Vural Savaş yazdı:"Silivri Toplama Kampı"

Orhan Kemal’in ”72. Koğuş” adlı eserini okuduktan sonra, ”Hapishanelerimizde yaşananları bundan güzel anlatan bir eser yazılamaz” diye düşünmüştüm.

Mustafa Balbay’ın ”Silivri Toplama Kampı-Zulümhane” adlı eserini okuyunca; ”yanıldığımı” itiraf ettim kendi kendime…
Ve kitabın sahifeleri arasında gezinirken, Dadaloğlu’nun şu mısraları sık sık döküldü ağzımdan:
”Bir yiğidi bin kötüye kul eyler

Şimden geru yaşaması güç olur”
***
Anayasamızın 38′inci maddesine göre: ”Kanuna aykırı olarak elde edilmeş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217′nci maddesine göre ise: ”Sanığa yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delille isbat edilebilir.”
Ergenekon sanıklarının hemen hemen hepsi gibi, Mustafa Balbay da ”hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle suçlanmıyor.”
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134′üncü maddesine göre: ”Bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına… kopya çıkarılmasına hakim tarafından karar verilir… Elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır… İstenmesi halinde bu yedekten bir kopya çırakırlarak şüpheliye veya vekiline verilir… Kopyası alınan veriler tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır…”
***
Mustafa Balbay’ın bilgisayarına kanuna aykırı şekilde el konduğu gibi; kitabın 195′inci sahifesinde yer alan bilirkişi raporuna göre eklemeler yapıldığı açıkça anlaşılıyor. Mustafa Balbay haykırıyor: ”Dosyada bana atfedilen notlar, benim notlarım değildir… Rapordan alıntıladığım bilgilere göre, bana ait olduğu söylenen yüz sayfayı aşkın not, tamı tamına 1 dakika 33 saniyede yazılabilmiş. Bu mümkün olmayacağına göre, geriye bir tek olasılık kalıyor: Bu notlar orijinal değildir, olsa olsa başka yerden kopyalanmıştır.”
Kitap Joseph Goebbels’in şu sözleriyle başlıyor: ”Öylesine büyük bir yalan üret ki, kimse karşı çıkamasın.”
”Beydaba’nın şu sözü 2000′li yılların ilk on yıllık dilimindeki Türkiye’yi çok iyi özetliyor” diyor Mustafa Balbay (s:14):
”Hükümetlerin en kötüsü suçsuzu korkutandır.”
Sözkonusu kitapta, tüm sanıkların maruz kaldığı hukuka aykırı muameleler tek tek sergileniyor… Ancak, dostalarım olan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran’ın kanser, felç gibi amansız hastalıklarla boğuşurken, ciddi hiçbir delil olmadan cezaevinde tutulmaya devam edilmeleri karşısında; değil bir hukukçunun, yüreğinde en küçük insani duygu kalmış herhangi bir kimsenin isyanını haykırmaması mümkün değil…
***
Gelin kitabın, şu birkaç sahifesine birlikte göz atalım (S:255 ve devamı):
(… Prof. Dr. Erol Manisalı’nın rahatsızlığının derecesini gören Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, kendisinden vazgeçip yöneticilere Erol Manisalı için bastırıyor:
”Eğer hemen iyi bir hastaneye göndermezseniz bu adam ölür… Başınız belaya girer…”
… Kaçma şüphesi olduğu için tutuklamışlardı. Üç haftadır da hastaneye sevk etmiyorlardı.
13 Mayıs Çarşamba günü sabah 8.00′de sayımla birlikte Erol Hoca’yı hastaneye götürdüler.
… 5 Haziran Cuma günü haber geldi:
”Erol Hoca’ya kanser teşhisi koymuşlar.”
Birden ”yaşasın” narası koptu ağzımdan. Bu özgürlük demekti.
Sonra ürktüm… Elim ağzıma gitti. Nasıl da, ”yaşasın” diye bağırdım. Erol Hoca kanser, sıradan bir hastalık değil…
Ama tahliye var…
Zindandan kurtulacak…
Ertesi gün, 6 Haziran’da Erol Hoca için mahkeme tahliye kararı verdi…
Ömrümde çok sevdiğim, saygı duyduğum bir kişinin kanser haberine sevineceğim hiç aklıma gelmezdi.
Kanser özgürlük demekti!)
***
Kitapta, Mevlana’nın şu dizelerine de yer verilmiş:
”Diken içindeler, ama gül gibiler.
Hapisteler, ama şarap gibiler
Balçık içindeler, ama gönül gibiler.
Gece içindeler, ama sabah gibiler.”
Mustafa Balbay, şu dik duruşu sergileyerek kitabına son veriyor:
”Öylesine tartışmalı delillerle hakkımızda öylesine ağır cezalar istiyorsunuz ki; Hammurabi kanunları, bu uygulamaların yanında Hamur Abi kalırdı.
Şu gerçeği tarihteki hiçbir yargılama değiştiremediği gibi, Silivri Mahkemeleri de değiştiremeyecek:
Türküleri yakanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür.
Türküleri yakılanlar, yasaları uygulayanlardan daha güçlüdür.
Bizim türkülerimiz yakılacak, o türkülerle Silivri yıkılacak!”

Vural Savaş