Hamasi nutuklarla kandırmayın bizi… Yetkinizi kullanın!

Daha beş polisimizin cenazeleri kaldırılmadan, dün sabah saatlerinde 24 askerimizin daha şehit düştüğü haberi gelmeye başladı… Bunun üzerine, dokuz yıldır bizi yönetenler kameraların karşısına geçip yine ne kadar üzüldüklerini, içlerinin nasıl kan ağladığını anlatmaya koyuldu. Yine “kanları yerde kalmayacak, intikamları alınacak” edebiyatı yapıldı!
Ve bu zat-ı muhteremlerin bazıları durumun “olağanüstülüğünü” anlatmak için yurt dışına yapacakları seyahatleri iptal etti… Zaten yurt dışında olanlar ise gezilerini yarım bırakıp döndü.
Hatta biri, İstanbul’da bir sergiyi gezerken haberi alınca kameraların karşısında ağladı… Ağladı ama… Sergiyi gezmekten de vazgeçmedi!
Kısacası… Ortalık yine kuru gürültüden, hamasetten geçilmez oldu!
NEFSİ MÜDAFAA!
Dokuz yıldır bizi yönetenlerin anlamadıkları basit gerçek şu:
Eğer karşınızda gözü dönmüş bir katil varsa…
Ve elindeki silahı size doğrultmuş kurşun yağdırıyorsa… Ona barıştan, kardeşlikten, özgürlükten, demokrasiden, haktan, hukuktan söz etmek… Zavallılıktır!
Yapılacak tek şey, canınızı kurtarmak için “mücadele” etmektir…
En demokratik, en özgürlükçü ve hukuk sistemleri en gelişmiş ülkeler bile sizin canınıza yönelik bir şiddet karşısında vereceğiniz tepkiyi cezalandırmaz…
Bunun adına da “nefsi müdafaa” denir!
ÖDLEK MUHALEFET!
Seçimden sonra katledilen askerlerimizin, polislerimizin, korucularımızın, öğretmenlerimizin, mühendislerimizin ve diğer vatandaşlarımızın sayısı 200’e yaklaştı…
Bizi dokuz yıldır yönetenlerin yaptığı tek şey ise, “toplumun gazını almak için” Kuzey Irak’ın dağını taşını bombalamak oldu…
Oysa her şey ortada:
Terör örgütünün verdiği savaş, resmen “toprak kazanma, ilçelerimizi, illerimizi tek tek ele geçirme” savaşı…
Bizi yönetenler de bu “olağanüstü” durumun farkında olmalılar ki gezilerini iptal etmek ya da bulundukları yerlerden dönmek zorunda kalıyorlar.
İyi de “olağanüstü” durumlarda, siyasi iradenin yapması gereken, bundan ibaret mi?
Eğer öyle sanıyorlarsa, acaba hiçbiri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı okumadı mı?
Bizi yönetenleri bırakın, ileride yönetmeye talip olan muhalefet de ödlek!
Aralarından bir tek siyaseten hiç yakın olmadığım MHP, “olağanüstü hali” ağzının içinde geveleyebiliyor…
Diğerleri bunu bile yapmıyor…
ANAYASA NE DİYOR?
Bakın anayasa, içinde bulunduğumuz durum için ne emrediyor?
MADDE 120: Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde (…) olağanüstü hal…
MADDE 122: Olağanüstü hal ilânını gerektiren hallerden daha vahim şiddet hareketlerinin yaygınlaşması veya savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması veya vatan veya cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın, ülkenin ve milletin bölünmezliğini tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebepleriyle, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulu’nun da görüşünü aldıktan sonra, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde sıkıyönetim ilân edebilir.

GÖREVİ İHMAL SUÇU!
Sıkıyönetim dönemlerini yaşamış ve faturasını ödemiş biri olarak elbette böyle bir yönetimin savunucusu olamam…
Ama Anayasa ortada…
Kan, oluk oluk akıyor ve “sivil irade” böyle bir dönemde bile teröre karşı uzmanlaşmış askerleri, ne olduğu belli olmayan suçlardan cezaevinde tutuyor…
Terör örgütü de ordunun zayıflamasını fırsat sayarak, vurdukça vuruyor, 122. maddede tarif edildiği gibi ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünü hedef alıyor.
Böyle bir durumda, sırf “demokrat, özgürlükçü, haktan-hukuktan yana” görünmek adına, Anayasa’nın verdiği yetkileri kullanmamak; dökülen kana ve yitip giden canlara seyirci kalmak, “katliama seyirci kalmak” suçudur.
BU BİR SAVAŞSA!
Yıllardır PKK’ya yakınlığıyla bilinen… “Röportaj” yapma bahanesiyle bu eli kanlı örgütün şefleriyle defalarca görüşüp, dostluklar kuran “liboş” bazı anchorman’ler ve gazeteciler bile dün bu mücadelenin (!) artık bir savaşa dönüştüğünü itiraf etmek zorunda kaldılar…
Madem; savaşı artık onlar bile kabul ediyor, o zaman savaş halinde yapılması gerekenleri de Anayasa yazıyor!
Tamam; ileri demokrasi mavrasıyla ve içi boş özgürlük nutuklarıyla, saf vatandaşları kandırıp oylarını alabilirsiniz…
Ama… Bugün gelinen durumda bile akan kanı durdurmak için anayasanın verdiği yetkileri kullanmazsanız… Ve hatta bunları görmezden gelirseniz…
Bunun bedelini, bugün olmasa bile elbette bir gün, çok ama çok ağır ödersiniz!
*****
Günün Sorusu

Sorum “Başbakan’ın özel temsilcisi” sıfatıyla PKK’lılarla pazarlık masasına oturan eskinin Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, bugünün MİT Müsteşarı’na:
Dünkü kanlı baskını haber alıp, yetkili makamları uyarmak sizin göreviniz değil mi? Yoksa göreviniz sadece, gazetecileri, yazarları, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesini izlemek mi?

Mustafa Mutlu
Vatan