Haşimi rezaleti…
SEVGİLİ okuyucularım, Türkiye’de her alanda olduğu gibi dış politikada da inanılmaz bir rezalete, komediye tanık oluyoruz.
Suriye olayında içine düştüğümüz kepazeliği burada sizlere bazen iletiyorum. Ancak iş Suriye ile bitmiyor. İşin bir de Irak boyutu var ki, çok daha vahim. Irak’ın durumunu bilmeyenler için kısaca özetleyeyim. Bu ülkede acayip bir bölünmüşlük var.
Kuzey’de, adı Barzani olan bir aşiret reisi yönetiminde Sünni Kürt yönetimi…
Ülkenin diğer bölümlerinde inanılmaz bir mezhep çatışması. Şiiler ve Sünniler arasında süregelen terör eylemleri…
Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı olan Tarık Haşimi isimli şahıs bundan bir süre önce yurtdışına kaçtı. Önce birkaç Arap ülkesine gittikten sonra Türkiye’ye gelip Tayyip ’e sığındı.
Adam şu anda İstanbul’da ve bizim paralarımızla güzelce besleniyor.
Tayyip hükümeti tarafından kendisine ev verildi, korumalar tahsis edildi, makam araçları emrine sunuldu. Bir eli yağda, bir eli balda.
Haşimi, Türkiye’de krallar gibi ağırlanıyor. Tek nedeni, onun da Tayyipgiller gibi Sünni olması.
Kısacası, Suriye’ye el atıp çuvallayan Tayyip , aynı zamanda Irak’ın içişlerine de el atmış durumda.
Şimdi işin en ciddi, en vahim boyutuna geliyoruz. Türkiye’yi ne duruma düşürdüklerini iki ana başlık altında görelim:
1- Sünni olmayan, Şii Irak Başbakan’ı Maliki, geçtiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti için çok ağır sözler söyledi. Haşimi’nin Türkiye’de Tayyipgiller tarafından korunup beslenmesi olayını gündeme getirdi ve aynen şöyle dedi:
“Türkiye mezhepsel bir yaklaşım sergileyip bizim içişlerimize karışıyor. Türkiye bize karşı DÜŞMANLIK sergiliyor. Bölgede düşman bir devlet olma yolunda ilerliyor. Erdoğan bölgede hakimiyet kurma hayalleri ile yaşıyor.”
Bunlar, uluslararası alanda söylenebilecek en ağır sözlerdir. Daha ağırı olamaz. Bir komşu ülke, iktidarı düşmanlıkla, Irak’ta bile mezhepçilik yapmakla suçluyor.
2- İnterpol , Türkiye’de Tayyipgillere sığınmış olan Haşimi için dün kırmızı bülten yayınlandı. Bu kırmızı bültenler dünyada 100’den fazla ülkenin polis teşkilatlarına gönderilir ve aranan şahsın -eğer o ülkede ise- bulunması, yakalanması istenir. Kırmızı bültenin gerekçesi yenilir yutulur gibi değil: “Irak’ta terör eylemlerine ve bombalı saldırılara yön verip finansman sağlamak.”
Doğrudur veya yanlıştır, biz bilemeyiz. Ancak her ülke bu bültene uymakla yükümlüdür. Türkiye şimdi ne yapacak?
İstanbul’da ağırlamakta olduğu Haşimi’yi İnterpol bülteni uyarınca yakalayıp iade mi edecek, yoksa “Biz Sünnileri Şiilere yedirmeyiz” deyip İnterpol’ü takmayacak mı?
Dikkat ediniz, Tayyip aynı mezhepçilik oyununu Suriye’de oynamaya yelteniyor. Kısa süre öncesine kadar karılı kocalı öpüşüp koklaştıkları Esad ’ı düşman ilan etmesinin nedeni sadece mezhepçilik. Alevi olan Esad ’ı düşürüp Suriye yönetimini kendi yandaşı olan Sünni şeriatçılara teslim etmek. Tayyipgiller, Alevilerden asla hoşlanmaz!
(Burada bir parantez açayım da eksik bilgi olmasın. Suriye Aleviliği, Türkiye Aleviliğinden çok farklıdır.)
Şimdi şu içine düştüğümüz çukura bakın! Bir yanda Suriye düşman ilan edilirken, artık karşımızda yeni düşmanımız Irak var!
İstanbul’da krallar gibi ağırlanan kaçak Haşimi var. Ne uğruna?
Ülke çıkarları değil, bizim iktidarın mezhepçiliği uğruna! İşin cılkı çıkmış durumda.
