Balyoz sanığı Kurmay Albay Mustafa Önsel, görevde olan komutanlarına seslenerek, "Çok üzülüyoruz. 'Hukuki süreç, sabır' diyenlere, silah arkadaşlığı ölmüş diyorum. Yönetiyorum zannettiğiniz ordunun sahte CD'lerle beli kırılmış, siz kime komutanlık yaptığınızı sanıyorsunuz?" dedi.
İkinci Balyoz Davası'nın, "Balyoz Planı" davasıyla birleşmesinin ardından yapılan ilk duruşmada sanıklar duruşma salonuna sığmadı.
"Balyoz Planı" iddialarına ilişkin 224 emekli ve muvazzaf askerin yargılandığı davanın 44. duruşmasının görülmesine devam ediliyor. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda yapılan duruşmaya, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, MHP İstanbul Milletvekili Emekli Korgeneral Engin Alan ve emekli Albay Dursun Çiçek'in de aralarında bulunduğu 168 tutuklu sanık hazır bulundu.
YAŞ üyesi Orgeneral Bilgin Balanlı'nın da aralarında bulunduğu 16 tutuklu sanık ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada ayrıca 27 tutuksuz sanık da hazır bulundu. Hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar Ergin Saygun ve Ahmet Sinan Ertuğrul ise duruşmaya katılmadı.
MÜDAHİL AVUKATLAR İÇİN AYRILAN BÖLÜMDE OTURDULAR
İkinci Balyoz Davası'nın Balyoz Davası ile birleşmesinin ardından tutuksuz sanıklardan 8 kişi, için sanık bölümünde oturacak yer kalmayınca, bu sanıkların, basın mensuplarının da bulunduğu müdahil avukat bölümünde oturmalarına izin verildi. Mahkeme Başkanı Ömer Diken üye hakim Ali Efendi Peksak tarafından mahkemeye gelen yazıların okunacağını belirtti.
ÜYE HAKİM PEKSAK GELEN EVRAKLARI OKUDU
Mahkeme heyeti, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazılarak Çağlayan'daki Adliye Sarayı'nda bulunan en büyük duruşma salonunun sanık, sanık müdafii, müdahil ve müdahil vekili ile izleyici kapasitesinin ve sesli ve görüntülü duruşma yapma teknik alt yapısının bulunup bulunmadığı hususunda mahkemeye bilgi verilmesini istemişti. İstanbul Cumhuriyet Basavcılığı'ndan mahkemeye gelen yazıda, en büyük duruşma salonunda gizli tanık odasının olmadığı, ses mikserlerinin bulunmadığı, çoklu ses kayıt sisteminin olmadığı, sanıklar için 50, taraf avukatları için 20, izleyiciler için 50 kişilik yer olduğu belirtildi.
ALBAY AHMET TUNCER TAHLİYESİNİ İSTEDİ
Mahkeme Başkanı Ömer Diken, tutuklu sanıkların savunmalarının alınacağını belirterek, tutuklu sanık Albay Ahmet Tuncer'i kürsüye çağırdı. Hakkındaki suçlamaları reddeden Tuncer tahliyesini ve beraatini istedi.
"SİLAH ARKADAŞLIĞI ÖLMÜŞ"
'Balyoz planı'' davasının tutuklu sanığı Kurmay Albay Mustafa Önsel, görevde olan komutanlarına seslenerek, ''(Çok üzülüyoruz. Hukuki süreç, sabır) diyenlere, silah arkadaşlığı ölmüş diyorum. Yönetiyorum zannettiğiniz ordunun sahte CD'lerle beli kırılmış siz kime komutanlık yaptığınızı sanıyorsunuz?'' dedi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan Önsel, hakkındaki suçlamayı şiddetle reddettiğini belirterek, savunma değil suçlama yapacağını söyledi.
