Kalan sağlar bizimdir!..



Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kürtaj ve sezaryene veryansın ettiği günlerdi.

Gittiği her yerde “kürtaj cinayettir, sezaryen gereksizdir!'' diyordu.

Zira gündemi değiştirmeye şiddetle ihtiyacı vardı!

Kadınlar her zaman olduğu gibi, gerçeği hemen gördüler.

Güncel siyasete bedenlerinin alet edilmesine karşı çıktılar.
İtilip kakılmaya...

Coplanmaya...

Gözaltına alınmaya...

Hatta içeri tıkılmaya...

Meydan okuyup, sokaklara döküldüler!..

“Siyasetin eli, hangi hakla bedenimize uzanıyor?'' diye sordular!..

***

Toplumu korkutan, sindiren iktidar belki de ilk kez şaşkındı!

Zira böylesine büyük bir tepkiyi beklemiyordu.

Ama şaşkınlık kısa sürdü!

Aranan kan bulunmakta gecikmedi!

Yandaş bilim adamları ne güne duruyorlardı!

Düğmeye bastılar, badem bıyıklılar ekranlardaki yerlerini aldılar!..
Ama kadınlar, “bilimsel gerçek'' adı altında yapılan yalakalıkları yutmadılar!..
Seslerini daha da yükselttiler.

Bu kez bilim adamları gitti!

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez ekrana geldi.

Başkan topluma Başbakan Erdoğan gibi seslendi:

“Kürtaj günahtır, hatta cinayettir!'' dedi.

Anne karnındaki ceninin yaşam hakkının kutsallığına dikkat çekti.

***

Şaşırma sırası artık Avrupa Birliğindeydi!..
Türkiye'deki tartışmalar hayretle izleniyordu.

Çok geçmeden şaşkınlık korkuya dönüştü!

Zira birileri tüyler ürperten önerilerde bulunmaya başlamıştı.

“Kürtajla cenin öldürüleceğine, ondan kurtulmak isteyen anne öldürülsün!''

Bu korkunç öneri, bardağı taşıran son damla oldu!

Artık sadece Türk kadınları değil, tüm medeni dünya ayaktaydı...
Batı, gelecekte işlenecek cinayetleri görür gibi olmuştu!
Türkiye'nin nereye koştuğu sorgulanmaya başlandı.

***

İçeride ve dışarıda oluşan kamuoyu öylesine tepkiliydi ki...

Hemen frene basıldı.
Kürtajı yasaklamayı amaçlayan düzenleme askıya alındı.
Yasa hazırlığı, rapor hazırlığına dönüştü.

Böylece tartışmanın gündem değiştirmek amacıyla ortaya atıldığı netleşti.

AKP belki amacına ulaştı ama, yaşam boyu sürecek acıların tohumunu da atmış oldu!

***

Geçen hafta... Bir devlet hastanesi...
Hastanede görevli bir memure, doğum yapmak üzere.

Doktorlar bebeğin iri olduğunu söyleyerek, sezaryenle almayı öneriyorlar.

Ama anne direniyor.

Doktorlar sezaryende ısrar ediyor.

Ama kadını ikna etmek mümkün olamıyor.

“Bir video izledim, çok kanlıydı!.. İlla normal doğum yapacağım!'' diye tutturuyor...

Belli ki tartışmalardan çok etkilenmiş!
Doktorların uyarıları işe yaramıyor!

Kadın normal doğum yapıyor!..

Ama yavrusunu sakat bırakarak!

Zorlanma nedeniyle bebek, bir kolu ezilmiş olarak dünyaya geliyor!
Ezik kol şimdilik çalışmıyor.
İnşallah düzelir ama yaşam boyu da öyle kalabilir!

***

Türkiye'de son 10 yılda sezaryen patlaması yaşandı.
Bunun sorumlusu ne anneler ne de doktorlardı.

Sorumlu sağlık sistemiydi.

Yani AKP'ydi!..

Zira “ne kadar sezaryen, o kadar performans'' sayılıyordu!

Performans artışıyla birlikte, doktorların kazançları da artıyordu.
Sosyal Güvenlik Kurumu büyük açıklar vermeye başlayınca...

Değirmenin suyu tükenince...
Ortaya bu tartışma atıldı...
Peki şimdi ne olacak?

Kurunun yanında yaş da yanacak!..

Yani sezaryen yapılması gereken durumlarda da normal doğumda ısrar edilecek!
Kolu, bacağı tutmayan bebekler dünyaya gelecek!

***

AKP inat eder, kürtaja yasak getiren yasayı Meclis'ten geçirirse...
Konunun uzmanları, bu durumda olacakları düşünmek dahi istemiyorlar.

Onlara göre, istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması gerektiğinde, Başbakan Erdoğan'la Diyanet İşleri Başkanı Prof. Görmez'in konuşmaları akla gelecek.
“Her kürtaj bir cinayettir!'' sözleri hatırlanacak...

Özellikle kırsal kesimde hastane koşulları yerine ölümcül ilkel yöntemlere başvurulacak!

Ve maalesef anne ölümleri hızla artacak.

***

Peki, yitip gidenlerin sorumlusu kim olacak?

Kimse...

Çünkü Türkiye'de kalan sağlar bizimdir!


Uğur Dündar
Sözcü