Meğer dili Sürçmüş!
ŞİMDİ yeri gelmişken, Tayyip ’in başka gaflarına bakalım. Hep diyorum ya, sinir sistemi çok bozuldu. O yüzden de ağzından çıkanı artık kulakları duymuyor. Ha babam de babam konuşurken potlar kırıyor, acayip şeyler söylüyor.
Birkaç gün önce, hem de iki gün üst üste kürsülere çıkıp aynı haykırışta bulundu: “Tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek DİN.” Güya Türkiye’yi kendi kafasından tanımlıyor. İlk üçüne hiç kimsenin itirazı olamaz. Bizim yıllardır savunduğumuz görüşlerimizdir. Bizimle aynı çizgiye gelmiş olması, kendisi açısından fevkalade olumludur ve başarılarının devamını dilerim! Ya dördüncüsü?
Tek din ne demek?
Hangi tek din? Eğer Müslümanlıksa, Müslüman olmayan vatandaşlarımız ne olacak? Onlara zorla din mi değiştirtecek, ya da sınırdışı mı edecek?
Nitekim bu saçma sapan, anlamsız sözlerine hem Müslüman olmayan vatandaşlardan, hem de kendi partisinden tepki geldi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ’in sözleri şöyle:
“Demokratik ve laik ülkelerde tek din olamaz. Başbakan da olsa beşer şaşar. Bu bir dil sürçmesidir.” Bence de dil sürçmesi olmuştur! Dedim ya, arkadaşın kafası epeyce karışık. Kendisini küçük dağları yaratan ilah olarak gördüğünden bazen coşuyor, aklına geleni söylüyor, bilinçaltını açığa vuruyor da, ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Neyse, sonra toparlama yapıp kendini kurtarır!
Başkanlık sistemi Slovenya’da!
SÖZ Tayyip ’ten açılmışken, bir oyunu daha açığa çıkarmak gerekiyor. Tayyip Slovenya gezisine çıkmak üzere. İleride anayasayı değiştirip başkanlık sistemi getirecek ve başımıza bir de ABD’deki gibi “Başkan” olacak ya!.. Gezi başlamadan hemen önce, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ’a talimat verdi:
“Bekir, sen başkanlık sistemiyle ilgili bir demeç ver, ötesini ben Slovenya’da devam ettiririm!” Bekir anında konuştu: “Başkanlık sistemini artık müzakere etmek lazım.” Pas yerini bulmuş, şut çekilmişti!..
Tayyip işin ötesini Slovenya’da, o ülkenin başbakanı ile yaptığı ortak basın toplantısında getirdi ve başkanlık sisteminin faziletlerinden dem vurmaya başladı.
Slovenya Başbakan’ı yanındakinin bu sözlerini şaşkın bir suratla izliyor, ne olduğunu anlamıyordu!
Türkiye’nin hangi sistemde olması gerektiği Türkiye’de değil, kurgulanan taktik gereği bir yabancı ülkede, Slovenya’da gündeme getiriliyordu!
Haşimi, İnterpol… Irak, Suriye… Tek din… Slovenya’da başkanlık sistemi!..
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü komik durumlara, ya da rezalete bakar mısınız!
Emin Çölaşan’ın notu: Gazeteci arkadaşım Talat Atilla bundan birkaç ay önce, 28 Kasım 2011 ’de turktime.com isimli internet sitesinde Tayyip ’in kolon kanseri olduğunu ilk kez açıklayan gazeteci olmuştu. O sırada durumu kimse bilmiyordu. Birkaç gün sonra Talat ’a rastladığımda gözleri doluydu:
“Abi, haberim yüzde yüz doğru. Kaynağım çok sağlam. Ama gelen tehditlerin, küfürlerin haddi hesabı yok. Doğru haberi yazıyorum ama tehdit ediliyorum, küfür yiyorum. Bu nasıl iştir!..”
Dün gazetelerde bir haber vardı. Tayyip hastanede yatan bir hanımı ziyaret ediyor, hastalığının kolon kanseri olduğunu öğrenince kendisinin de aynı hastalıktan ameliyat olduğunu ilk kez söylüyor.
Bu haberi okuyunca Talat Atilla ’yı arayıp espri yaptım:
“Gözün aydın Talat, senin haberini aylar sonra kendi ağzıyla doğruladı.”
Gazetecilik böyledir. Doğruyu yazarsınız, hiç utanmadan söverler… Ama gerçek bir gün ortaya çıkınca utanmazlar!
Emin Çölaşan
Sözcü
