Son kavganın çok kanlı geçeceği belliydi... Bir süre önce, yediğim bir yemekten söz etmiştim bu köşede...
Bölgeyi çok iyi bilen yemekteki muhabatım; “PKK terörü bütün Türkiye’yi sarsacak derecede artacak...” demişti...
Dediği çıkıyor...
PKK ve PKK üzerinden gizli kapaklı birileri “inanılmaz kanlı bir resti ölümüne vuruyorlar...”
***
Son saldırı tugaya yapılan bir saldırı...
Etraftaki birliklerden tugaya destek gelemesin diye, aynı anda sekiz yerde birden başlatılıyor bu saldırı...
Saldırıyı düzenleyenler Türkiye’de bu infiali yaratacaklarını biliyorlar...
Aksine bizzat bu infial olsun diye yapıyorlar bu saldırıyı...
Hani kimse aklından şunu geçirmesin:
“PKK neden yapıyor bu saldırıları?.. Böyle saldırarak devleti çökertmek mümkün mü?.. Kamuoyunda infial yaratarak mı davayı kazancaklar?..”
***
Bunlar saf ve naif sorular...
Terörün, savaşın karmaşık yapısını, arkasındaki türlü kirli ve gizli hesabı süzemeyen bir bakış açısının saftirik hezeyanlarıdır...
PKK ya da arkasındaki karanlık güçler, Türkiye’nin siyasi sistemine, demokrasisine ve rejimine “rest vuruyorlar...”
“PKK meselesi ve etnik ayrımcılık üzerinden bütün gücümüzle, Türkiye’nin rejimine saldıracağız...” diyorlar...
***
PKK ve üzerinden birileri neden peki Türkiye’nin rejimine rest vuruyorlar şu anda?..
Çünkü Türkiye değişiyor...
Geri dönülmez bir şekilde değişiyor...
Türkiye’nin muktedirleri değişiyor...
Türkiye’nin siyasi sistemi değişiyor...
Türkiye’nin demokrasisinin içeriği ve biçimi değişiyor...
Türkiye’de güçler dengesi değişiyor...
Türkiye’de Anayasa değişiyor...
Türkiye’deki Cumhuriyet, demokrasi ve laiklik üzerine tanımlamalar değişiyor...
Türkiye’nin etnik yapısının tanımlaması değişiyor...
Türkiye’de Müslümanlığın yeri, Aleviliğin, Kürtlüğün ve Türklüğün “okuyuşu” değişiyor...
***
Cumhuriyet bazı yazarların dediği gibi İkinci Cumhuriyet’e mi büründü, ılımlı İslami bir demokrasi mi egemen oldu, bunlar elbette daha geniş bir tarihi perspektiften, değerlendirilecek analizler...
Ancak kesin olan bir şey var...
Cumhuriyet’in, demokrasinin, güçler dengesinin ve rejimin mihenk taşlarının artık Türkiye’de değişmiş olduğudur...
Değiştirenler, bunları değiştirebildiklerine göre elbette, güçlüdürler, bunu yapmaya muktedirdirler...
Fakat, hayatın diyalektiği, değişimlerin ne yönde olursa olsun, büyük sancılara, bitmek tükenmek bilmeyen iç çatışmalara, kaybetmiş görünenlerin, büyük rest vuruşlara ve rövanşlara yöneldiğini gösterir...
Bugün PKK saldırıları üzerinden yaşanan “Türkiye’nin yeni rejimine açıktan vurulan sınır tanımayacağını söyleyen bir resttir...”
Bu resti vuranlar, bizzat infialin olmasını arzu etmekteler...
Çünkü bu yolla şöyle diyorlar:
“En büyük rest, en büyük rövanş ve en büyük savaş geliyor... Ona göre...”
***
Şöyle düşünün...
Saldırılar sistemi çökertirse, çökecek sistemin altında ilk önce kim kalır?..
Kim kalacaksa, saldırının ana hedefi de odur...
****
TELEVİZYON PROGRAMLARI BU KADAR MI ‘UYUZ’ OLUR?..
Dün bir toplantının ortasında cep telefonum çaldı... Muhabir bir kız arkadaş soru soruyordu, “24 şehit var... Televizyon programlarının iptali doğru mudur?..” mealinde bir soru sormaya yeltendi...
Kendisine toplantıda olduğumu, yayına bağlanamayacağımı söyledim...
Sonra da toplantım bitince, internet üzerinden, televizyonlarda sabah ve akşam programlarının neler yaptıklarına baktım...
***
Doğrusunu konuşmak gerekirse, böyle bir günde birçok televizyon kanalının durumu için üzüldüm...
Uzun zamandır “televizyon yapmıyorum...”
Yani öyle hobi amacıyla yaptığım bir-iki spor programından söz etmiyorum...
Benim anladığım anlamda televizyon yapmıyorum...
