Babalar Günü armağanı



Şöyle bir film sahnesi düşünün:

Ülkenin en sevilen sinema ve tiyatro oyuncularından biri, çok genç sayılabilecek yaşta, kalp krizinden hayatını kaybeder. Her akşam televizyonda gösterilen filmleriyle milyonlarca insanın gönlünde taht kuran mizah ustasının cenaze törenine, binlerce hayranı akın eder... Ünlü oyuncunun dostları ve okul arkadaşları da namazın kılınacağı camiye koşarlar. Merhum sanatçıyla arkadaşlığı lise yıllarına kadar dayanan ünlü soruşturmacı gazeteci ise, yüzlerce kilometre ötede, bir deniz kıyısında geçirdiği yaz tatilini yarıda keserek, cenazeye yetişmeye çalışır...

Ancak onu, namazın kılınacağı caminin avlusunda büyük bir tehlike beklemektedir. Soruşturmacı gazetecinin haberlerinden zarar gördüğünü düşünen mafya babalarından biri, gazeteciyi öldürmek üzere tetikçisini camiye göndermiştir...

Okuduklarınız bir film senaryosundan alıntı değil, tümüyle gerçek...

***

2000 yılı, Haziran sonları... “Vefa''lı dostum Kemal Sunal’ın aramızdan ayrıldığı o uğursuz güne bir hafta var. Kemal'le buluşup, Vefa Lisesi'nden arkadaşımız sevgili Müjdat Gezen'i telefonla işlettik. O gün çocuklar gibi şendik.

Ertesi gün, tatil için ailece Bozcaada’ya gittik.

Kara haberi de orada aldım. Hayatını kaybettiğini duyduğumda, dünya başıma yıkıldı.

Cenaze törenine yetişebilmek için Çanakkale’den uçağa atlayarak İstanbul'a geldim.

Uçaktan inip cep telefonumu açtım ki, onlarca kişi aramış. Israrla arayanlardan biri de, kadim dostum Profesör Haluk Şahin... Hemen Haluk'un numarasını çevirdim. Telaş içindeydi:

“Az once CNN-Türk''ten aradılar. Onlara bir ihbar gelmiş, seni Kemal’in cenaze töreninde vuracaklarmış!..''

- Allah Allah... Peki kim, neden vuracakmış beni?..

- Hani geçenlerde yakalanan mafya babası var ya! Adamın polisteki ifadesini Arena''da yayınladığın için, çok bozulmuş. İntikam adına seni vurduracakmış!..

- Peki bu ifadeyi biz mi uydurmuşuz? Adam ne söylediyse onu ekrana getirmişiz? Yani habercilik yapmışız!

- Haklısın ama, cenaze namazının kılınacağı Teşvikiye Camii'ne gitmesen ve hemen Bozcaada'ya dönsen, daha iyi olur. Hiç olmazsa orası daha güvenli!

- Haluk'cuğum bu bizim aldığımız kaçıncı ölüm tehditi? Ölümden korkan, tehdite pabuç bırakan, bu işi yapmaz! Yalan söylemedik, hakaret etmedik, iftira atmadık! Niye korkayım? Sevgili arkadaşımı son yolculuğuna uğurlayacağımız törene mutlaka katılacağım. Ucunda ölüm bile olsa umurumda değil!

- Uğur'cuğum haklısın ama bu defa durum farklı!.. Cami avlusunda kimin tetikçi olduğunu nasıl anlayacaksın? Allah korusun kim vurduya gitmek de var!

***

Haluk haklıydı. Bıçak sırtı bir durumdaydım. Ya Kemal’i son yolculuğuna uğurlayacaktım, ya da onunla birlikte ben de mezara girecektim... Teşvikiye Camisi’nin yolunu tuttum. Bir yandan da dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir’i arayıp, CNN Türk'e yapılan ihbarı anlattım. Ölsem de bu törene katılacağımı söyledim. Emniyet müdürü ''Ben her türlü önlemi aldıracağım, ama siz de dikkatli olun Uğur Bey!'' dedi. Çok geçmeden telefonum çaldı. Arayan Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'dı. ''Deneyimli bir ekip görevlendirdim. Sizi cami önünde bekliyorlar...'' dedi.

