
SEVGİLİ okuyucularım, dün Hakkâri’de karakol baskını ve yine sekiz şehit haberiyle uyandık! Gün geçmiyor ki şehit cenazeleri birbiri ardına kaldırılmasın. Önceki gün de bir şehidimiz vardı, etti dokuz!
Hükümet duyarsız.
Baskınlardan sonra hepsi sıraya girip demeçler veriyor:
Kanları yerde kalmayacakmış, geniş çaplı ve hava destekli operasyonlar başlatılmış! Bizim bu masallara karnımız tok. Bakınız Başbakan Yardımcısı “Şeyini şey ettiğimin şeyi” Bülent Arınç, bu son olay için ne dedi:
“Hem sayıları fazlaydı, hem de silahları vardı.”
Bu cümle dünya mizah tarihine kara bir leke olarak geçmeye mahkûmdur. Mazerete bak sen! Herhalde Yeşiltaş Karakolu’na ellerinde çiçek demetleriyle iki teröristin gelip Mehmetçikle çay içmesini bekliyordu. Sonra devam etti: “Bu ne ilktir, ne de son olacaktır! İş kontrol altındadır.”
Bunlar kimdir, nasıl devlet adamıdır, anlamak mümkün olmuyor.
Bu iktidar 2002 yılında göreve sıfır terörle başlamıştı. O beğenmedikleri koalisyon hükümetleri döneminde gereken bütün adımlar atılmış, terör sıfırlanmıştı.
Ama bunlar uyanık ya, PKK terörünü başka yollarla bitirmeyi denediler: Her alanda ödünler vererek.
Bu amaçla İmralı ziyaretleri başlatıldı. Orada yatmakta olan teröristin ayağına devletin ve hükümetin temsilcileri gönderilip pazarlıklar başlatıldı:
“Sayın Öcalan, siz yeter ki örgütünüze terörü durdurması için emir veriniz. Sonrasını bize bırakınız. İktidarımız en kısa zamanda genel af çıkaracak ve sizi tahliye edip özgürlüğünüze kavuşturacak…”
Bu da yetmedi. Sonra yurtdışında, örneğin Norveç’in başkenti Oslo’da aynı örgütle pazarlık masasına oturdular. “Sayın Öcalan’a” saygılar sunup selamlarını Tayyip adına gönderenler arasında bugün MİT Müsteşarı olarak görev yapan Hakan Fidan da vardı! Ötesini siz düşünün! Ödünler bu kadarla da bitmedi.
TRT’de Kürtçe yayın başlattılar. TRT 6 kanalı tümüyle Kürtçeye ayrıldı.
Üniversitelerde Kürtçülük kürsüleri açtılar. Mardin’in derme çatma üniversitesi bunların ana üssü oldu.
Son olarak ilköğretim okullarına Kürtçe dersleri koydular.
Zannettiler ki, böyle ödünler verildikçe, bu heriflerle pazarlık yapılıp rica minnet edildikçe terör bitecektir. Nah bitti.
Terör örgütünün ana yurdunun Kuzey Irak olduğunu artık Mısır’daki sağır sultan bile biliyor. Oranın Kürt yönetiminin başında iki paralık bir herif var: Barzani! Bu aşiret reisi ikili oynuyor. Türkiye’ye “PKK’ya karşı elimizden geleni yapıyoruz” diye yalanlar söylerken, terör örgütüne en büyük desteği veriyor.
AKP hükümeti bu rezilliği seyretmekle yetiniyor çünkü onların bir derdi var: Para! Diyorlar ki “Biz Barzani’yi karşımıza alamayız çünkü Kuzey Irak Kürt yönetiminde bizim müteahhitler, işadamları var. Onlar para kazanıp bize getiriyor.” Evet, aynen böyle. Bu durumda o iki paralık aşiret reisi herif şımardıkça şımarıyor. Yürüttüğü ikili siyasetin Türkçe tanımı şöyle: Tavşana kaç, tazıya tut.
Sevgili okuyucularım, şimdi işin püf noktasına gelelim.
AKP iktidarı döneminde siz Türk Ordusu’nun teröristleri kovalamak ve etkisiz duruma getirmek için Kuzey Irak’a girdiğini hiç duydunuz mu?