Gazetedeki köşe yazılarım, hayatlarını kurmak zorunda olduğum çocuklarım, evim ve ailemle ilgili sorumluluklarım beni biraz televizyonlardan uzaklaştırdı...
Tabii bir de, televizyonculuktaki rakipsizliğimize karşı, bize belaltı saldırılar, siyasi ayak oyunları, Türkiye’yi farklı dizayn etmek isteyen güçlerin gizli operasyonları, televizyonlardan ayrı kaldığımız bu süreye neden oldu...
Üzüntüm, üzerinden bunca yıl geçtikten sonra, hala bizim 10 yıl önce bıraktığımız yerde debeleniyor olması televizyonların...
***
“Programı kesiyoruz...”
“Şehit ailelerine saygıdan bu programı yapmıyoruz...”
“Allah geride kalanlara sabır versin, milletimizin başı sağolsun...”
Bu mudur programcılık, yayıncılık?..
Hiç mi bir yaratıcı düşünce gelmez, bunca şehitin kanını yerde bırakmayacak farklı bir akış sergilenmez?..
Elaleme parmak ısırtılmaz?..
Herkesi teröre, savaşa, şiddete karşı, provokasyonlara sokmadan tek vücut, yekvücut yapacak, insanları o duygu selinin içinde pınar olup çağlatacak bir yayıncılığı dememek hiç kimsenin aklına gelmez mi?..
Bu ne vurdumduymaz, kel ayvaz tembel ve sıkıcı bir yayıncılık anlayışıdır?..
Başka televizyonculardan hiç umudum yok olamaz zaten...
Fakat televizyonlardaki kendi çocuklarım...
Onlar niye bu kadar araziye uydular, “Nasıl olsa kimse bir şey yapmıyor” diye, ortamla mutabakat sağladılar?..
***
Ötekiler zaten sinamekiydiler...
Onlardan bir şey olmaz...
On yılda gele gele bizim 10 yıl önce yaptıklarımızın kötü bir taklidini yapmaktan ibaret bir yayını televizyonculuk diye ahaliye yutturmaya kalkıyorlar...
Ekranda üç pencere açıp, tartışma yaratma arkadaşların 10 yıldır yaptıkları “televizyon yayıncılığının” özeti maşallah...
Toprağı bol olsun...
20 yıl önce 1992 yılında TRT’de Ateş Hattı’nda pencere açıp bu tartışmaları ilk yaptığımızda Günaydın gazetesi televizyon yazarı rahmetli Sadık Mantık “Ne yapıyor bu Reha Muhtar?” demişti...
Şimdi televizyonları görse ne derdi acaba?..
***
Diyeceğim şu;
Teröre karşı savaş, sadece elde silahla olmaz...
Siyasetle de olmaz sadece...
Medya “milletin teröre ve savaşa karşı tek vücut ve yekvücut olmasını sağlayacak en önemli mecralardan” biridir...
Bu kadar mı yekpare bir sıradanlık olur?..
Bu kadar dram karşısında hiç mi yaratıcılık, programcılık, damarları attıracak bir farklılık üretilmez...
“Şehitlerimize Allah’tan rahmet, geride kalanlara sabır, millete başsağlığı...”
Bu kadar öyle mi?..
Yazık!..
****
TELEVİZYON SUNUCULARINDAN RİCA EDİYORUM...
24 Mehmetçik şehit oldu...
Şimdi üzüntümün üzerine, içimi iyice bir korku kaplamış durumda...
Korkuyorum, çünkü yine çıkacak televizyonda sunucuyum diyen birileri “hırt hırt” tepkiler gösterecekler...
Yok ekranlardan tükürecekler, yok balgam şov yapacaklar...
Bazıları çıkacak “Allah belanızı versin” gibi veciz ifadeler yumurtlayacak...
Bazıları Türk savaş uçaklarının Kandil’i bombalamasını “yenilginin rövanşı futbol maçı edası ve efektleriyle sunacak... PKK inlerinde bombalar patladıkça ‘Gol’ efekti verilecek...”
Kısacası, “hırt, çiğ ve ham” tepkiler vatanseverlik kisvesi altında, “büyük harman edalarıyla” ağlaya ağlaya ekranlarda boy gösterecek...
Televizyon sunucularından, konuklarından rica ediyorum...
Bu tür hırtlıklara, çiğliklere, ucuz şovlara kaçmayınız lütfen...
Kendinizin ne kadar kahraman ve duyarlı olduğunu göstermek istiyor olabilirsiniz...
Bu haliniz sizi kahraman ve duyarlı göstermiyor...
“Ucuz kahraman ve yangından mal kaçıran hesapçı uyanık” yapıyor...
Ne söylerseniz söyleyin, mecazi durumunuz insanı tiksindiriyor...
Reha Muhtar
Vatan