Bu kadar mı korkak bu adam



SEVGİLİ okuyucularım, Tayyip-Fetullah koalisyon hükümetinde acayip, hiç beklenmeyen bir çatlak oluştu. Tayyip günün birinde mikrofonu kaptığı gibi önündeki cam levhalardan nutuk okumaya başladı:

- “Dön hocaefendimiz, dön. Sıla acıdır, gurbet acıdır, Türkiye’ye dön…”

Hocaefendi ise ABD ‘de rahattı. Cumartesi günkü yazımda “Döner mi dönmez mi, bilemem” demiştim…

Ve hazret son sözünü ekranlardan söyledi.

Dönmeyecekti!

Ama bunları söylerken başka konulara girdi:

Son arzusu mübarek anasının ayaklarının dibine gömülmekmiş falan filan… Dolayısıyla ABD ‘de gömülmeyi içine sindiremiyormuş. Türkiye’nin durumu onun gelmesi için henüz uygun değilmiş.

Belki ekranlarda izlemişsinizdir. Bunları söylerken ağlıyor, hıçkırıyordu. Görüntüde yoktu ama bazı kadınlar da onunla birlikte ağlıyordu.

Çok acıklı sahnelerdi, çok!.. İzlerken bu komedi karşısında gülmeye başladım.

Evet, resmen komedi oynanıyordu.

Koalisyon ortağı olan ilkokul mezunu emekli vaiz Türkiye’ye dönmeye korkuyor, kendisini acındırmaya kalkışıyor, hiç malı mülkü olmadığını bir kez daha anlatıyordu.

Malı mülkü olmayan adam yıllardır ABD’de, Pensilvanya’da görkemli bir çiftlikte maiyeti erkanıyla birlikte krallar gibi yaşamaya devam ediyor. Hiç kimse de kendisine “Fetullah bu ne iştir, sen oralarda kimlerin parasıyla yaşıyorsun” diye sormuyor.

Adam dönmemekte haklı yani! Kim olsa dönmez!

Orada ekmek elden su gölden, krallar gibi yaşıyor. Karışanı görüşeni yok. Oradan verdiği emirlerle ülkeyi koalisyon ortağı olarak yönetiyor.

Türkiye’ye dönmekten neden korkuyor?

Bu kadar mı korkak bu adam?

Bilemem ki!..

Bu aşamada akla bir soru daha geliyor:

Merve Kavakçı gibi ABD vatandaşı olduğu konusunda henüz bir bilgimiz yok.

Ama Yeşil Kart alıp ABD’de sonsuza kadar yaşama hakkı elde etti.

O, ABD açısından da önemli bir kişi. Türkiye’yi koalisyon ortağı kimliği ile oradan yönetiyor.

ABD böyle bir kuşu kafesten kaçırır mı?

Bence kaçırmaz. O halde akıllara bir soru daha geliyor:

Acaba Fetullah orada ABD tarafından rehin mi alındı?

Onu da bilemem ki!..

(Gördüğünüz gibi ben hiçbir şey bilmiyorum ki!)


Hapishane rezaleti

TÜRKİYE ’de hapishaneler gizli ve bilinmeyen bir dünya. Tutuklu ve hükümlüler oralarda eziliyor, horlanıyor, bütün insancıl haklarından yoksun bir biçimde yaşamaya mahkûm ediliyor.

120 bin kişi bu durumda. Onların aile bireylerini katarsanız, bu çileyi çekenlerin sayısı milyonu aşar.

AKP bu ortamı bilerek yarattı. Korku imparatorluğunun başka türlü oluşması ve devamı mümkün değildi. Kural çok basitti:

Suçluya suçsuza bakılmayacak, herkes tutuklanıp içeri atılacak.

Şanlıurfa Hapishanesi’nde mutfak büyüklüğünde bir odaya 28 kişiyi tıkmışlar.

Sıcaklık 45 derece, hapishane cayır cayır yanıyor. Havalandırma yok, yatak ve ranza yok, sular akmıyor. Yiyecekler yetersiz, çamaşırlar yıkanmıyor. Bazı koğuşlar 20 kişilik ama bunlarda 40 kişi üst üste yatıyor. Korkunç bir tablo… Avukatların başvuru dilekçeleri Adalet Bakanlığı’nda hasıraltı ediliyor, yanıt bile verilmiyor.

