Kuşaklarla Buluşma…

Köşe yazarlığına ilk başladığım yıllardan beri bir hayalim vardı:
Her kuşağa seslenebilsem… Okumayı yeni söken bir çocuk, bir yazımdan bir cümlecik kapsa, aklında kalsa…
Heyecanlı bir genç, yazılarımın birinden etkilense, “evet, ben de böyle düşünüyorum” dese… Görüp geçirmiş bir aile büyüğü bir yazının ardından, “iyi, bizden sonraki kuşaklardan da ulusal değerlerimize karşı hassas yazarlar yetişiyor” dese…
Özgürlükte zaman zaman aldığım mektuplar, okurlarla yüz yüze gelince onlardan dinlediklerim, bu hayalimi süslüyordu.
30 Eylül Cuma günü, Silivri duruşmalarının 138’incisinde, salona gelen izleyicilerin yelpazesi o hayallerimi ete kemiğe büründürdü.
***
Salon İzmir ve Zonguldak’tan gelenlerle doluydu. Salondakilerin dört beş katı da dışarda varmış, dönüşümlü olarak giriyorlardı. “Haberal’ı ve Balbay’ı almaya geldik” coşkusu, beklentisi içindeydiler.
Kim nereden geldiyse ilini, ilçesini haykırıyordu. Devrekliler coşkuyla bağırınca yıllar önce Prof. Türkel Minibaş’la buradaki bir konferansımız gözümün önüne geldi. Beş konuşmacıdan dördü erkekti. Minibaş, o güler yüzüyle, “Kadın-erkek eşitliğine inanıyorsanız, benim dört erkek kadar konuşmam gerekir” diye başlamıştı söze…
İzmir ve çevresinden gelenler sözcüğün tam anlamıyla kuşaklar yelpazesiydi. 80’ini yeni geçmiş bir emekli öğretmen gürültüye inat sesini duyurmaya çalışıyordu:

“Ben Köy Enstitüsü mezunuyum… Bak, Cumhuriyet gazetesi de yan cebimde…”

Hafif dönüp “Cum” kısmı dışa katlanmış gazeteyi gösterince, haykırdım:
“Tabii ya… Biz yan cebimize gazeteden başka ne koyarız ki…”
Uzun boyu ve gür sesiyle kendini duyurmak için çok da önde olma gereği duymayan bir delikanlı, adını söyleyip mektubumu aldınız mı, diye sordu.
Kemal Yakar’ın mektubunu almıştım. Birkaç cümlesini paylaşmak isterim:
“18 yaşındayım… Senin yazılarını okuyarak büyüdüm… Dediğin gibi bizler vatandan aldıklarımızla değil, vatana verdiklerimizle doyarız… Geçen seçimde beni mutlu eden en büyük şey şehrimden aday olmandı. Herkese Mustafa’yı anlattım, Balbay’ı anlattım. Adımı yazıyorum ama, ben aslında Mustafa Balbayım…”
CHP’nin kadın kolllarından ve gençlik kollarından gelenlerle öbek öbek iletişim kurmaya çalıştık. İlçe adları havada uçuştukça her biri gözümün önüne geldi; Karşıyaka, Buca, Konak, Karabağlar, Bornova, Dikili, Foça, Urla, Kuşadası, Narlıdere, Balçova, Menemen, Seferihisar, Karaburun…

Kimileri yanında, “Seçtiğimiz milletvekilini Meclis’te görmek istiyoruz” başlıklı imza kampanyasının yerel basında çıkan haberlerini getirmiş…
Ayvalık Hürses gazetesi, “Balbay İçin İmza Kuyruğu” başlığını atmış…
Narlıdere Gündem gazetesi, “Narlıdere’de Balbay’a Özgürlük Kampanyası” başlığıyla haberi vermiş…
***
Günlerce hücrede tek kişilik yaşamın ardından böyle bir kavuşmayı okurla da paylaşmadan edemedim. Tüm gelenlere teşekkür borcumu böylece bir ölçüde ödemiş olurum diye düşündüm.
30 Eylül Cuma günü gelenlere, duruşmalarda sürekli benimle olanları anlattım:
“Bakın, Çağlar Teyze’yle Rahmi Abi ordalar, her duruşmada burdalar… Her Saniye, sadece babasını kaybettiği dönem gelemedi… Gürol Saygı Hocam Urla’dan sıklıkla bize gelir… Bakın şurada da Ankara’dan aylık olağan ziyarete gelen eski-meyen dostlar var.”
Hapis hayatında öğrendiklerimden biri de şu oldu:
Vücut kimyasının değişimi belki Einstein’ın ışık hızından bile çabuktur…
Bazen bir kuş sesi bütün kan dolaşımınızı değiştirir… Bir ılık rüzgâr içinizde fırtınaya dönüşür… Bir tutam bulut, binlerce metre yükseğe çıkartır… Hele elleri havada yüzlerce dostla buluşma! Katlar bunların tümünü…
Ege Life dergisinin ekim sayısında, “Özlemleriniz nelerdir” diye sorduklarında şöyle yazmıştım:
“Dolu salonlarda insanlara hitap etmeyi özledim. Onların gözlerinin içine baka baka bir şeyler anlatmak, o salonlardan tek yürek çıkmak ne güzel duygudur.”
Yine buluşacağız…
O günlerin heyecanıyla doluyum…
Bütün kuşaklarla…


Mustafa Balbay
Cumhuriyet