Leyla Zana Kemalist mi oldu?



Leyla Zana; Kürtçü ayrılıkçığın önde gelen isimlerinden birisidir. O, bu uğurda yıllarca hapis de yatmıştır.
Fakat; Perşembe günü; Hürriyet Gazetesi’nde çıkan açıklamaları; artık karşımızda daha olgun; daha gerçekçi bir siyasetçinin bulunduğunu gösteriyor. Şaşıracaksınız belki ama; Leyla Zana, Kürt gerçekliği konusunda benim yıllardır yazdığım noktaya çok yaklaşmış bulunuyor.
Kendisiyle buluştuğum noktaların başında “Kürt sorunu” sözünü şiddetle reddetmesi geliyor. Dedikleri, benim yıllardır yazdıklarımın tekrarı gibi: “Bir kere Kürt sorunu sözünü şiddetle reddediyorum. Ortada bir hak talebi meselesi vardır. Kürtler; bu ülkede sorun değildir. Belki haklar sorunu vardır. Bugün en azından toplumda makul bir diyalog noktası bile var. Ama soruna Kürt sorunu diye başlarsak, bu halkı başlı başına sorunmuş gibi algılanmanın önünü açarız. Bu da yanlış bir başlangıç.”
İşte benim, Başbakan Erdoğan’ın “Kürt sorunu var!” sözüne en başından beri karşı çıkmamın nedenlerinden birisi bu idi. Kürt sorunu sözünün; Kürt kökenli milyonlarca yurttaşımızı, problemin kaynağı gibi gösterdiğini ve dolayısıyla da terörle özdeş hale getirdiğini, dolayısıyla onlara yapılmış büyük haksızlık olduğunu yazıp durdum.
KÜRT REALİTESİ
Leyla Zana’nın da vurguladığı üzere; Kürt sorunu terimi; Kürtleri terör ile özdeşleştiren ve bu yüzden de “ötekileştiren” bir içerik taşıyor. Bunun daha doğru anlatımı, Kürt gerçekliği veya Kürt realitesidir. Bu terim; ötekileştirmeyen; kabullenen bir içerik taşımaktadır.
Leyla Zana, Türkiye’deki Kürt realitesini anlatırken, bunu dünyanın çeşitli noktalarındaki ayrılıkçı sorunlara benzetenlere de şiddetle karşı çıkarak diyor ki: “Çünkü, Türkler ve Kürtler bir ailedir. Dünyadaki çatışma bölgelerine baktığımızda, Filistin-İsrail sorununda olduğu gibi kültürel ve siyasi beklenti ile sosyal doku temelinde farklılıkların olduğunu görürsünüz. Farklı din ve inançların öne çıktığını görürsünüz. Bizde böyle bir durum asla olmadı.Her anlamda tarihi bir birliktelik var, paylaşmışlık var. (Ö) birbirini tamamen reddetme, “yok olsun” üzerine mücadele etme diye bir şey söz konusu değil.Türk- Kürt meselesinde böyle böyle bir şey olmaz.”
ATATÜRK NE DEMİŞTİ?
Leyla Zana’nın bu saptamaları Mustafa Kemal’in aynı gerçeklikle ilgili olarak söylediklerine son derece benziyor. Mustafa Kemal Paşa, 3 Temmuz 1920’de Meclis’in gizli toplantısında yaptığı konuşmada diyor ki: “...milli sınırlar içerisindeki Kürt, Türk, Laz, Çerkez vesaire bütün bu İslam unsurları ortak çıkara sahiptir; birlikte çalışmaya karar vermiştir. Aralarında (...) vicdani istek ile kardeşçesine ve dindarca bir bağlılık vardır.”
Bu dönemlerde İngiltere; Musul’u Türkiye’ye bırakmamak için Kürtleri Ankara hükümetine karşı kışkırtıyordu. Kemal Paşa; 15 Ocak 1923’te gazetecilere bu konuda özetle şöyle cevap verdi: “Kürt unsurlar o şekilde yerleşmişlerdir ki yoğunluklarını kaybede kaybede ve Türk unsurun içine gire gire öyle bir sınır doğmuştur ki Kürtlük adına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek gerekir. (...) Şimdi Millet Meclisi; hem Türklerin hem Kürtlerin vekillerinden oluşmuştur.Ve bu iki unsur bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki bu ortak bir şeydir; ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz.” (Ayrıntılar için; Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği isimli kitabımızın s.153 ve devamına bakılabilir.)
Ne yazık ki Musul’u İngilizlere bırakmamıza yol açan 1925’teki Şeyh Sait isyanı, 1928-30 arasındaki Ağrı ayaklanmaları; genç cumhuriyetin varlığını tehdit edince; ayrılıkçı hareketlere karşı sert önlemler alındı ve başka bir süreç başlatıldı.
Leyla Zana’nın Kemal Atatürk’ten 90 sene sonra; hemen hemen Atatürk ile aynı noktaya gelmiş olması; Kürtlerle Türklerin bir aile olduğunu; ayrılamayacaklarını söylemiş olması; başımızdaki terör belasının def edilmesi açısından önemlidir. Bunu; Leyla Zana’ya ABD’nin söylettiğini iddia edenlere de “Oyunbozan olmayın!” diyorum. Umarım ki birileri de Sayın Zana’yı Kemalistlikle suçlamaz.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş; kızacağına bu yaklaşımı temel alarak “Bir arada yaşama arzusunu” öne çıkartan bir üslup geliştirmelidir.
CHP’nin de risk alarak bu konuların tatlıya bağlanması yolunda önemli bir çalışma başlatmış olması; inşallah PKK tarafına da ders olur.
Türkiye’nin kavga ikliminden çıkıp birlikte üretim iklimine girmesi gerekir. O zaman bizi kimse tutamaz.