Yanarsın Çocuğum Yanarsın!

Dağlardan, ovalardan, ırmaklardan, rüzgârlardan kopmuş çocuklardır onlar.

Onlar bizim çocuklarımızdır...

Yaşama dair, insan olmaya dair, sevgiye dair, özleme dair ne varsa yüreklerinden koparıp aldık çocukların.

Yaşamımızda düzlükleri seçerdik, çiçekleri...

Ah çocuklar vah çocuklar!

Hayali seslerle avuttuk onları, okula göndermedik, töre cinayetlerine kurban ettik, kız-erkek ayrımcılığı yaptık.

Okula değil zindanlara doldurduk onları.

Hiç utanmadan, sıkılmadan, yüzümüz kızarmadan!

***

Cezaevlerinin çocuk koğuşlarından isyan ateşleri yükselirken, ölümleri izlerken, onların iç dünyasını, mahpusluk denilen şeyi anlamadık.

Duygularımız törpülenmişti toplum olarak...

Acıları seyrettik!

Türkiye’de cezaevlerinin koşullarını bana gelen mektuplardan anlıyorum.

Şanlıurfa Cezaevi’ndeki iki kadın tutuklu ya da hükümlüye bir yatak düşüyor.

Sular akmıyor!

Pislikten geçilmiyor!

Şanlıurfa Cezaevi’nde kalan siyasi tutuklu Azize Yağız, bir yıl önce iki dilekçe veriyor, kötü koşulların düzeltilmesi için Adalet Bakanlığı’na.

Şikâyet mektuplarında şöyle diyor Azize Yağız:

“İki kişiye bir yatak düşüyor, insanlar vardiyalı yatıyor. Banyo ve tuvaletler az, ihtiyaca cevap vermiyor. 10 kişilik koğuşta 30 kişi kalıyoruz. Haksız disiplin cezaları alıyoruz.”

***

Dünyanın her yerinde tutuklu ve hükümlüler devletin güvencesi altındadır, suçları ne olursa olsun!

Tutuklu milletvekili İbrahim Ayhan da Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e mektup yazıyor:

“Can güvenliğimiz yok! Cezaevi tıka basa dolu. Kapasitenin çok üzerinde tutuklu ve hükümlü var. Şanlıurfa Cezaevi’nde çok zor koşullar altında yaşamaktayız. Hukuk ve insanlık dışı uygulamalara maruz kalmaktayız.”

Bu ülkede insanlık onuru çiğneniyor!

Bu ülkede zindanlardaki çocuklar tacize uğruyor, Pozantı’da olduğu gibi.

Ne insan sevgisi ne çocuk sevgisi kaldı yüreğimizde.

Soruyoruz:

“Nerede vicdan sahipleri!”

Yanıt geliyor:

“Boş verin vicdanı, cüzdana bakın cüzdana!”

***

Ah çocuklar vah çocuklar!

Sınır boylarında ölen Mehmetçikler... Zindanlarda ölen çocuklar... Ağıt yakan analar... Ay-yıldızlı bayrağımızla örtülü tabutlar...

1 Mayıs kutlamalarına katılmak terör eylemi, örgüte yataklık ve yardım etmekten atın içeri...

Yaşı kaç?

15...

Yatırın keratayı falakaya, görsün Hanya’yı Konya’yı...

O acımasız gardiyanları tanırız biz 12 Eylül faşist Kenan Evren döneminden.

Şimdi GATA’nın huzurevinde yatan Albay Recai Tetik’i de...

Memlekete nasıl olsa ileri demokrasi geldi, özgürlükler genişletildi.

Bakın sekiz şehit daha verdik...

Gün gün verdiklerimizin hesabını bile tutmuyoruz...

Ah çocuklar vah çocuklar!

Hırsızların, vurguncuların, talancıların, Almanya Deniz Feneri e.V’cilerin, YİMPAŞ’çıların el üstünde tutulduğu bir Türkiye burası...

***

Sizler ya öldürüleceksiniz sokak aralarında, ya otobüs duraklarında yakalanıp “terörist” diye 23 yıl hüküm giyeceksiniz ya da zindanlarda cayır cayır yanacaksınız.

Sizin için okul değil hapishane yapılacak!

Bir yatakta vardiyalı olarak iki kişi yatacak!

Merak etmeyin, yakında düzelecek bu işler, yeni cezaevleri açılacak okul yerine.

Yaşlarınız küçük, adınızı bile yazamam sizin!

Sizi oralara koyanlar düşünsün!

Sizi yaftalayanlar, sizi yakanlar!

Kurulu düzenin çarkları böyle işliyor...

İşte gülüm, işte mor menekşem, karanfilim, böyle geçiyor hayat...

Sen hep yanacaksın çocuğum hep yanacaksın... Sınır boylarında, tuzaklı mayınlarda, zindan yangılarında...

Ah çocuğum vah çocuğum!

Öleceksin çocuğum öleceksin!

Bakalım ne zamana kadar!

21 Haziran 2012 - Cumhuriyet