Elbette duymadınız. Gerekçesini yukarıda yazdım: Para!
Bunlardan önceki hükümetler döneminde ordumuz gerekli olunca Kuzey Irak’a girer, onların inlerini, mağara ve üslerini delik deşik eder, teröristleri analarından doğduğuna pişman ederdi.
Oysa elimizde kapı gibi bir Birleşmiş Milletler Sözleşmesi var. Bu sözleşmenin 51. maddesi çok açık. Maddeyi özetliyorum: “Bu anlaşmanın hiçbir hükmü, BM üyelerinden birinin silahlı saldırıya uğraması halinde, bu üyenin meşru savunma hakkını kullanmasına engel değildir…” AKP hükümetleri bu konuda sessiz, pısırık. Gösterebildikleri bir tek tepki var, o da demeçler verip “Geniş çaplı operasyonlar başlatılmıştır, kanları yerde kalmayacaktır” muhabbeti. Haa, bir de “Çatışmada şu kadar terörist etkisiz duruma getirilmiştir” lafları!
Bizi öldürülen terörist sayısı değil, şehitlerimiz ilgilendiriyor.
Bu saldırıların yüzde biri Kuzey Irak yerine şimdi düşman ilan ettikleri Suriye’den gelmiş olsaydı, ordumuz çoktaan Suriye’deydi.
Ama iş öyle bir duruma geldi ki, artık güvenlik güçleri de korku içinde.
Ateş etseler, belli olaylarda kendilerini ateş ederek savunsalar, bir veya birkaç kişi ölse, sonra başlarına iş açılacak. Özel mahkemelerde yargılanacaklar, hayatları kayacak.
Siz olsanız korkmaz mısınız? Gerçekler acıdır ama üzerine ısrarla gitmek gerekir. Güneydoğu Türkiye’den koptu kopacak noktasına getiriliyor. Şimdi bu süreci hızlandırmak için Başkanlık Sistemi getirmeye kalkışıyorlar.
Böylece Türkiye’yi eyaletlere bölecekler, Güneydoğu’ya özerklik verip kopma sürecini hızlandıracaklar.
İktidar şimdi bu amaçla Leyla Zana gibi korkuya kapılıp teslim bayrağını çekenleri kullanıyor. Hanımefendi piyasaya çıkıp “Bu işi Sayın Başbakanımız çözer” demeye başladı!
Basılan ve çok sayıda şehit verdiğimiz Yeşiltaş Karakolu Irak sınırının tam da burnunun dibinde. Bundan öncekiler de öyleydi.
Peki, Türk Ordusu nerede? Kışlasında veya sınır karakollarında! Niçin girmez Kuzey Irak’a?.. Oradaki terör üslerini niçin vurmaz?..
Çünkü dedim ya, Barzani’yi küstürmemek gerekir! Orada müteahhitlerimiz iş yapıp para kazanıyor! Parasal kazanç karşılığında verilen şehitler!
Bir de şu var: Ordu girmek istese bile, sınır ötesi operasyon olduğu için AKP iktidarının izin vermesi gerekir. Bu izin Barzani ‘nin yüzü suyu hürmetine asla verilmez.
Sevgili okuyucularım, bu iktidar işbaşında olduğu sürece bu rezalet bitmez.
Dün yandaşların haber sitelerinde çok ilginç bir tantana başlatıldı:
“Çok ilginçtir, Sayın Başbakanımız ne zaman yurtdışı gezisine çıksa, PKK o gün baskın yapıyor!”
Acı olaya bir de bu komediyi katıp hükümetin vurdumduymazlığını böyle örtbas etmeye kalkışıyorlar.
Herhalde basılan karakollarımızda Tayyip nöbet tutuyordu, baskınlar o yüzden, o yurtdışına çıkınca oluyordu!
Şimdi bugün ve belki yarın ülkemizin dört bir yanında yine şehit cenazeleri kalkacak. Kocabaşlar oralara gelip nutuk atacaklar, hatta içlerinden bazıları aynen Fetullah gibi ağlayıp sızlayacak.
Ana baba kuzularına Allah rahmet eylesin. Hiç değilse geride kalan aileleri, bu rezaletin nereden ve nasıl kaynaklandığını iyi bilsin.
Emin Çölaşan
Sözcü