Özkök’ün Tanıklığı ve AKP


Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök’ün tanıklığını bugün AKP hükümetinin kuruluş ve

iktidara oturuş süreci açısından ele alalım.

Özkök, siyasal gerilimin, devletin tepesindeki bunalımın AKP’den önceki hükümet döneminde başladığını, kısaca mahkeme heyetiyle de paylaştı. O döneme ilişkin meslektaşlarımızın yazdığı kitaplar, değişik açılardan gerilimin aydınlatılmasını sağladı. Gerilimin tarafları ise henüz anılarını kaleme almadı.

AKP’ye gelelim...

3 Kasım 2002 seçimleri sonuçlandığında, AB’den Kıbrıs’a, Irak’tan terör örgütünün bitirilmesi için atılacak yeni adımlara kadar, acil karar noktasına gelmiş pek çok konu var. AKP bunlara kendi gündemini ve siyaset yapma yöntemini de ekleyince, Özkök’ün mahkeme huzurunda net bir şekilde ifade ettiği “tedirginlik” bütün kesimlere yayıldı.

***

Konunun pek çok boyutu var. Sadece dava kapsamındaki asker-sivil ilişkilerinde yaşananlara odaklanırsak, şöyle bir benzetme yapmak uygun olur:

O günlerde Ankara’da metrekareye 4 dedikodu düşüyordu.

Peki, gerçek neydi?

Yargı süreçleri bir yana, bunu gerilimin tarafları netleştirecek. Yani askerler ve siviller. Özkök, kendi kurumunda olanları kendi üslubu içinde anlattı.

Anlatımlarını da sıklıkla şöyle bağladı:

“Bunları Başbakan’a anlattım...”

Özkök sorunları, “içerideki” havayı doğrudan Başbakan’la paylaşmasının nedenini de şöyle özetledi:

“Ben aracılarla ya da medya üzerinden konuşmayı sevmem...”

Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman da 4 Ağustos’ta Hürriyet’ten Tufan Türenç’e verdiği demeçte, “Rahatsızlığı Başbakan’a anlattık” dedi.

Bu noktada kısa bir anımsatma yapalım. Ergenekon iddianamelerinin gündeme gelmesinden sonra Bülent Arınç, Binali Yıldırım, Abdülkadir Aksu, Mir Dengir Mehmet Fırat değişik tarihlerde içinde şu cümlenin geçtiği açıklamalar yaptılar:

“Bize de kimi duyumlar geldi, Başbakan’a ilettik.”

Başbakan da bütün bunlarla ilgili düşüncesini en net Ocak 2011’de TRT’de katıldığı programda dile getirdi.

Şöyle dedi:

“Hükümeti doğrudan etkileyecek düzeyde bir şey yoktu. Olsaydı gereğini yapardık...”

O dönemin tam göbeğinde yaşayan bir gazeteci olarak benim tanıklığımın özeti de şuydu:

“Devletin akla gelen bütün katları, genel durumu, gerilimi, sancıyı iliklerine kadar hissediyordu. Bütün sağduyulu kesimlerin hassasiyeti, her şeyin anayasal sınırlar içinde yürümesiydi...”

***

Bu genel fotoğrafı aktardıktan sonra, dava konusuna gelelim; darbe iddialarına...

Özkök, “Ben bu kelimenin dile getirilmesine dahi karşı çıktım” diyerek bu iddiaları reddetti. Ergenekon iddianamesinde yer alan kimi planların kendi önüne de geldiğini, meşru belge olmadığı için işlem yapmadığını açıkladı.

Başlıca muhatabın bu değerlendirmeyi yapmasıyla, aslında iddialar da çökmüş oluyor.

Diyelim ki, çökmedi. Savcıların iddia ettiği gibi “deliller sağlam”.

Bu durumda yapılması gereken; darbe iddialarının en önemli tanığı Özkök’ün ifadesinin ardından, varsa başka tanıkların da dinlenmesi, “delillerin” masaya yatırılıp bir sonuca varılmasıdır.

Oysa dava öyle yürümüyor. Özkök’ten önce yeraltı dünyasının adamları tanık olarak dinlenmiş, “Ergenekon-mafya” ilişkileri araştırılmıştı. Özkök’ün ifadesi 4 Ağustos’ta, saat 15.00’te bitti. Hemen sonra, daha önce “gizli tanık” olarak dinlenen eski bir DHKP-C’li, bu kez açık tanık olarak dinlendi. Sabancı cinayetinin Ergenekon’la bağlantısı araştırıldı.

6-7 Ağustos’ta ise Ergenekon-PKK bağlantısı arandı.

Denizanası gibi tuttuğunuz yerden şekillenen bu davada ne aydınlatılabilir?