"Nedir bu telaşınız, öfkeniz, saldırganlığınız, pervasızlığınız; neden?"


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: “... Evet, kimlerin bu ülkede korku imparatorluğu kurmaya çalıştığını bize şu son aylar gayet iyi gösterdi. (...) Bunlara seyirci mi kalacağız? Bunları takip edenler korku imparatorluğunu temsil edecek, bunların avukatlığına soyunanlar ise barışı konuşacak! Biz ülkemizi tertemiz görmek istiyoruz. Doğrusu ana muhalefet partisinin telaşını anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Bazı medya kuruluşlarının panik hallerini anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Kirli ilişkilerin açığa çıkarılmasından, karanlık olayların aydınlatılması girişimlerinden mi korkuyorsunuz? Nedir bu telaşınız, öfkeniz, saldırganlığınız, pervasızlığınız neden?” (Bugün, 2014’te değil; 5 yıl öncesindeki açıklamalar).


Bugün Çankaya ile Cemaat arasında ‘arabuluculuk’ yapan Fehmi Koru:
“... Şöyle düşünün: Kıskacın tamamlanmakta olduğunu, çok yakında öteki örgüt üyelerinin yanına götürülmek üzere olduğunuzu biliyorsunuz... Elinizde ‘dolaylı şantaj’ yapmaya yarayabilecek bir güç var. Bu gücü süreci bir an önce başlatmak üzere kullanır mısınız, kullanmaz mısınız?” (Bugün değil, 6 yıl önce, 2008’de).

*

Düşünce Polisi kendisini alıp götürdükten sonra olacakları düşünmeye başladı. Onu hemen öldürürlerse bir sorun yoktu. Ölmek kaçınılmaz bir sondu. Ama ölümden önce (kimse bunlardan söz etmezdi, ama herkes bilirdi), bir yığın itiraf evresinden geçmeniz gerekirdi; yerlerde sürünüp size acımaları için yalvarmalar, kırılan kemiklerin çatırtısı, dökülmüş dişler, üzerinde kanlar pıhtılaşmış saçlar. Sonuç değişmeyecek olduktan sonra, tüm bunlara katlanmanın ne gereği vardı? (...) Kimse yakalanmaktan kurtulamazdı, suçlarını itiraf etmekten de.

*

Kendi yolsuzluk haberlerine sansür getiriliyor, savcılık dosyalarına yayın yasağı konuyor, kendi adamları için soruşturma izinleri verilmiyor; yurt dışında başlatılmış Deniz Feneri gibi bir soruşturma varsa, Türkiye’deki boyutunun soruşturulması engelleniyor; soruşturma uzatılıyor, kamuoyunun gündeminden düşürülüyordu.

Milletvekillerinin dokunulmazlığı söz verdikleri halde kaldırılmıyor, Cumhurbaşkanı Gül hakkında soruşturma kararı veren mahkeme başkanına soruşturma ve gizli takipler yapılıyor, Başbakan Erdoğan hakkındaki yolsuzluk iddialarını ağzına alanın başına mutlaka “bir şeyler” geliyor ve getiriliyordu! (6 yıl öncesi).

*

Parti işi neden aksadı, bunun sebebini bulmak gerek. Tüm ilkelerimiz doğruydu ama ortaya çıkan sonuçlar yanlış. (...) Amaçlarımız saf ve kesindi, halk tarafından sevilmemiz gerekiyordu. Ama bizden nefret ediyorlar.
Neden böylesi bir dehşet, tiksinti uyandırıyoruz?
Size gerçeği getirdik biz, ama ağzımızdan yalanmış gibi çıktı. Size özgürlük getirdik biz, ama elimizde kırbaç gibi göründü.

Size capcanlı bir hayat getirdik, ama sesimizin duyulduğu her yerde ağaçlar kavruluyor, kuru yaprakların hışırtısı kaplıyor ortalığı. Size geleceği vaat ettik, ama dilimiz dolandı, kekeledik, havladık.(Arthur Koestler).

*

“... Feci bir tünelden geçiyoruz... İhbar, itiraf, itham, soruşturma ile devam eden fırtınalı günlerden...
Hukuktan başka güvenecek bir yöntem de yok elimizde... Kimsenin kimseye güvenmediği, bir çift laf söylemenin ortadan kaybettirilmeye denk bir bedel istediği, konuşmanın, anlamanın ve fikir beyan etmenin her an ‘Vatan aleyhtarlığına’ dönüştürülebileceği karanlık günler... Bana 28 Şubat’ı anımsatıyor, o zorlu ve ağır baskılı günleri...” (2009’da, Hükümet destekçisi gazeteci Sibel Eraslan’ın yazısı. 5 yıl sonra tarih bu kez -tersine- tekerrür ediyor!)

*

Yukarıdaki tüm alıntılar, yeni çıkan LANETLİ YILLAR adlı son kitabımdan.
Unutulmasın diye, ilmek ilmek işlenmiş bir çalışma.
Biz unutsak da, unutturulmaya çalışılsa da tarih unutmayacak.

*

GÜNÜN DUYURUSU: Bugün ve yarın (Pazar) Ankara 8. Kitap Fuarı’nda Ceviz Kabuğu Yayınları standında son kitabım LANETLİ YILLAR dâhil tüm kitaplarımı imzalıyorum. Beklerim.