
Merak ediyorum, bu milletin vicdanına ne oldu? Öldü mü yoksa sadece sesi mi çıkmıyor?
Merak edecek bir durum olmasa eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un itirazları bunca zamandır cevapsız kalmazdı.
Toplumsal vicdanın baskısı, sorumlu makamları halkı ikna edecek bir açıklama yapmaya mecbur bırakırdı.
Başbuğ beş buçuk aydan beri cezaevinde. Hükümeti yıkmak istediği, bunun için örgüt kurduğu iddiasıyla tutuklandı.
Savcı bunu diyor ama o da ikna edici itirazlar koyuyor:
“Birlikte görev yaptığım komutanlar burada. Bizlere terör örgütü suçlaması yapıyorlar. Aslında terör örgütü TSK oluyor.”
Hükümeti yıkma suçlamasının ironik, komik trajik olduğunu söylüyor:
“Genelkurmay Başkanı iken Başbakan ile haftada bir görüşmeyi ben talep ettim. Çalıştığım insanları cebir kullanarak yıkmak istediğim iddiaları ortaya atılıyor. Bu insanlara da sorulmalı nasıl bir cebir uygulamışım!”
Doğru... Cebir kullanmışsa bunu en yakından Başbakan’ın hissetmesi gerekirdi. Halbuki o İlker Başbuğ’un tutuklanmasından hoşnut olmadığını açıkça belli etmiştir.
Adil bir mahkeme, bu gerçek ortada dururken hangi tarafın doğruyu söylediğini Başbakan’a sormaz mı?
Mahkemeye, kamu vicdanından yükselen sesi duyurmanın bir çaresi bulunamaz mı?
İşte medyada yapılan ameliyatın, susturucu takılmış gazete ve TV’lerin sebebi hikmeti budur.
Tıpkı TÜBİTAK’ın partizan işgale uğrayan ilk kurumlar arasında olması gibi.
Sebebini çoğumuz anlamadı.
Ama şimdi Silivri mahkemeleri, virüs yoluyla bilgisayarlarına uydurma veriler yüklenmiş kişilerin masumiyetini anlamak için TÜBİTAK’tan rapor bekliyor.
TÜBİTAK görevini geciktirerek insanların cezaevinde yatma sürelerini tayin ediyor.
Adaleti geciktiriyor, iğfal ediyor.
Adaletsizliğe katlanmak onursuzluktur.
Adalete yardımcı olamayan vicdan azap çeker. Çeksin, daha çok çeksin.
Hiç olmamasındansa azap çeken vicdan bin kat iyidir!
İzin mi; ne izni?
Genelkurmay Başkanı’nın Kandil’i vurmak için öne sürdüğü “Amerika’yı ikna etme” şartı tartışma yarattı.
Sahiden de anlaşılması zor bir durum.
Kuzey Irak’ı saldırı üssü olarak kullanan PKK’yı meşru savunma adına gidip vurmak Türkiye’nin hakkıdır.
Müttefik diye ABD’ye haber vermesi gerekir mi gerekmez mi; belki tartışılır. Ama izin istemek, onu ikna etmek için mecburiyet hissetmek?..
Bu kabul edilemez.
Durumu Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker haklı olarak eleştirirken Orgeneral Necdet Özel’in sözlerinin TSK olarak arkalarında hükümetin mi, yoksa ABD’nin mi durduğundan emin olmadığını gösterdiğini öne sürdü.
Askerdeki moralin siyasetin kararlılığından beslendiğini belirterek “Savaşları ordular değil moral ve inanç kazanır” dedi.
İnternette dolaşan şu mesaj halkın yaratıcı hakemliğini ışıl ışıl ortaya koyuyor:
Gazi Mustafa Kemal de böyle düşünse Samsun’a çıkar mıydı?