
Savaşların ne kadar küçük sebeplerden patlak verdiğini öğreten tedirgin bir gün yaşadık...
“Tehlike geçti mi?” diye sorarsanız Allah’ın koruyucu yardımına hâlâ ihtiyacımız olduğunu söyleyebilirim.
Tırmanışı cuma günü öğle üzeri Suriye’nin keşif görevleri için donatılmış silâhsız bir Phantom uçağımızı düşürmesi başlattı.
Şam yönetimine göre Türk askeri uçağı Suriye hava sahasını bir kilometre ihlâl etmişti.
Resmi açıklamada “Türk jeti karasularımız üzerinde alçak uçuş yapıyordu. Hedefi vurduktan sonra Türk uçağı olduğunu tespit ettik” ifadesine yer verildi.
Kasıtlı bir hareket bulunmadığını anlatan örtülü bir özürdü bu jest.
Atlayıp kurtulmuş olabilecekleri düşünülen iki pilotun arama faaliyetine Türk makamları ile haberleşerek katılmak, acaba sözde iyi niyete inandırıcılık kazandırır mıydı?
Haydutla oynamak...
Suriye şu anda sadist ve paranoyak bir diktatörün yönetiminde olabilir. Ama bu talihsizlik bile hava sahasını ihlâl eden her uçağın düşürülmesini açıklamaya yetmez.
Çünkü böyle bir çılgınlık geçerli olsaydı Ege Denizi üstündeki ihlâller ve it dalaşları yüzünden Türkiye’nin de Yunanistan’ın da uçağı kalmazdı.
Burada Şam yönetimi kadar Suriye’deki haydut yönetimi hesaba katmadığı anlaşılan Ankara’yı da eleştirmek gerekiyor.
Suriye diktatörü Esad, işkence ettiği halkını kurtarma misyonu taşıyan uluslararası bir askeri gücün her an başına bomba yağdıracağı korkusu ile yaşıyor ve ona tedbir arıyor.
Bir anda ortaya çıkan jet uçağının milliyetini birkaç saniye içinde tayin etme imkânı olamaz. O bölgede denizden Amerikan, İngiliz, İsrail ve Türk uçakları gelebilir. Bunların tümü Şam’daki despotun gözünde düşmandır.
Onlardan biri değil de neden bir Türk uçağı hedef olmuştur?
Ne işimiz var orada?
Rusya’nın daha birkaç hafta önce SA-11 füzeleriyle Suriye’nin hava savunma sistemini güçlendirdiğini, eğitim için gönderilen Rus personelin halen orada bulunduğunu, bizim istihbaratımız atlamış olabilir mi?
BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak dün çok yerinde bir soru sordu:
“O uçağın orada ne işi vardı? Hangi görev için gitti ve niye sınır ihlâli yaptı?”
Sonra Ortadoğu politikamızı sorgulamayı gerektirecek önemli bir gelişme yaşadığımızı belirterek doğru uyarıyı koydu ortaya:
“Olayı milli gurur meselesi gibi görüp toplumu böyle hazırlayarak bir sıcak çatışma süreci başlatma yaklaşımı varsa, herkesin buna karşı durması lâzım.”
Kışanak bu uyarıyı görünür bir risk nedeniyle değil, Türkiye’yi ateşe atmak için oluşturulabilecek uluslararası bir komploya karşı yapmıştır.
Şu anda hükümeti sorumluluk duygusu ile itidal yönetiyor. Bu iyi ama umarız sonuna kadar böyle gider.
Önce denizde Mavi Marmara felâketi yaşadık. Şimdi havada bir benzerini...
Bölgesel güç olmak her ihtilâfa taraf olmayı gerektirmiyor.