İnsanoğlu bu tabloda çıldırır, katil de olur, yakar da…

Ve içeride yatanlar isyan ediyor, 13 kişi yanarak ölüyor.

Gazetelerde fotoğrafları çıktı, yaralı mahkûmlar sedye ile ambulansa taşınırken bile kelepçeli!

Üstelik bir de ayaklarından bağlanmışlar.

Hapishaneler Türkiye’nin kara lekesi.

Oralarda neler olduğunu hiç kimse bilmiyor. Yatanlar haklarını bilmiyor, bilse bile o baskı ve zulüm ortamında hak aramaları söz konusu değil. Onları kimsenin umursadığı yok…

Çünkü onlar bu iktidar tarafından “İnsan” olarak görülmüyor.


Türkiye’den iki ayrı olay!

SEVGİLİ okuyucularım, devletin hangi kafaların elinde olduğunu gösteren nice olaylara tanık oluyoruz. İşte bunlardan biri..

Adı Hayrat olan şeriatçı bir vakıf var. Bu vakıfla – artık milliliği kalmamış olan- Eğitim Bakanlığı arasında bir protokol imzalandı. İmzalar vakıf adına başkan Sait Yavuz, Bakanlık adına Genel Müdür Mustafa Kemal Biçerli tarafından atıldı. Özetliyorum:

“Osmanlı Türkçesi kursları açılacak. Ayrıca kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in okunmasını sağlayan Kuran ve tecvitli (usulüne uygun) okuma kursları düzenlenecektir.

Bu amaçla görev yapacak öğreticileri eğitmek üzere eğitici eğitmenleri yetiştirilecektir. Kurslar Eğitim Bakanlığı tarafından vakıfla işbirliği yapılarak örgütlenecektir…”

Nice örneklerde gördüğümüz gibi, Eğitim Bakanlığı ile Diyanet ‘in işlevi artık birbirleriyle iç içe! Orası artık Din Eğitimi Bakanlığı olarak görev yapıyor…

Çünkü milli eğitimi çoktan unuttu, dinciliği ön plana çıkardı.

Varsa Kuran, yoksa din dersleri, Arapça

Farsça vesaire…

Osmanlı Türkçesi nedir? Arapça Farsça karışımı, araya Türkçe sözcüklerin sıkıştırıldığı kişiliksiz, günümüzde kullanılmayan bir dildir.

Bu kurslar Halk Eğitim Merkezlerinde başlatıldı bile!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ne durumlara düşürüldüğünün, hangi kafaların elinde olduğunun somut bir örneğidir.

İkinci bir örnek, bir kamu kuruluşu olan İller Bankası ile ilgili. Ama bu kez Kuran kursu değil, torpil var.

Bu banka 20 kişiyi işe alacak.

Mühendisler, mimarlar, yöneticiler…

Bankayı böcekler basmış olmalı ki, bir de ilaçlama uzmanı bir kişi!

Böcekçi en az dört yıllık üniversite kimya bölümünden mezun olacak, Fransızca bilecek, ilaçlama konusunda en az beş yıllık tecrübe sahibi olacak!

Adrese teslim elemanlar.

Alımlarda yazılı sınav yok. Sadece mülakat yapılacak, önceden belli olan torpilliler sözleşmeli olarak göreve başlayacak.

Ötekilerin tamamından İngilizce istenirken,

Jeoloji mühendisi İngilizce ve ayrıca Rusça bilecek.

O da adrese teslim.

Sözlü mülakat bugün! Koş vatandaş koş, torpili bulduysan işin hazır!

Emin Çölaşan ‘ın son dakika notu:

Bunları yazdıktan sonra akşam saatlerinde haber geldi ki, torpilli alımlar iptal edilmiş. İllerBankası internet sitesindeki duyuru aynen şöyle:

“Özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda sözleşmeli olarak çalıştırılmak üzere 19 Haziran 2012 tarihinde (bugün) personel alımı için yapılacak olan sınav, kamuoyunda oluşturulan genel olumsuz izlenim nedeniyle ileri bir tarihte yapılmak üzere iptal edilmiştir.”

Neyse ki İller Bankası yönetimi rezaletin büyümesinden korkmuş ve geri adım atmak zorunda kalmış. Türkiye’nin nasıl yönetildiğinin bir başka örneğidir.



Emin Çölaşan
Sözcü