Facia da ekip işidir



Galiba asrın fotoğrafıydı o fotoğraf. Selin götürdüğü, 8 kişinin öldüğü TOKİ faciasında Başbakan’la, Erdoğan Bayraktar’ı el ele gösteren ve üzerlerinde “başarı ekip işidir” yazısının olduğu reklâm panosunun fotoğrafı.
Asrın fotoğrafı.
Ortada 8 ölü.
Ama “başarı ekip işidir!”
Aslında Türkiye’nin ekonomide, dış politikada, yargıda ve eğitimde içine düştüğü facia da aynı şekilde “ekip işi!”
Dere yatağına yaptıkları evleri sel götürünce bile utanmadan “bu evler yapılmasaydı büyük bir facia olacaktı!” diyen insanlardan oluşan bir ekip yönetiyor bu ülkeyi.
Aynı ekip, sıfır sorun diyerek ele aldıkları Türk dış politikasını bütün komşularımızla “savaşla burun buruna getiren” ekipti.
Aynı ekip, can çekişen PKK terörünü yeniden canlandıran yeniden şehit cenazeleriyle ülkeyi yasa boğan ekipti.
Aynı ekip, tarihimizin en büyük cari açığını ve dış borcunu verip bununla övünmesini becerebilen ekipti.
Bu ekip, sadece Samsun’u değil bütün ülkeyi facianın eşiğine getiren ekipti.
Ama sorarsanız bütün bunlar büyük başarı idi.
Ama sorun değil, facianın mimarı bugün yarın çıkar bir konuşma yapar, bağırır çağırır “büyük icraatlarını görmeyenleri” hainlikle suçlar, seli filan unutur gideriz.
“Çünkü sadece Samsun’u sel almadı “beyinlerimizi de” sel aldı.
Böyle olunca “ekip işi facia” yapanlar gururla aramızda geziyorlar.

Ali Özoğlu’nun feryadı
Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Ali Özoğlu’nun Silivri Cezaevi’nden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderdiği bir mektup yayınlandı geçtiğimiz günlerde.
Özoğlu her ne kadar “terör örgütü” üyesi olarak yargılanıyorsa da o aslında bir yayınevi sahibi. Toplumsal Dönüşüm Yayınları’ndan onlarca kaliteli kitabın yayınlanmasına öncülük etti. Ama bugün Ergenekoncu olarak cezaevinde.
Özoğlu, Gül’e gönderdiği mektupta şöyle diyor:
“1 Temmuz 2008 tarihinde sabaha karşı evim, örgüt evi basılır gibi 30’u aşkın polis tarafından basıldı. Onca polisin arasında tek bir bayan polis yoktu ve eşimin, kızımın iç çamaşırları bu polislerce tek tek ortaya saçılıp döküldü.
Doktorlarımızın, yemek yediğimiz lokanta sahiplerinin velhasıl hasbelkader bize selam verenlerin bile “örgütsel bağ var” denilerek tutuklandığını biliyor musunuz? Peki ya savcının eşimle yaptığım telefon konuşmasını okuyarak “konuştuğunuz kim? Seni seviyorum diyorsun, bunu açıklar mısın?” diye sorması hangi hukuk ve ahlakla izah edilebilir?
Silivri’de yaşanan bu zulme, insanlık ve hukuk katliamına baktığınızda ne hissediyorsunuz? Cumhurbaşkanı! Rahat uyuyabiliyor musunuz?”
Sevgili Ali Özoğlu; emin olun Abdullah Gül ve arkadaşları gayet rahat uyuyorlardır.
Sizin feryadınız onların hiç umurunda değil.
Sizin gibi onlarca kişinin başına geleni de hikâye gibi dinliyorlardır.
Sizin zulmünüz ne ki, onlar şu anda Suriye’de meydana gelen zulmü engellemekle meşguller!