Arap baharı, Rusya ile yaşanan enerji restleşmesi ve İran’la ilişkilerin gerilmesi, sadece dış politika açısından değil, enerji temini açısından da sıkıntılı bir sürece soktu Türkiye’yi. Bu konuda, Ağustos 2011 itibariyle yıllık bazda bütçe açığı 1.23 trilyon dolara ulaşan ABD’den talimat gelmeyeceğine göre, kışın yaklaştığı şu günlerde yeni çözümler üretmek gerek. Dünyanın en çok silah üreten ve kullanan ülkesinin kuryeliğini yapmak, enerji sorununu çözmüyor çünkü. 15 Avrupa ülkesinden daha büyük olan İstanbul’da yaşanacak bir doğalgaz kesintisinin hem sanayiyi hem de konutları felç edebileceğini akılda tutmak şart.
Sayılar ve haritalarla konuşalım. Türkiye kış aylarında günlük ortalama 130- 140 milyon metreküp doğalgaz tüketiyor. Kullandığı doğalgazı esas olarak Rusya’dan alıyor. Rusya’yı Azerbaycan ve İran izliyor. Sıvılaştırılmış doğalgaz ise Cezayir ve Nijerya’dan alınıyor. Ukrayna, Rus doğalgazının geçtiği ülke, yani geçiş ülkesi. Bize gelen gazı kesme hakkı yok. Ama Rusya ile sıkıntı yaşayınca ve Moskova ona verdiği gazı kesince, o da bize gelen gazı kesiyor. İki ülke arasındaki sıkıntı Avrupa ve Balkan ülkelerine de yansıyor. Çünkü Rusya’nın batı hattından gelen gaz, Ukrayna üzerinden Bulgaristan, Türkiye, Yunanistan, Makedonya’ya uzanıyor. Anımsanacağı üzere Rusya geçtiğimiz yıllarda Ukrayna’yı, Avrupa’ya verdiği gazı çalmakla ve kendisine olan borcunu ödememekle suçlamış, iki ülke arasında kriz yaşanmıştı. İran, kendi doğalgaz ihtiyacını ancak karşılayabiliyor, bu nedenle bize büyük miktarda doğalgaz vermesi olanaksız. Türkiye’nin elektrik üretiminin yarıdan fazlasının doğalgaza, doğalgaz da mutlak oranda dışarıya bağımlı olması, dış politika konuşurken, enerji meselesini de mutlaka dikkate almak zorunda bırakıyor bizi. Doğalgazda yüzde 70’e varan oranda Rusya’ya bağımlı olmak, her açıdan elimizi, kolumuzu bağlıyor.
İşin siyasi yönüne gelelim. Anımsanacağı üzere, birkaç yıl önce ABD Gürcistan ve Ukrayna’yı NATO’ya almak istemiş, ama NATO zirvesine gözlemci olarak katılan Rusya karşı çıkınca, iki ülke NATO’ya girememişti. 2008 Ağustos ayında ise beş günlük savaşta, Rusya Gürcistan’ı yenmişti. Rusya’nın hızla toparlanmasında, siyasi ve askeri gücünün yanında, doğalgazı bir silah olarak kullanmasının büyük payı olduğu kesin. Bu yolla hem iktisadi hem de siyasi güç elde ediyor. Moskova, gaz sattığı ülkelere, eğer doğalgazı keserse, sadece ekonomik değil, stratejik, diplomatik, politik açıdan da sorun yaşayabileceklerini hissettiriyor.
Enerjiyi Konuşacaksak, Avrasya’yı Konuşacağız
Dünya enerji kaynaklarının kabaca dörtte üçü Avrasya’da. Kıtanın Asya kısmında iki büyük güç var: Rusya ve Çin. Rusya enerji zengini, Çin enerjiye muhtaç. Kafkasya’da ve Hazar Havzası’nda öne çıkan, Türk dünyasında Türkiye’ye her açıdan en yakın devlet olarak bilinen (Ermeni açılımı ve imzalanan protokollere kadar böyleydi) Azerbaycan, enerji zengini olarak öne çıkıyor. Etnik, dinsel, mezhepsel açıdan oldukça karışık olan Kafkasya’daki emperyalist kışkırtmalar ve güç mücadeleleri ise bölgeyi istikrarsızlaştırıyor. Hazar’a kıyıdaş beş ülke arasında (Rusya, İran, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan) üçünün Türk cumhuriyeti olması, Türk dünyasına yönelik ilgiyi daha da artırıyor.
