Türkiye'de cadı avı!
Gazetecilik eğer toplumun gerçekleri öğrenme hakkı için yapılıyorsa, dünyanın her yanında zor meslektir!
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise zor olmanın yanı sıra, tehlikelerle doludur.
Hele günümüz Türkiye'sinde!..
Çünkü iktidar, gazeteciden haber vermesini değil kendisini alkışlamasını istiyor...
Mesleğimizin köşe başlarını tutan yağdanlıklar da, bu beklentiyi fazlasıyla karşılıyor.
Yağdanlıklar arasında, “yağcılık'' yarışları yapılıyor.
Yağcılık şampiyonu, en güzel koltuğu kapıyor!
Yalakalık yapmayana “düşman'' gözüyle bakılıyor.
Düşmanı yok etmek için her türlü silah kullanılıyor.
Küfür, hakaret, çamur, iftira ve tehdit gırla gidiyor.
“Türkiye'de Cadı Avı'' adlı korku filminin figüranı gazeteciler (!) tutuklanmasını istedikleri gazetecilerin listesini yayınlıyor!
***
Şimdi size bir konuşma aktarıyorum.
Yıl 1987...
Sedat Simavi Vakfı Ödül Töreni'nde, Türkiye'nin en büyük soruşturmacı gazetecisi Uğur Mumcu, birlikte paylaştığımız “Gazetecilik'' ödülünü alırken, şunları söylüyor:
“Ben ödülün kime verildiğinden çok, hangi konulara verildiğini dikkate alırım.
Laikliğin günümüz Türkiye'sindeki önemi, her gün biraz daha anlaşılıyor. Bu nedenle jürinin, gerek Uğur Dündar'ı, gerekse beni, laiklik konusundaki yayınlarımızdan dolayı ödüllendirmesini, bilinçli ve duyarlı bir seçim diye yorumluyorum.
Ayrıca ödüller morallerimizi yükseltiyor.
1981 yılında çok büyük baskı altındaydım. Kaçakçılık konusunda çeşitli çevrelerden gelen baskılarla karşı karşıyaydım. Hürriyet'in o yıl verdiği Sedat Simavi Ödülü, moralimi yükseltmişti. Yazılarımın boşa gitmediğini anlamıştım.
Bu ödülle de, laiklik konusundaki çalışmalarım değerlendirildiği için çok memnunum.
“Rabıta'' yazı dizisinde dinsel akımların yurtdışındaki merkezlerini, bağlantılarını ve ilişkilerini vurgulamaya çalıştım.
Yurt dışında iki merkez var: Bunlardan biri Tahran, Humeyni rejimi, ikincisi ise Suudi Arabistan, yani Riyad...
Araştırmamda bu iki tip gericilik ön plana çıktı. Önemli olan buydu.
Bu yazı dizisi, gericiliğin devlet içindeki odaklarını ortaya çıkardı.
Sanırım bu yüzden hışım çekti.
İleride bu gericiliği ve para kaynaklarını daha net ve daha geniş biçimde ortaya koyacağımı umuyorum.
İslam finans kurumları Türkiye'ye yeni yeni geliyorlar. Aslında “Rabıta'' yayınının devlet katında yarattığı çalkantı, Atatürk'çülüğün inkarıdır.
Son yıllarda Türkiye'ye egemen olan sahte Atatürk'çülük, Arap milliyetçiliğine bir çeşit perde oldu.
Türkiye'de bugün, yurtdışından maddi yardım alan İslamcı akımlar cirit atıyor. Bunu daha net, daha açık, isim isim açıklayacağım.
Hangi siyasal gücün içinde bulunduklarını, hangi sermaye gruplarında ve hangi yayın organlarının arkasında olduklarını kanıtlamaya çalışıyorum.
Özal ailesinin Suudi ilişkilerini, bazılarının Suudi ortaklıklarını, İstanbul belediye başkanının Suudilik ilişkilerini, tek tek kanıtlamaya çalışıyorum.
Hepsinin peşindeyim, adım adım izliyorum.
Basın tekelleşmeye doğru gidiyor. Asıl önemli tehlike, basının basın dışı amaçlar için kullanılmasıdır. Eskiden yoktu. Ama şimdi, işadamlarından köşe yazarları ve başyazarlar türedi.
Bu basın dışı ilişkiler, basını çok yozlaştırıyor.''
***
Çeyrek asır önce yapılan bu konuşma, günümüzde yaşananlara ışık tutuyor.
“Rabıta''nın bir değil birçok kez okunması gerekiyor.
Uğur Mumcu, halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmetten yılmadığı için boy hedefi oldu.
Saldırılar, iftira ve tehditler sökmeyince, gerçekleri örtbas etmeye çalışan uluslar arası güç odaklarınca şehit edildi.
Nur içinde yat, büyük gazeteci...
Uğur Dündar
Sözcü
