
İktidar koalisyonunun kendi içindeki olağanüstü çekişmesinin ardından vardığı “uzlaşma”nın sonuçları uzun süre
daha tartışılacak.
İlk aşamada görünen şu:
Kol kırılır paket içinde kalır!
3. yargı paketinin tam olarak anlaşılamamasının başlıca nedeni bu.
Artık gizlenmeyen, açıkça dile getirilen paylaşıma göre, iktidarın parti kanadı ile camia kanadı son anda anlaştı, mahkemeleri bölüştü.
Türkiye’nin her şeye karşın bir hukuk birikimi var. Yargı hiç bugünkü kadar tartışmalı duruma düşmemişti. Konunun bu yanı bütün yaz gündemde kalacak. Sonbaharda da 4. paketle yeni yargı konularımız gündeme gelecek.
Bugünü paketin doğuracağı sonuçlara ilişkin tartışmalara ayıralım. Ana konu, tutukluluk.
Her şey bir yana bırakıldı, uzun tutukluluğun sona erip ermeyeceği, 3. paketin bu konuda netlik getirip getirmeyeceği arayışına girildi.
***
Camianın tek kriteri var:
Tutuklamalar, tutuklu yargılamalar devam etsin.
İlk aşamada bunu garanti etmeye çalıştılar.
Silivri davalarının ÖYM’lerde kalmasıyla birlikte bu konuda ipin kendi ellerinde olduğunu düşünen camia medyası yine de çok rahat görünmüyor.
İktidarın camiayı rahatlatmak isteyen kanadı ise şu mesajı veriyor:
“Alın işte ÖYM’ler sizin. Bundan sonra onların vereceği karar sizin de kabulünüz olmalı...”
Peki ÖYM’lerin dışında yeni kurulacak bölge ağır ceza mahkemeleri nasıl bir uygulama benimseyecek?
Bu sorunun yanıtını vermeden önce aklımıza şu soru geliyor:
Bölge mahkemelerinde nasıl bir yapılanma oluşacak?
Kamuoyundaki hâkim görüş, Başbakan’ın bunda etkin olacağı yönünde ama, sonuçta son sözü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) söyleyecek.
Yine açıkça dile getirilen paylaşıma göre, HSYK’nin hükümetten gelen eğilimlere uygun mahkemeler kuracağı kesin değil!
Her krizi çözmek için yeni paket hazırlama alışkanlığı devam ederse işin ucunu kestirmek olanaksız.
Böylesi tartışmalardan hemen bir pay çıkarmaya giriştiğimiz düşünülmesin ama, Silivri davaları işte bu yargı paketleri mantığıyla yürütülüyor.
Bir deyim vardır; yolun başında yaptığınız hata sonuna kadar devam eder.
Şimdi herkesin anlayabileceği bir hale geldi ki, hükümet yargıya başından beri, “nasıl bana ait bir kurum haline getirebilirim” gözüyle baktı. Zamanında bu konuda yapılan uyarılar dikkate alınmadı, görmezden gelindi.
Geldiğimiz nokta ortada; yargının akordu bozuldu. Düzeltmek için mevcut tellere dokunmadan bir yenisini daha takıyorlar.
***
Hukuk sisteminde “esas”la “usul” arasındaki önem farkını anlatmak için şöyle bir söylem vardır:
Usul, esasın kapısıdır. Yanlış kapıdan doğru yere giremezsiniz.
Bunu, yasaların yapılışına da uyarlayabiliriz. Bir yasayı yanlış usullerle yaparsanız, esasına da zarar vermiş olursunuz. Dahası esasa ulaşamazsınız.
Türkiye’nin yıllardır tartıştığı ÖYM’ler bir gece yarısı önergesiyle biçim değiştirdi ve kopyalandı. Yargının birliği ilkesi zaten bozuktu. Şimdi daha da bozuk hale geldi.
Bütün bunlardan daha vahim olan da, bu bozukluk neredeyse aynı bozuklukla tartışılıyor.
Deprem tartışmalarında gördüğümüz bir manzara vardı. Her deprem profesörü kendi fay hattını anlatır, önemini vurgular, herkesin kafası karışırdı.
Yargıda da benzer durumla karşı karşıyayız.
Faydalıyla fay dalı birbirine karıştı, gerçek hukukçuların elinden hasar tespit çalışmasından başka bir şey gelmiyor.
8 Temmuz 2012 - Cumhuriyet