İlki 22 Şubat 2010 olmak üzere geçen yıl 2 kez tutuklanıp tahliye edilerek 4 ay tutuklu kaldığını anlatan Önsel, bu yıl yine şubat ayında tutuklanıp özgürlüğünün gasp edildiğini, bundan dolayı ruhunun bu haksızlığa isyan halinde olduğunu dile getirdi.
''Post modern darbe diye yakın tarihin kayıtlarına giren 28 Şubat süreci ile ilgili dava açılsın bakalım'' diyen Önsel, ''Bu hiç gündeme getirilmez. O dönemin en namlı generalini yandaş ticari kuruluşlarda danışman olarak çalıştıracaksın, onunla ABD'lerde JINSA denilen Yahudi kuruluşunda sarmaş dolaş olacaksın, beni de darbeci olarak yargılatacaksın. Bu durumu şiddetle kınıyorum'' şeklinde konuştu.
Bir ihtilal mahkemesinde yargılandığı düşüncesine hakim olduğunu ifade eden Önsel, ''Henüz doğmadığım 1960 ihtilalinin, öğrenci olduğum 12 Eylül'ün, uygulamalarının çoğunu yanlış bulduğum 28 Şubat'ın hıncı bizden çıkartılıyormuş gibi hissediyorum. Şu anda aslında demokrasi görünümlü bir darbe, bir dikta rejimi yaşıyoruz. 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta neler olduysa bugün de benzer, hatta daha da kötü şeyler oluyor. 12 Eylül ve 28 Şubat'ın arkasında kim varsa bugünkünün arkasında da aynı güç var'' dedi.
Önsel, 31 yıl boyunca teniyle bütünleşen ama şimdi ayrı düştüğü üniformasıyla konuştuğunu belirterek, şunları kaydetti:
''İhanet odaklarıyla işbirliği yaparak, tarafımıza bu iftiraların atılmasına ve geleceğimizin haksız yere karartılmasına, hürriyetimizin gasp edilmesine sebep oldular. Onları lanetliyorum. Bu ihanetleri unutulmayacak. Gelecekleri için geçmişlerini satan bu çakalları suçluyorum. En büyük kinimiz onlaradır. Lanetimiz gelecek kuşaklarını da kucaklayacaktır.''
ESKİ KOMUTANLARA ELEŞTİRİ
Suçlayacağı bir başka grubun ise geçmişte ''Komutanım'' dedikleri kişiler olduğunu kaydeden Önsel, şöyle devam etti:
''Asker lafı eğmeden, bükmeden söyler. Sorulduğunda 'Var da diyemem, yok da diyemem' diyen sevgili komutanım şimdi rahat uyuyabiliyor musun? Ya sen, durup dururken saçma Nisan bildirisi yayımlayarak siyasete şekil vermeye çalışan pek sevgili komutanım. Biz cezaevinde mağdur iken zırhlı aracınla gezmekten mutlu oluyor musun? Sahi şu Dolmabahçe'de baş yetkili ile sen ne konuştun? Hangi konuda ikna edildin? Yoksa bizlere yapılacak operasyonlara yeşil ışık orada mı yakıldı? Ne verdin? Sana da mı kaset gönderdiler yoksa? Yıllarca görev nedeniyle ayrı kaldığım eşimden ve çocuklarımdan hukuksuzca ayrı bırakılırken siz torunlarınızı gönül rahatlığıyla sevebiliyor musunuz?''
Grevde olan komutanlarına seslenen Önsel, ''(Çok üzülüyoruz. Hukuki süreç, sabır) diyenlere, silah arkadaşlığı ölmüş diyorum. Yönetiyorum zannettiğiniz ordunun sahte CD'lerle beli kırılmış siz kime komutanlık yaptığınızı sanıyorsunuz?'' dedi.
"RÜTBE FARKLI"
Tutuklu sanıklardan Tümgeneral Halil Helvacıoğlu da hakkındaki suçlamalara değinerek, dava konusu seminere katılmadığını, ne konuşulduğunu, ne işlendiğini bilmediğini söyledi.
