bugüne kadar ne duydum, ne de tanık oldum.
Ekranlardaki vıcık vıcık laflar, bazı siyasetçi ve gazetecilerin hiç sıkılmadan ekran ve gazetelerde yaptığı riyakârlık, beni bir kez daha utandırdı.
Bu riyakârlar ‘Dünya yas tutuyor’ diye manşet atıyordu. Hangi devlet adamı ölünce dünya yas tutar?
Bunlar, yıllar boyu kendi kişisel çıkarlarının peşinde koşan Ve köşe dönen takımın son İcraatı idi. Bu davranışlarıyla ölmüş bir insanın ruhunu rencide ettikleri kanısındayım. Kendisine yaşarken hakaret edenler, ölümünden sonra onu ‘Dahi’ ilan ettiler! Kimisinin en yakın arkadaşı oldu, kimisinin yatak odasında konuştuğu dostu!
Atatürk’le bile kıyasladılar!
Turgut Özal’ın ölümüne içtenlikle üzülenlere, kendisi çıkar beklemeden sevenlere, ölümüne içtenlikle ağlayanlara ‘ büyük saygı duyuyorum. ‘
Ama sahtekârlardan ve ikiyüzlü takımından tiksiniyorum. Şimdi bunların, yeni seçilecek Cumhurbaşkanı önünde “el pençe divan duracağını biliyorum…”
***
Güç önemlidir. Elinde güç olan kişinin çevresini dalkavuklar kuşatır. O gün güç Özal’ın elindeydi ve çevresi bu gibi tipler tarafından kuşatılmıştı.
Ölümle birlikte güç de gitti.
Şimdi eğer fırsatınız olursa, sorun bakalım Semranım’a…
Yanında o günkü yalakalardan hiç kalmış? Hiçbiri!
Hepsi toz olup gitti. Hem de ölümün birinci haftasını bile beklemeden gittiler, başka yerlere kapılandılar.
Ahmet, Zeynep ve Efe’ye sorun bakalım!
Babaları hayatta iken onları da kuşatmış olan yağcı takımından kaç kişi onları anımsıyor!
Biraz daha günümüze doğru gelelim.
Bir zamanlar Tayyip’in “Abi” diye hitap ettiği anlı şanlı bir Maliye Bakanı vardı. Adı Kemal Unakıtan olan bu hükümet üyesinin değil odasına girmek, yanına bile yaklaşmak öyle her babayiğitin harcı değildi.
Görürseniz sorun bakalım Kemal Beye!..
“Yanınızda kaç kişi kaldı” diye sorun!
***
Ben Tayyip’in yerinde olsam, annemin vefatı sonrasında yapılan o vıcık vıcık yağ kokan rezil yayınların birer örneğini ister ve incelerdim. O korkak medya patronlarının “Aman haaa, fırsat bu fırsattır. İyi yayın yapıp beyefendinin gözüne girelim” anlayışı ile yaptırdığı o yayınları hiç değilse vicdanımda tartardım.
Dahası, annemin vefatı nedeniyle gazetelere boy boy verilen ölüm ilanlarına tek tek bakar, o şahısları, Holding ve şirketleri birer birer özümün önünden geçirip notlarını verirdim.
Bunu yaptığı takdirde onlara belki “Aferin, şimdi gözüme girdiniz” diyecektir.
Belki de vicdan terazisinde tarttığı zaman “Şimdi gücüme tapıp bana yağ çektiğinizin farkındayım. Ben bunları yemem. Sakın bir süre sonra elinizde o başsağlığı ilanı ile kapıma gelip benden iş ve ihale istemeyin” diye düşünecektir ki doğrusu budur.
Türk milleti tuhaf bir toplum oldu. Yağcılık, yalakalık, övücülük, çıkarcılık, toplumun ana damarlarında dolaşan zehire, pisliğe dönüştü.
İşte size günümüze uzanan kısacık bir gerçek tablosu… Biz ne yazık ki böyle olduk.
Emin Çölaşan
SÖZCÜ