Türkiye'de iki ayrı yargı mı var?

SEVGİLİ okuyucularım, Türkiye’de olup bitenleri bazen -gündemin yoğunluğu nedeniyle- ister istemez ıskalayıp atlamak zorunda kalıyorum. Örneğin birkaç gün önce Türkiye’ye tam 11 adet Filistin teröristi getirildi. Bunlar şimdi bizim konuğumuz ve onları ağırlıyoruz!
Filistin’i Hamas isimli bir terör örgütü yönetiyor. Bizim hükümet şimdi Hamas’ın en büyük dostu görünüyor. Peki, ama birkaç yıl önce Tayyip, Hamas’ la ilgili nasıl bir komedi yaşatmıştı bizlere!.. Bu konuya da önümüzdeki hafta değineceğim, belgelerle anlatacağım.
Şimdi gelelim esas konumuza!..

Bir ülkede iki ayrı, farklı yargı anlayışı olabilir mi?
Bu soruyu sokakta rastladığımız altı yaşında çocuklara, ya da ömründe gazete kitap okumamış vatandaşlara bile sorsak, alınacak yanıt “Hayır, olmaması gerekir” olacaktır.
O halde şimdi gerçeğe bir bakalım.
Bu ülkede Silivri mahkemelerinde yargılanan sanıklar var. Bunlardan bazıları dört yılı aşkın bir süredir tutuklu. Örneğin Temmuz 2007’de tutuklanan yazar Ergün Poyraz’ın durumu böyle.
Başka hangi isimleri sayayım!.. Prof. Dr. Mehmet Haberal, gazeteci arkadaşlarımız Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, komutanlar ve ötekiler, bazıları üç, bazıları iki ya da bir yıldan bu yana tutuklu…
Ve çoğu, suçlarını bilmiyor!.. Suçları kendilerine söylenmiyor!
Davalar uzadıkça uzuyor, ne zaman biteceğini bir tek Allah biliyor. Milletvekili seçilenler bile tahliye |www.kemalistler.org|edilmiyor. Öyle bir duruma gelindi ki, toplumla Silivri mahkemeleri arasında adeta bir inatlaşma sürüp gidiyor.

Yasalara bir önlem olarak getirilen tutuklama kavramı, sanki peşin bir cezaya dönüştürülmüş durumda.
***
Alman mahkemesinin verdiği kararda “Yüzyılın en büyük vurgunu“ olarak nitelenen İslamcı Deniz Feneri Derneği’nin Türkiye ayağının soruşturması başlatıldı ve buradaki sanıklar tutuklandı. Bunlar AKP yandaşları idi.
Sonra, bunları tutuklatan savcılar görevden alındı ve Ankara’daki mahkeme önceki gün kararını verdi:
Sanıkların tahliyesine!
Gerekçe olarak da şu gösterildi:
Sanıkların tutukluluk süresi üç ayı geçmiş, tutukluluk cezaya dönüşmüştür.
Bu aşamada karşımıza iki ayrı yargı çıkıyor. İlki, -Silivri mahkemeleri- yıllardan beri tutuklu bıraktığı sanıkları tahliye etmeye asla yanaşmıyor. Bir kez tutuklandın mı, dışarı çıkış asla yok!
Sadece Silivri değil. Türkiye’nin dört bir yanında yargılanan belki on binlerce kişi, bir türlü bitmek bilmeyen davalarında yıllardır tutuklu olarak hapishanelerde yatırılıyor.
Davaların ne zaman biteceği belli değil ve nice masum, suçsuz insanlar bile hapishanelerde çile çekmeye mahkûm ediliyor. Belki onlardan daha büyük çileyi ise dışarıdaki aileleri ve yakınları -maddi ve manevi açıdan- çekiyor.
Öteki yargı ise -Ankara mahkemesi-Deniz Feneri sanıklarını üç ay sonra tahliye ediyor. Tutukluluk süresinin cezaya dönüşmesine karşı çıkıyor.
Bu mahkemelerin uyguladığı yasalar aynı, Türkiye Cumhuriyeti yasaları, hak, hukuk ve adalet anlayışı mahkemeye göre değişmiyor. Daha doğrusu, değişmemesi gerekiyor!

O halde böylesine farklı iki anlayış, yargıda nasıl ortaya çıkıyor?
Sakın hiç kimse “Mahkemenin takdir hakkı” demesin. Böyle 180 derece farklı takdir hakkı olamaz.
Bu kararların, bu uygulamanın biri doğru öteki yanlış olsa gerek.
Hangisi doğru, hangisi yanlış?
Herkes kendi vicdanında tartsın, kararını ona göre versin.
Toplum, iktidarın eline terk edilen yargıya, adalete ve mahkemelere güvenini boşuna yitirmiyor.

Emin Çölaşan
SÖZCÜ