Jandarmanın suç teşkil eden olaylarla ilgili mahkeme kararıyla kişilere ait bilgileri alabildiğini ifade eden Helvacıoğlu, ''Jandarmada suç işlemiş olan kişilerin kayıtları vardır. Suç işleyen kişilere ait bilgi havuzu vardır. Jandarmanın istihbarat yönünden yetkisi kendi sorumluluk bölgesiyle ilgilidir. Son yıllarda da bu yetki daraltılmıştır'' dedi.
Jandarma generallerinin fişlendiğine ilişkin belgede kendi adının 10'uncu sırada ''Güvenilir'' şeklinde yazıldığını ifade eden Helvacıoğlu, bunun kendi iradesi dışında ve gıyabında yazıldığını, kendisini bağlamadığını, bunu yazan kişiyi ilgilendirdiğini kaydetti. Gölcük Donanma Komutanlığına çıktığı belirtilen belgeler arasında sanıklardan Süha Tanyeri'ne ait olduğu iddia edilen notta ''Albay Helvacıoğlu'' olarak yer aldığını belirten Helvacıoğlu, ''Burada isim yoktur. Rütbe farklıdır. Soyadı benzerliğinden şahsım olduğu kanaatine varılamaz. Ben belirtilen tarihte 2 yıllık generaldim'' dedi.
"O BELGEYİ BEN HAZIRLADIM"
''Balyoz Planı'' davasının tutuklu sanıklarından Yarbay Yüksel Gürcan, Gölcük Donanma Komutanlığındaki aramada çıkan belgeler arasında yer alan ''Bursa ili ve ilçelerinde mülki amir ve belediye başkanları'' isimli belgeyi kendisinin hazırladığını söyledi. Gürcan, 11 No'lu CD'de ''2002-2003\JANDARMA\BURSA BÖLGE KAMU GÖREVLİLERİ'' isimli bir klasör bulunduğunu ve içinde ''BURSA İLİ VE İLÇELERİNDE MÜLKİ AMİR VE BELEDİYE BAŞKANLARI'' adlı, 5 sayfalık, gizli ibareli word dosyası olduğunu anımsattı.
Bursa İl Jandarmada İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yaptığını ifade eden Gürcan, dönemin komutanı Arif Çetin'in, fazla zamanı olmadığını belirterek, kendisinden kamu görevlileri hakkında bilgi notu hazırlamasını istediğini söyledi. ''Bu evrak daha sonra Gölcük'te çıktı'' diyen Gürcan, Bursa'da görev yapan 55 belediye başkanı ve 17 kaymakamın isimleri ve görev yerlerinin yazılması, her bir şahsın isminin karşısında siyasi görüşü ve genel tutumunun yer almasına ilişkin de ''Komutanımın talimatıyla hazırladım. Bunların darbeye teşebbüsle bir alakası da yoktur'' diye konuştu.
Savunmasının tamamlanmasının ardından çapraz sorgusu yapılan Gürcan'a, üye hakim Ali Efendi Peksak, ''Bugüne kadar yapılan sorgularda sanıklar kendilerine böyle bir çalışma emrinin verilmediğini söyledi. Ancak siz Arif Çetin'in talimatıyla belgeyi hazırladığınızı söylüyorsunuz. Bilgim kadarıyla kişiler hakkında istihbarat çalışmasının, bir suç isnadı olduğunda yapılması gerekmez mi?'' diye sordu. İl jandarma komutanının göreve başladığı zaman çalışacağı kamu görevlilerini tanımak istediğini, bu nedenle kendisinden bilgilendirme notu isteğinde bulunduğunu söyleyen Gürcan'a Peksak, ''Sizin böyle bir görev tanımınız var mı? Altında imzanız olan belge, askeri yazışma usul ve esaslarına uygun mudur?'' diye sordu.
