SEVGİLİ okuyucularım, biz gazeteciler her sabah işe başlarken bütün gazeteleri okuruz. Gündemde neler olduğuna, bazı köşe yazarlarının ne yazdığına bakarız.
Bu gazetelerin bir bölümünü okur. bir bölümüne ise sadece bakarız… Çünkü bunlar, adına yandaş dediğimiz gazetelerdir. Hepsinde üç aşağı beş yukarı aynı haberler vardır!
İki çeşit yandaş gazete vardır
1- AKP iktidarını kayıtsız şartsız destekleyen, övücülük yapan ve çoğu Islamcı-Fethullahçı ekipten oluşanlar. Bunlar arasında Zaman, Star, Yeni Şafak, Bugün, Akit, Taraf, Sabah gibiler yer alır
2- AKP iktidarını patronlarının parasal çıkarları , nedeniyle desteklemek zorunda olanlar. Hürriyet, Milliyet, Vatan, Habertürk, Radikal, Akşam…
Özellikle birinci bölümdekilerin çok, ama çok ilginç bir özelliği vardır.
Kim olduğunu bilmediğimiz, en azından benim bilmediğim birileri, bu gazetelere özel haber servisi yapar.
İktidarın ve hükümetin istediği, veya işine gelen haberler bunlara özel olarak iletilir ve “İyi kullanmaları” istenir.
Nedir iyi kullanmak? Servis edilen haberi birinci sayfadan, manşetten, en görünür bir biçimde vermektir.
Peki gazetelere haber nasıl gelir? İlki ajanslardan ikincisi ise kendi muhabirlerinden.
* * *
Şimdi düne, yani Salı gününe dönelim ve her birinin birinci sayfasında, manşetten verilen habere bakalım. Önce manşetleri izleyelim çünkü alttaki haber hepsinde aynı:
Sabah: “Deniz Fenerinde bilirkişi skandali. 20 milyonluk kasıtlı yanlış.” (Haberin altındaki imza Sabah olarak veriliyor!)
Yeni Şafak: “Uydurma suçla 90 gündür hapisteler. Deniz Feneri soruşturmasında savcılann suç üretme çabasına bilirkişilerin destek verdiği ortaya çıktı.” (Haberin imzası: İstihbarat servisi/ İstanbul.)
Akit: “Deniz Feneri böyle söndürülecekti. Savcılık tahrifinden sonra bunu gölgede bırakacak ikinci skandal… Bir milyon liralık ödeme 11 milyon lira olarak gösterildi…” (Haberin imzası İbrahim Acar/ İstanbul.)
Zaman: “Deniz Feneri soruşturmasında bu kez de bilirkişi skandalı…” (İmza: İstanbul/ Zaman.)
Star: “işte Deniz Feneri soruşturmasında bilirkişinin tahrifatını gösteren tablo. Fatura üzerinde yolsuzluk uydurdular…” (İmza: Haber merkezi.)
***
Hayır, bu kadarı rastlantı değil, bir planlama ürünü. Bu haber ajanslar tarafından geçilmedi. Geçilse bizim de haberimiz olur.
Bir de şu soru sorulmalı: Yandaşlar niçin ayrı imzalar atıyor?..
Cünkü bu haber gazete dışında oluşturuluyor, karar veriliyor ve “Birileri” tarafından yandaşlara servis ediliyor. Bu durumda yandaş ne yapacak? Haber merkezi, istihbarat servisi gibi imzalar atacak. Sadece Akit, bir muhabirin imzasıyla yayınlamış.
Peki kim yapıyor bu özel servisi bunlara?
Biliyorsunuz, İslamcı Deniz Feneri vurgunu. Almanların deyimiyle yüzyılın vurgunu. Fakir fukaraya yardım etme bahanesiyle kurulan. Türkiye ve Almanya’da faaliyet gösteren bu İslamcı dernek, AKP iktidarının yandaşı
Vurgun Almanya da ortaya çıktı. Sanıklar Alman mahkemeleri tarafından yargılandı ve çeşitli hapis cezalanna çarptırıldı.
İşin Türkiye boyutu ise bizim savcılara havale edı. Soruşturma epeyce gecikti ama sağlam gitti. Bilgi sızdırmasın diye işin içine polis karıştırılmadı. Üç savcı, sadece kendileri uğraş verdi. Bu nedenle medyaya hiçbir sızıntı olmadı.
Ne zaman ki soruşturma son aşamasına geldi, iktidar gördü ki. Deniz Feneri’nin Türkiye’deki sorumluları okkanın altına fena halde gidecek. Zaten bazı tutuklamalar yapılmıştı, birkaç adım daha atılsa, iş belki siyasi iktidara dayanacaktı.
