Uçağa saldırı şehitleri unutturmasın!



Suriye’nin vurduğu Türk jeti doğal olarak dün Türkiye gündeminin en önemli haberiydi.. Gerçi ben yazımı yazana kadar Hükümet’ten net bir açıklama duyulmadı ama Suriye ve Rusya tarafından açıklamalar geldi..

BAL GİBİ KASIT!

Suriye Dışişleri Bakanlığı “Olayın kaza olduğunu, kasıt olmadığını” öne sürmekle beraber “egemenliğimiz için savunmada bulunuldu” dediğine göre çıkan sonuç da “kasıt olmadığı” yönünde değil. Nitekim jetimizi Rusya’dan Suriye’ye giden M2 füzelerinin vurduğu anlaşılırken Rus silah şirketi yöneticisi de “Tehdit saymayın ama kim saldırı yapıyorsa bu sistemleri göze almalı” dedi.

Bu olay “Ortadoğu’da kendine barışçı roller biçen ve kendi sorunlarından önce Suriye’nin ve İran’ın sorunlarıyla ilgilenen” Türkiye’yi çok zor bir duruma soktu.. Ben 8 şehit verdiğimiz son PKK saldırısının örgütün Suriye ayağından “katil” lakaplı bir örgüt lideri tarafından yönetilmiş olmasını da Türkiye’nin Suriye politikasına bağlamıştım, hala öyle düşünüyorum.

BİZ DE SUÇLUYUZ

Beşar Esad daha önce “Suriye’ye karışırsanız ben de PKK’yla işbirliği yaparım” demişti ve yaptı.. Suriye yönetiminin arkasında Rusya ve İran’ın olduğu da biliniyor.. Bunları bile bile ve birçok siyaset bilimci, ABD’li tarihçiler dahi “Türkiye’nin Suriye’yle savaşa girmesi kendisi için felaket olur” açıklamaları yaptığı halde israrla Beşar Esad’ı tehdit etmek, Suriyeli muhalifleri silahlandırıp Esad’a karşı eyleme yollamak Türkiye için hataydı, yanlış politikaydı..

Bunlar birçok kez yazıldı, çizildi, uyarılar yapıldı ama Hükümet kimseyi dinlemeden aynı yolda devam etti. Bunları söylemek elbette Esad’ın kendi halkına yaptıklarını kabullenmek, onaylamak değil. Ama ortada uluslar arası örgütler, AB ülkeleri, ABD varken en ön safa çıkmak, kendi terör sorunundan çok Suriye’den söz etmek, ona müdahale etmek de olacak şey değil.

İNSANLARIMIZ ÖLÜRKEN NEREDEYDİLER?

Dün TV haberlerinde konuşan gazete dış haberler yöneticileri ve bilimciler arasında “tarafsız, bağımsız” olarak görüş bildirenler de Türkiye’nin Suriye konusunda yanlış politika izlediğini, Suriye’nin bu davranışını haklı hale getirdiğini anlatmaya çalıştılar ama haber sunucuları tarafından çoğunun lafı ağzına tıkıldı..

Bilgiç bilgiç “Bazılarımız Suriye’ye karışmayalım diyor. Biz bölgesel gücüz, her metrekareyle ilgilenmeliyiz.. Uluslar arası hukuk prensibi bunu gerektirir.. Konu insan hakları ihlali, insanların ölmesi ise diğer ülkeler müdahale etmelidir” benzeri kalıp ve lakin suya sabuna dokunmayıp yağlayan lafları sıralayanlar ise bol bol konuşturulup desteklendiler. Peki Türkiye bir ömür uzunluğunda yıllar içinde on binlerce insanını teröre kurban verirken, üç günde bir ulusça gözyaşı dökerken o “uluslar arası hukuk”, o “insan hakları ihlali”, o “diğer ülkelerin müdahalesi” neredeydi acaba?

Neden biz hep yalnızdık ve hatta terör örgütü AB ve ABD tarafından desteklenmekteydi? Neden bu ülkeler hiç yardım eli uzatmadı? Buna rağmen neden biz Suriye konusunda öne atılıyoruz? Sorumlular bunları açıklamalı değil mi?

NET AÇIKLAMA YAPILMALI

Suriye’nin düşürdüğü uçakta bulunan pilotların akibeti belli değil deniyor, umarız onlar da şehit olmamıştır ama herkes biliyor ki bu çok küçük bir ihtimal.. Pilotlar belli olmuş, Yüzbaşı Gökhan Ertan ve Teğmen Hasan Hüseyin Aksoy.. Artık şehit haberleri o kadar sık geliyor ki onları “sadece bir isim, sadece bir asker” zanneder olduk. “Ateş düştüğü yeri yakar” lafı boşuna söylenmemiş, siz bunu bir de evlatlarını çocuk denecek yaşta kaybeden analara, babalara, o genç askerlerin “vakit varken hemen evleneyim” diyerek evlendiği eşlerine, geride bıraktığı ve baba sevgisi tadamayacak çocuklarına sorun.. Pilot Yüzbaşı Gökhan’ın “TV’ye gözünü dikmiş bir umut ışığı bekleyen ailesine” sorun..

Bu uçaktaki pilotların şehit olmasına neden olan siyasi hatalar, Dağlıca’da 8 şehit verilen saldırıdaki ihmaller, sebepler Hükümet ve Genelkurmay tarafından açıklanmalıdır. Bu olaylar basit ve kabullenilecek olaylar değildir. 90 yıl öncesinde olanları bile didik didik tartışıyorsak, bu olaylar da mutlaka tartışılmalıdır. Bugünü örterek yol almak “aynı hataların tekrarı” demektir, bunu çok yaşadık unutmayalım!