
AKP iktidarından bu yana bin 19 güvenlik görevlisi şehit düştü. 2009’daki ünlü “Habur açılımı”ndan sonra 369, son seçimler günümüze kadar 183 asker, polis ve korucu şehit edildi. Bunlar resmi rakamlardır.
Bu yılın ilk 6 ayında toplam 54 güvenlik görevlimiz şehit edildi. Terör örgütünün eylem takvimi gereği bu aylarda olayların daha da artması beklenir.
Olaylara Hakkari’den bakılırsa
Baba, üniversite öğrencisi olan ve PKK’ya katılan oğlunu kurtarabilmek için, örgütün ileri gelenleriyle temas kurmak için Hakkari’ye gidiyor. Ona “yazık olmuştur, keşke okulunu bitirseydi” diyenler oluyor. Gerisi, o babadan dinliyoruz:
“Hakkari, sanki bir başka ülke toprağı. Bir mahalleden bir mahalleye gidene kadar 3-4 yerde kimlik kontrolü yapılıyor. Sakın askerin, polisin kimlik kontrolü yaptığını sanmayın. Bu kontrolü PKK’lılar yapıyor, ‘kimsiniz, necisiniz, niçin geldiniz?’ diye sorguya çekiliyorsunuz. Biliyorum ki oğlumun bir gün cesedi gelecek, belki de cesedine bile ulaşamayacağız. Onun zorla ya da kandırılarak götürdükleri için PKK’ya lanet okuyorum.”
Bu kez bir kamu görevlisiyle konuşuyorum. Sözlerine, “Buradaki olaylar Ankara’ya sağlıklı olarak iletilemiyor. Örneğim şu: kişi kansere yakalanmış, doktora gidip başının ağrıdığını söylüyor. Doktor da muayene etmeden ona ağrı kesici veriyor. Sonra hastalığı ilerliyor, bir gün ölüyor. Memleketin hali de aynen böyle. Ülkemizin bir bölümü kanser olmuş, biz başı ağrıyor diye ağrı kesici vermeye çalışıyoruz” diye başlıyor.
Halk, aslında operasyonu destekliyor
Hakkari’de, dahası bölgede yaşananları, nelerin nasıl değiştiğini anlatmayı sürdürüyor:
“Hemen şunu belirteyim ki, yöre halkı kırsalda da, kentlerde de yapılan operasyonları destekliyor. MİT, Emniyet ve Jandarmanın istihbarat yönünden bir sıkıntısı yok. Ancak, kırsal alandan alınan istihbaratın ilgili birimlere ulaşması, bunun değerlendirilmesi ve operasyona dönüştürülmesi zaman alıyor ve teröristler de o arada yer değiştirmiş oluyorlar.
Vatandaş, Devletin köylerini boşalttığını, operasyonlarda vatandaşa kötü muamele yaptığını, haksızlıklara karşı PKK’nın yanlarında olduğunu ve örgüte karşı sempati duyduklarını belirtiyorlar.
Oysa günümüzde, Devlet vatandaşına karşı alabildiğine şefkatli davranıyor, Avrupa Birliği normlarını, insan haklarını ihlal etmeden uyguluyor. PKK ise vatandaştan bağış adı altında vergi topluyor, kızını –oğlunu ‘askere’ deyip zorla ya da kandırarak dağa çıkartıyor. Köyünde, mahallesinde kimlik kontrolleri yapıyor, istediği zaman işyerini kapattırıyor, kaçakçılardan ‘vergi’ adı altında pay alıyor, vatandaşı evinden alıp götürüp sorguluyor, cezalandırıyor. Yani, bir zamanın mağduru, şimdi bölgenin mağruru oldu.
Halk bu durumdan rahatsız. Etkili operasyonlar yapıldıkça, şehir örgütlenmesine darbe indirildikçe bildiklerini güvenlik güçlerine söylüyor, destek de oluyorlar. Önceden niçin destek olmadıkları sorulduğunda, ‘can güvenliğimiz zaten yok, o zaman daha da riskli oluyor’ diyorlar. Operasyonların devam etmesini en çok vatandaş istiyor. Terör örgütüne darbe indirildikçe, vatandaşın askere olan desteği de artıyor.”
Artık Devlet birimleri operasyon sonrasında da kılı kırk yarıyor. Yarın birileri çıkıp, “Askerleri asker öldürdü” diyebilir diye otopsilerde her ayrıntıya dikkat ediliyor, zaten bedeni parçalanmış olan askerimize bir de neşter vuruluyor….
Bakanın olduğu ilçede saldırı
Bir çok yetkili gibi Hakkari’de görevli kamu görevlisi de “kaçakçılık kontrol altına alınmadan terör önlenemez” görüşünde. Bu yüzden, Irak’a yeni sınır kapılarının açılmasını, gidiş gelişlerin kontrol altına alınmasının zorunluluğunu anlatıyor.
Olayların hiç bitmediği adeta “kurtarılmış ilçe” olan Yüksekova, eroin kaçakçılığıyla bilinir. Uyuşturucu terör örgütünün, kaçakçıların iç içe olduğu bir sektör. Bunların o ilçede, meydan okuyan tavırlar da var. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ve kuvvet komutanlarının Yüksekova’da bulunduğu gece polis lojmanlarına saldırıda bulunulmasının anlamı nedir?
Uludere olayından sonra asker silah kullanmaya çekinir hale geldi. İnsansız hava araçları kimin kaçakçı, kimin terörist olduğunu ortaya koyamaz. Uludere’den sonra bu durumu teröristler fırsata çevirdi ve şimdi sivil kıyafetlerle kaçakçı gibi sınırlarından girip çıkıyorlar. Sınırdan ateş edilip askerin dikkati buraya çevrilince, önceden gelen teröristler de askerimizi arkadan vurmaya çalışıyor.
Hükümet, Suriye için gösterdiği çabayı, terör örgütünün kamplarının, ana üslerinin, lojistik merkezinin bulunduğu Kuzey Irak için göstermek için daha neyi bekliyor?
Saygı Öztürk
Sözcü