''Benden özel bir belge hazırlamamı istedi. Darbeyi çağrıştıran bir evrak değildir. Çalışmam askeri usullere uygundur'' yanıtını veren Gürcan'a Peksak, ''Bu belgenin arşive ya da herhangi bir kartona işlenmesi gerekmiyor mu?'' sorusunu yöneltti. Gürcan da ''Her belgenin kayda geçmesi gerekmez. Resmi üst makama gönderilen bir belge değil'' dedi. Peksak'ın, ''Altında imzanız var. Bilgi notu olsaydı altında imzanızın olmaması gerekmez miydi? Bilgi notu çalışmasının TSK'da 2008'den sonra başladığı bildirildi. 2002 ve öncesinde böyle bir çalışma usulü var mıydı'' diye sorduğu Gürcan, ''Sadece bilgilendirme notuydu'' yanıtını verdi.
Savcı Savaş Kırbaş'ın, ''Madem öyle, bu bilgi notu niçin Gölcük'te yapılan aramalara kadar saklanmıştır?'' sorusunu Gürcan, ''Bu belgeyi saklayana sormak lazım'' şeklinde yanıtladı. Ardından sanıkların bu belgeye ilişkin sorularını yanıtlayan Gürcan, tutuklu sanıklardan Dursun Çiçek'in ''Şifahen hazırlanan bu belgeye imza atmanıza gerek var mıydı?'' sorusuna ''Yoktu'' yanıtını verdi.
ALİ AYDIN: ''HER DÖNEMDE MAĞDUR OLDUM''
Tutuklu sanıklardan Jandarma Tümgeneral Ali Aydın da 32 yıllık meslek hayatı boyunca hukukun dışına çıkmadığını ifade ederek, oğlunun avukat, kızının da stajyer avukat olduğunu kaydetti. ''Darbenin mağduru olan nasıl darbeci olur?'' diyen Aydın, 12 Eylül'de bir siyasi partiyle bağı olduğuna dayanılarak 1.5 ay gözü kapalı maddi ve manevi işkence gördüğünü söyledi.
Hukuken aklandığını ifade eden Aydın, bundan 5 yıl sonra kurmay olduğunu anlattı. Aydın, 28 Şubat döneminde de milli değerlere bağlı olmasından dolayı suçlandığını dile getirerek, o zaman suçsuz yere birçok subayın ordudan atıldığını öne sürdü. ''Her dönemde mağdur oldum, her dönemde fişlendim, ama doğru bildiğim yoldan ayrılmayacağım'' diyen Aydın, hakkındaki suçlamaları reddetti. Duruşmada savunmalarını yapan sanıklardan Gökhan Çiloğlu, Abdurrahman Başbuğ ve Kubilay Aktaş da suçlamaları kabul etmedi. Sanatçı Levent Kırca'nın da bir süre izlediği duruşma yarına ertelendi.
DAVALAR BİRLEŞMİŞTİ
10. Ağır Ceza Mahkemesi 3 Ekim tarihinde görülen davada İkinci "Balyoz Planı" davasının, "Balyoz Planı" davasıyla birleştirilmesine oy birliğiyle karar vermişti. Mahkeme kararında, dava dosyaları arasında hukuki ve fiiili irtibat bulunması, yargılamanın seriliği, usul ekonomisi, çelişkili kararların çıkmaması ve sanıkların hukuki durumlarının birbirini etkilemesi durumunu da dikkate alındığını belirtmişti. 196 sanıklı Balyoz davası ile 28 sanıklı İkinci Balyoz davasının birleştirilmesinin ardından toplam sanık sayısı 224'e yükseldi. Davada yargılanan tutuklu sanık sayısı 184'e, tutuksuz sanık sayısı 38 olurken emekli Orgeneral Ergin Saygun ile Tümamiral Ahmet Sinan Ertuğrul hakkında ise yakalama kararı bulunuyor.
Gazeteport