Gerçekten de daha caminin önünde aracımdan iner inmez, kendimi polis çemberinin içinde buldum. Polisler arasında avluya girdim. Herkes Kemal'in arkadaşım olduğunu biliyor ve başsağlığı dilemek için elini uzatıyordu. İşte o korkunç ihtimal de bu sırada beliriyordu... ''Ya bu uzanan ellerden biri tetikçiye aitse ve kurşunu sıkmak için uzanıyorsa?.. Başsağlığı diler gibi görünüp, aslında vurmak için yaklaşıyorsa?..''

Her ele endişeyle bakıyorum, polisler de gerilmiş yay gibi tetikte duruyor! İyi de ne yapalım? Bu insanların çoğu, ekranda tanıyıp sevdikleri Uğur Dündar'ı gerçek hayatta ilk kez yakından görecekler! Benimle ilgili olumlu kanaatleri ya pekişecek, ya da hayal kırıklığına dönüşecek... Eğer ben, başsağlığı dileyenlerin uzattıkları ellere aynı sıcaklıkla sarılmazsam “Yahu bu ne biçim adammış, elimizi sıkmaya bile tenezzül etmiyor! Ayrıca polis ordusuyla korunuyor, demek ki cesaretini bundan alıyormuş!'' diye düşünme hakkını elde ederler. Sadece düşünmekle kalmaz, bunu her yerde anlatırlar!..

Baktım olacak gibi değil, polisleri kenara çekerek ''Arkadaşlar, gayretinize çok teşekkürler ama ben bu durumdan çok sıkılıyorum. Tüm sorumluluğu üzerime alıyorum. Lütfen beni rahat bırakın. İnsanları hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum!'' deyip, başsağlığı için uzanan elleri sıkarak ilerledim.

Kemal’le tabutu başında son bir kez vedalaştım. Sevgili eşi ve çocuklarına başsağlığı diledikten sonra camiden ayrıldım.

Karayoluyla Çanakkale’ye dönerken telefon bir kez daha çaldı. Arayan yine Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan’dı. “Büyük geçmiş olsun!'' dedi, ''Tetikçiyi cami avlusunda yakalayıp, kimseye fark ettirmeden gözaltına aldık!..''

Bir kez daha ölümün eşiğinden dönmüştüm.

***

Kemal Sunal iyi bir eş ve örnek bir babaydı. Çocuklarına çok düşkündü. Kendisine iyi bakar, kilosunu ve formunu korumak için sağlıklı beslenirdi.

Gencecik yaşta, ansızın aramızdan ayrılıp gitti. Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun.

''Babalar Günü''nde onu hatırladım.

***

Sadece onu mu?

Yukarıda özetle paylaştığğım anımın da yer aldığı ''İyi Uykular Sayın Seyirciler''i, tutsak babalarına armağan etmek için imzalatırken, satırların üzerine inci tanesi gibi gözyaşı döken çocukları...

''Benim babam Kurmay Albay... Ama Silivri''de!..'' diyen, titrek sesli, dokunsanız ağlayacak yavruları...

Tarifsiz acıların birdenbire büyütüp koskoca birer insan yaptığı, küçücük çocukları...

Sabah uyandığında babasının yatağına koşarak, onun kokusunu sindire sindire içine çekmeye hasret kalan çocukları... Babaların sevgi ve şefkatle okşadıkları mis kokulu çocuk saçlarını...

Tutsak gazetecilerin, karda-kışta, dondurucu soğuklarda, bardaktan boşalırcasına yağan yağmurlarda ve bayıltıcı sıcaklarda cezaevlerine gidip gelirken büyüyen çilekeş evlatlarını...

Beni rahat yatağımda geceler boyu uykusuz bırakan o mahzun, o çaresiz çocukların hepsini hatırladım...

O nedenle bu yazıyı, yavrularına hasret babalarla, babalarına hasret tüm çocuklara armağan ediyorum...

Uğur Dündar
Sözcü