
Popülaritesi düşüşe geçen...
Uludere Faciasıyla köşeye sıkışan...
Kürtaj ve sezaryen tartışmalarıyla kadınların tepkisini çeken...
Baskıcı ve antidemokratik uygulamalarıyla yurt dışında “AKP nereye koşuyor?'' sorularına muhatap olan...
Başbakan Erdoğan'a hayat öpücüğü, hiç beklemediği bir yerden geldi!..
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, eline neşteri aldı ve AKP'nin karşı olduğu sezaryenle, beklenen doğumu yapıverdi!..
Nur topu gibi bir Kürt açılımımız oldu!..
Böylece ıkınıp, sıkınan ama bir türlü “açılım'' denen meçhulü doğuramayan AKP de, rahat bir nefes aldı.
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan artık rahat!
Çünkü yanında, sözüne güvenilir bir omuzdaş var:
Kemal Kılıçdaroğlu!..
Dikkat ederseniz CHP demiyorum, Kılıçdaroğlu diyorum.
Çünkü bu partiye gönül verenler gelişmeleri kaygıyla izliyor.
Kaygı duyuyor, çünkü Genel Başkan “Abdullah Öcalan'ın ev hapsine alınması önerisine nasıl bakıyorsunuz?'' sorusuna “Meclis'teki partiler anlaşırsa, başımızın üstünde!'' diyerek cevap veriyor.
Parti kamuoyu endişeli bir bekleyiş içinde...
Zira PKK'nın ve onun siyasi uzantısı BDP'nin “Kürt Sorunu''nun çözümüyle ilgili taleplerini biliyor.
Hatta hepsinin üzerindeki Amerika Birleşik Devletleri'nin de...
CHP'nin gündeme getirdiği çözüm paketinin bu taleplerle ne ölçüde örtüştüğünü bilmek istiyor.
***
Hatırlayacaksınız...
2010 yılında Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi Çalıştayı adı altında bir toplantı yapılmıştı.
Bu toplantıda Türkiye’nin anayasal düzeniyle, üniter yapısına meydan okundu.
Güneydoğu’da “Özerk Kürdistan''ın kurulacağı...
Bu çekirdek devletin, “Irak, İran ve Suriye’deki'' Kürt bölgeleriyle “konfederasyon'' halinde birleşeceği...
Böylece “Büyük Kürdistan'' hedefine doğru ilerleyeceği açıklandı.
Dayatmalar bununla sınırlı değildi?
Kürtçe’nin anaokulundan üniversiteye kadar eğitim dili haline getirilmesi istendi...
Durun daha bitmedi!
Ayrıca Bölgedeki ekonomik kaynakların kullanım ve tüketim hakkının Türkiye Cumhuriyeti Devleti yerine, Demokratik Özerk Kürdistan’a bırakılması da isteniyordu...
***
Peki, Demokratik Toplum Kongresi kimin sesiydi?
Tabii ki KANDİL COMPANY'nin.
Yani PKK'nın ve uluslararası destekçilerinin...
Daha açık ifadeyle KANDİL COMPANY'nin büyük ortağı ve hamisi Amerika Birleşik Devletlerinin...
Verilen mesaj çok netti:
Önce Güneydoğu'ya demokratik özerklik getirilecek, sonra çekirdek devlet kurulacak ve nihayet Ortadoğu'da “Büyük Kürdistan...'' gerçekleşecek!..
Proje gizli saklı değildi!..
Çok açık ve kesin ifadelerle dile getiriliyordu...
***
PKK'nın arkasındaki büyük güç ABD'dir.
Amerika için PKK, Ortadoğu coğrafyasının yeniden şekillenmesinde kullanılacak silahlı bir taşerondur.
O nedenle bitirilmesine izin vermiyor, sinsice engelliyor.
Amerika, Türkiye'nin PKK'yı etkisiz duruma getirmeden alacağı diğer önlemlerin “Kürt Sorunu''nu çözmeyeceğini de gayet iyi biliyor.
Amerika çıkarları neyi gerektiriyorsa onu dayatıyor!
Baskıcı ve antidemokratik uygulamalarına destek arayan AKP de, “Süper Güc''ün taleplerine karşı çıkamıyor.
“Stratejik ortaklık'' adı altında her istenileni yapıyor!
“Ortadoğu'yu yeniden inşa ediyoruz!'' diyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, komik duruma düştüğünü fark edemiyor!..
***
Kemal Kılıçdaroğlu ve Amerika'da görüşmeler yapan ekibinin Kürt sorununa çözüm önerileri getiren paketinde neler var?
Yol haritasının ayrıntıları ne?
Kemal Kılıçdaroğlu “Genel Başkanlığıma da mal olsa, bu sorunu çözeceğim!'' derken neyi kast ediyor?
Dürüstlüğünden, iyi niyetinden hiç kuşku duymadığımız, boğazından haram lokma geçmediğinden emin olduğumuz Kemal Bey, zihinlere takılan bu soru işaretlerini mutlaka gidermeli.
Aksi takdirde CHP'deki kan kaybının hızlanacağını, Cumhuriyeti kuran büyük siyasal oluşumun, bir “etnisite'' partisine dönüşeceğini görüyor olmalı!..
Uğur Dündar
Sözcü