Bu durumda bunlarda panik başladı. Ne yapıp yapıp Deniz Feneri vurgununu örtbas etmek gerekiyordu. O halde ne yapılmalıydı
Soruşturmayı yürüten üç savcının üzerine HSYK’nin müfettişleri gönderildi ve hepsi soruşturmadan alındı. (Nadi Türkaslan., Mehmet Tamöz ve Abdulvahap Yaren.) Dosyalar başka savcılara verildi.
Peki suçlan neydi görevden alınan savcıların? Rüşvet mi almışlardı, hukuku mu çiğnemişlerdi, partizanlık mı yapmışlardı? Hayır, tek suçlan bazı iktidar yandaşlarını tutuklatmışolmalarıydı.
Vurgun dosyalan artık o savcılarda değil. AKP nin yan kuruluşu olarak görev yapan HSYK müfettişlerinin ve soruşturmaya yeni atanan savcıların elinde.
***
O halde şimdi en başa dönüp yandaş medyaya kimin, kimlerin Haber Üretim Merkezi olarak Özel servis yaptığı sorusuna kafa yormayı sürdürelim!
Bu sorunun yanıtını elbette bilmiyoruz. Acaba bu anlattığım olayda HSYK müfettişlerinin, ya da yeni savcıların mı rolü var!.. Çünkü bütün dosyalar artık onların elinde..
Ve bir şeye daha dikkatinizi çekmek istiyorum
Deniz Feneri dosyasında kapı gibi “Gizlilik” kararı var.
Yani bu gizli dosya’da bulunan hususlar, yukarıda isimlerini saydam beş yandaş gazeteye de, “Aynı yerden (!)” aynı kapsamla servis edilmiş ve hepsi de onu aynen kullanmış!
“Gizlilik kararı” falan hikaye.
Dışarıdan, gazeteci olmayan “Birileri (!)” bunlara sürekli haber dolduruşu yapıyor.
Bunların gazete ve televizyonları önceden uyarılıyor:
“Size bir şey iletiyoruz, bunu iyi kullanın haaa!”
Böyle bir haberi ajanslar geçmemiş, kendi muhabirleri elde etmemiş. Bir anda gökyüzünden zembille haber iniyor. Amaç Deniz Feneri eski savcıları ile bilirkişiyi suçlamak, vurgun iddiasıyla cezaevinde olan yandaştan aklamak.
***
Size anlattığım bu olay ilk değil, Görünmez güçler, yandaş medyaya sürekli haber servisi yapıyor. Onlar da kendilerine gizlice servis edilen bilgileri kullanıp. Türkiye’nin gündemini iktidarın çıkarlan doğrultusunda değiştirmeye kalkışıyor.
Dahası, bu kişiye özel servis bazı köşe yazarlarına bile yapılıyor Arkadaşın yazısını okuyorsunuz, belli ki bilerek derlenip kişiye özel iletilmiş bir bilgi notu! Bizim o bilgilere ulaşmamız asla mümkün değil.
Çok ince planlanmış bir oyunun parçasıdır.
Devletin içindedir ama yeri yurdu belli değildir.
Belki bazen polis, bazen savcılıklar, ya da HSYK falandır… Çünkü en gizli bilgiler buralarda.
İktidarın medya planlaması iste bu meçhul merkezden (ya da merkezlerden) yapılıyor. En gizli bilgi ve belgeler aynı kaynaktan yandaşlara sızdırılıyor.
Gazeteci kimliğimle doğrusu çok merak ediyorum, bunları oralara faksla mı geçiyorlar, e-posta mesajı mı atıyorlar, ya da elden mi gönderiyorlar? Direktif nasıl, kim veya kimler tarafından veriliyor?..
Ama ne olursa olsun kutlamak (!) gerekiyor çünkü bu merkez, görevini bugüne kadar hiçbir açık vermeden, yandaşları başarıyla kullanarak sürdürüyor.
Gazetecilik yozlaştı. Gazetecilik AKP’nin ve Medya patronlarının çıkarlarına endekslendi. Bu süreçte işte bunu yaşıyoruz. Elbette her gazetecinin özel haber kaynakları olabilir, özel haber üretebilir. Ama bunlarınki farklı!
Aynı kaynak tarafından düzenlenen haberler, bunlara siparişle yazdırılıyor… Ve gazeteci geçinen bu tipler, sırf iktidar yalakalığı uğruna, mesleğimiz adına yüz karası olan bu durumu içlerine sindiriyor!
Kişi başına düşen meslek onurları (!) epeyce alt düzeye inmiş.
Emin Çölaşan
SÖZCÜ