Avrasya yüzölçümü olarak dünyanın en geniş bölgesi olduğu gibi, en fazla nüfusa ve GSMH’ya sahip bölge aynı zamanda. Bu durum, Batı emperyalizminin iştahını daha da kabartıyor. ABD, bölgeye egemen olabilmek için yeri geldiğinde Soros üzerinden turuncu devrimleri (Gürcistan, Ukrayna, Kırgızistan’da yaptığı gibi) devreye sokuyor, yeri geldiğinde etnik- dinsel kapışmaları kışkırtıyor. Rusya’yı çevrelemeye çalışırken, Çin’in enerji temin ettiği bölgelerde denetim kurmaya çalışıyor. Yer yer Avrasya’nın batıdaki köprü başı olan Avrupalı müttefiklerini cepheye sürüyor. Ama ABD’ye Avrasya’nın iki büyük gücü Rusya ve Çin ile önemli bir bölge gücü olan İran karşı çıkıyorlar. Türkiye ise enerji temininde Rusya başta olmak üzere bölge ülkelerine bağımlı olmasına rağmen, (Rusya’nın Almanya’yı geçerek en büyük dış ticaret ortağımız olduğunu da unutmamak lazım), siyaseten ABD’nin güdümünde bir hat izliyor. Bu yüzden bölge ülkelerine gereken güveni veremiyor, etkili olamıyor.
Avrasya coğrafyası, Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) etki alanına girdiğinden, Avrasya merkezli düşünce sistemi olan Avrasyacılık ABD emperyalizmiyle çelişiyor. Bölge merkezlilikten hareketle dünya siyasetine ağırlık koymayı, karşılıklı işbirliğini, ilişkilerde mütekabiliyeti (karşılıklılık), içişlerine karışmamayı temel alan bir Avrasyacı yaklaşım, tek bir ülkenin liderliğine karşı çıkıyor. Rusya ve Çin gibi iki büyük gücün, Hindistan gibi hızla yükselen bir uygarlığın, Türkiye ve İran gibi bölgesel güç olmaya çabalayan iki köklü devletin, Türk dünyasının, Balkanların içinde olduğu bu coğrafya, potansiyeliyle de sorunlarıyla da dikkat çekiyor. Çünkü hem büyük ülkelerin, büyük kültürlerin, büyük uygarlıkların coğrafyası, hem de büyük kavgaların. İki büyük cihan harbi bu coğrafyada gerçekleşmiş. Bu coğrafyanın zenginliklerine sahip olmak için fırtınalar koparılmış.
Avrasya, mazlum milletlerin, azgelişmiş ülkelerin çoğunlukta olduğu, orta ölçekli devletlerin ağırlıklı yer aldığı bir coğrafya aynı zamanda. Özellikle Asya kanadı ise gelişen ekonomilerin, zengin yeraltı kaynaklarının, genç nüfusların, dinamik toplumsal yapıların bölgesi. Bu yönüyle, etnik ve dinsel duyarlılıkları kaşımaya, feodal bağları kanırtmaya büyük önem veren emperyalizmin oyunlarına açık.
Benzer yazgıları paylaşan, benzer tehditlerle boğuşan Avrasya ülkelerini yakınlaştıran bir diğer neden ise kendilerine yönelik tehlikenin aynı kaynaktan, yani Batı’dan gelmesi. Afganistan, Irak ve Libya’nın başına gelenler ortada. Suriye ve İran’ın kimler tarafından karıştırılmak istendiği açık. Kimlerin Çin ve Hindistan’da iç karışıklık çıkarmak istediği, Türkiye’yi bölmeye çalıştığı biliniyor. Bu yüzden bölge ülkeleri arasında dayanışma ve her türlü işbirliği zorunlu. Çünkü Avrasya ülkeleri Batı’dan gelen “özgürlük”, “sivil toplum”, “hukuk devleti”, “insan hakları”, “demokrasi”, “piyasa ekonomisi” söylemleri üzerinden parçalanmak isteniyorlar. “Etnik” terimi hepsinde moda olarak dolaşıma sokuluyor. Özellikle gençler arasında görülen olağanüstü yabancılaşma ve Batı hayranlığı, hepsinin ortak sorunu. Enerji kaynaklarının Batı tarafından yağmalanması, özelleştirmeyle milli varlıklarının talan edilmesi, ulusal, toplumsal, kamusal olana, “demokrasi ve özgürlük” adına savaş açılması hepsinin ortak derdi.
Kısacası, Avrasyacılığı sadece siyasal açıdan, ideolojik nedenlerle değil, enerji boyutuyla da, yükselen ekonomisi ve bölgesel ticaret hacmiyle de düşünmek gerekiyor
Barış Doster
İLK KURŞUN