Birkaç gün önce Ahmet Hakan’ın köşesinde gördüm, dikkatimi çekti, Nazlı Ilıcak’ın “eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e 28 Şubat günlerinde herkesten fazla kızdığını, bunun da ‘ömrü boyunca askeri vesayetin elinden çok çekmiş bir lider olarak, askeri vesayet sistemini pekiştiren tavırlar içine girmesine anlam veremediğinden kaynaklandığını” yazmıştı. Sonra “geçenlerde Nazlı Ilıcak’ın Demirel’le Güniz Sokak’taki evde buluştuğunu” onun kendi yazısından söz ederek anlatmış.. Söylediklerine bakınca da insan Ilıcak’ın tüm darbelere aynı şekilde karşı çıktığını sanır, ki tutarlılık bunu gerektirmektedir. Ama daha önce medyada uzun uzun tartışıldı durum böyle değil!
Bu yazıyı okuduktan sonra merak ettim ve Sayın Demirel’i telefonla arayarak “Siz 28 Şubat’ta askeri vesayet rejimini pekiştiren tavırlar içine girdiniz mi” diye sordum. Önce “Nazlı Ilıcak’la ikili bir görüşme ve mülakat yapmadıklarını, tamamen farklı bir nedenle kendisini ziyarete gelen bir grubun içinde olduğunu, yorum da yapmadıklarını, biraz eskilerden söz ettiklerini” söyledikten sonra şu açıklamayı yaptı:
“28 Şubat’ta hukuka, kanunlara aykırı hiçbir şey yoktur. Parlamentoyu kapanmaktan, demokrasiyi kesintiye uğramaktan korumak için, hükümetin de bulunduğu Milli Güvenlik Kurulu’nda alınmış bir karardır. Asker gelmiş “Laiklik prensipleri ihlal edilmiştir” diyerek MGK’nın önüne sebepler getiriyor. “İhlal edilmemiştir” diyecek hal yok zaten, 3-4 ay sonra Anayasa Mahkemesi partiyi kapatıyor. Cumhurbaşkanı veya sivil idare bunun nesini savunacaktı?”.
‘HÜKÜMETİN İTİRAZI OLMADI’
Devam ediyor; “Burada taviz de yoktur, MGK’nın aldığı kararlar askerin dikte ettirdiği şeyler değildi. Hükümet asker baskısıyla düşürülmüş değildi, 4 ay sonra bırakmıştır ve hükümetin de hiçbir itirazı olmamıştır. Aksine hükümet daha sonra orada alınan kararları icra etti. ‘Askeri idare edemediniz’ diyorlar oysa asker de ‘Rejimi koruyalım’ dedi. Asker de rejimin askeridir, bugün çok şey değişiyor olabilir ama o gün var olan Anayasa’da yeri vardır, gerektiğinde Cumhuriyetin-laik rejimin korunması ona bırakılmıştır.”
ERBAKAN NEDEN İSTİFA ETTİ?
Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel yeni hükümetin nasıl kurulduğunu anlatarak devam ediyor; “4 ay hiçbir şey değişmedi, 4 ay sonra Başbakan istifa ederek ‘yerime yardımcım başbakan olsun’ dedi. Niye istifa ettiğini sordum, ‘gerginlik var’ cevabını verdi. O zaman, yardımcın gelince gerginlik gider mi? ‘Kim kurabilirse ona veririm’ kararıyla görevlendirme yaptım ve o hükümet güven oyu nu da aldı. 28 Şubat’ta olup biten budur.”
Görüldüğü gibi olay; 12 Eylül gibi binlerce kişiyi mağdur eden, çok ciddi sonuçları olan, demokrasiyi kesintiye uğratan bir darbeden çok farklı, MGK’daki rejim tartışmasından çok sonra hükümet değişmiş. Ama “12 Eylül’e darbe demeyenlerin, bu darbenin ve 27 Nisan muhtırasının yargılanmasını istemeyenlerin” 28 Şubat’ı ikide bir öne sürmeleri veya “olmamış darbe iddialarıyla” insan suçlamaları hala sürüyor. ‘Tarihi aldatmak’ değilse ne demeli buna acaba?
*****
Çocuk tecavüzcülerini kurtaramazsınız !
Dün Ankara’da Ulucanlar Cezaevi’nin Kadınlar Koğuşu’nda yapılan “kadın ve çocuklara karşı şiddetin önlenmesi” ile ilgili toplantıdaydım (bu önemli toplantıyı yarın size anlatacağım) ve dönerken baktığım “haber gündemi”nde gördüğüm haberle bir kez daha şok yaşadım.
Biz orada “Kadın ve Aileden Sorumlu” Bakan Fatma Şahin’le, bütün kadın kuruluşlarıyla “kadın ve çocuklara tecavüz, kadın cinayetleri vahşeti”ni tartışır ve acil önlemleri konuşurken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Mardin’de yaşanan en canavarca, en simgeleşmiş çocuk tecavüzlerinden birinde; “13 yaşındaki kız çocuğa aralarında memur, asker, muhtar gibi devlet görevlilerinin bulunduğu 26 kişinin tecavüzü olayı”nda çocuğun “tecavüzlere karşı koymadığı için rızası olduğunu” iddia ederek suçlulara “alt sınırdan ceza verilmesi ve DİKKAT; iyi hal indirimi” istemiş. (HSYK’da bazı hakimlerin yaptığı ve büyük tepki çeken çağdışı önerilerin de sebebi bu olmalı.)
HİÇ 13 YAŞINDA ÇOCUK GÖRMEDİNİZ Mİ?
Düşünün, çocuğa tecavüz eden kazık gibi sapıklara sırf “devlet görevlisi” oldukları için “iyi hal” indirimi de yapılmalıymış. Bunu düşünen savcılar ya “çocuk tecavüzü” nün, ya da “iyi hal”in ne anlama geldiğini bilmiyor olmalı. Onların hiç “13 yaşında çocuğu” olmamış mı acaba? O yaşta çelimsiz bir çocuğu (yakınları olsun mesela) 26 tane ızbandut gibi tecavüzcüyle veya tek tek bir odaya kapatsınlar bakalım çocuk “temsili olarak bile” karşı koymayı başaracak mı? Kadınlar bile kendini koruyamıyor, İnsaf ister ve yüz kızarması ister bunları söyleyebilmek..
Türkiye’nin taraf devlet olarak imzaladığı “BM Çocuk Hakları Sözleşmesi” bağlayıcıdır, “Anayasa’nın 90’ıncı maddesi” görmezden gelinemez ve hiç kimse bırakın 13 ’ü, “18 yaş altı” için tecavüzde rızadan filan söz edemez. 2002 öncesinde bunu Ceza Kanunu’na koymaya çalışan iki Prof’a bu nedenle “ruh hastası” demiştik, yeniden mi hortlatılacak aynı terane?
Kadınlar için “acil telefon hattı” filan kuran baroların ve kadın örgütlerinin bu büyük yanlışa tepki vermesi gerekiyor. Herhalde 14’üncü Ceza Dairesi de bu anlayıştaki savcıların hatasını ortaya koyacaktır!
Ruhat Mengi
Vatan