Dağlıca ve Avrupa’nın en büyük ordusu!



Aylardır devamlı “silah bırakmayan, cinayetlerine son vermeyen terör örgütü ile devlet anlaşması olamayacağını, bunun büyük hata olduğunu, teröre paralel verilecek sözlerin terörü asla sonlandırmayıp tam tersine arttıracağını, daha sonra taleplerin ve cinayetlerin giderek yükseleceğini” yazıp duruyorum. Ki Salı günkü yazımda ve ondan öncekilerde de, AKP ile CHP’nin “terörü bitireceklerini söyleyerek yaptıkları işbirliğinde” de yazdım.

12 ŞEHİT, 8 ŞEHİT, ULUDERE VE İHMALLER..

Ne oldu, daha önce 12 şehit verdiğimiz Dağlıca’ daki terörist saldırısında 8 şehit daha verdik.. Ve nihayet şimdi iktidar ve ana muhalefet partilerinin genel başkanları “önce terör örgütü koşulsuz olarak silah bırakmalı” dediler. Oysa hala analar ağladığına, hala gencecik askerlerimiz bebeklerini beşikte, ailelerini kanlı gözyaşları içinde bırakarak katil teröristlerin kurşunlarıyla can verdiğine göre..

Dağlıca’da 2007 yılında 12 askerimizin şehit olduğu olayda ihmaller, alınmayan önlemler tartışılmasına rağmen 5 yıl sonra aynı yerde yine ihmallerle, beceriksizliklerle 8 canımız daha yitirildiğine göre.. Kısacık süre önce Uludere’de 34 kişinin hayatını kaybettiği bombalama olayında yine ihmaller, insansız hava araçları ve istihbarat eksikliği tartışılmasına rağmen 300 kişilik terörist ordusu elini kolunu sallayarak ülke topraklarında katliam yapabildiğine göre önce AKP, CHP, TSK oturup bu ihmalleri tartışmalı ve “TSK bize bağlı, bizden izinsiz kuş uçamaz” diyen Hükümet 8 şehit için sorumluluğu üstlenmelidir.

Zira normal zamanda “tüm sorumluluk bizde, emirleri biz veririz, göl kenarındaki çoban bile bizden sorulur” diyen iktidar partisinin böyle bir olayda ve mesela Uludere olayında “sorumlu TSK’dır, gözden kaçmış, terörist zannedilmiş veya terörist oldukları anlaşılmamış” gibi açıklamaları kabul edilemez. Hangi hükümet olsa edilemez.

ÖNCELİK SURİYE İSE..

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Dağlıca saldırısında terörist sayısı fazlaydı ve silahları vardı. Türkiye terörle mücadele ediyor ama bu ve benzeri olaylar maalesef yaşanıyor” dedi. Nasıl yani?

Birkaç yıl önce İngiliz İndependent gazetesi dünya çapında bir ordu listesi yayımlamıştı ve bu listeye göre Türk ordusu “Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise 8’inci büyük ordusu” olarak verilmişti. Avrupa’nın en büyük ordusu, elinde her imkan, en son teknoloji olan bu ordu eli kolu bağlı bekletilirken, bugüne kadar çeşitli başarılara imza atmış, terörle mücadelede en etkin komutanlar cezaevlerine tıkılıp çile çektirilirken pırıl pırıl gençlerimizin katil terörist yığınları önüne sürülmesine “maalesef bu olaylar yaşanıyor” mu diyeceğiz? Ne kadar süre daha kan ağlayarak diyeceğiz bunu peki?

“Öcalan serbest bırakılsın, anlaşalım” diyen partiler onu salıvermek için anlaşmaya çalışırken o komutanlar, askerler neden içeride tutuluyor sorusuna cevap vermeleri bile gerekmeyecek mi?

Türkiye terörün kucağında fokur fokur kaynarken ve askerlerimizin onlarcası bir defada şehit olurken biz hala “Suriye, Suriye” diye tutturmuş gidiyoruz. Suriye’deki ölümler “terörle boğuşmayan” Batı ülkelerinden önce bizi ilgilendiriyor, biz tehditler savuruyoruz.

ESAD SÖYLEMİŞTİ

Tehditlerimiz sürerken, Beşar Esad “Türkiye bizim iç işlerimize böyle karışırsa ben de PKK’ya destek verir sizin iç işlerinizi kurcalarım” demişti. Dağlıca’daki katliam eyleminin emrini Suriyeli terörist, kendisine çok uyan “katil” lakaplı Fehman Hüseyin vermiş. Ve “Kimse silah bırakmaktan söz edemez. Gündemimiz eylemleri (yani katliamları) arttırmak” demiş.

Bu “katil”e de teklifi Esad’ın götürüp götürmediğini kimse tartışmıyor ama neden olmasın?

Ayrıca “PKK’nın içinde farklı gruplar var, bazıları barışı istemiyor” masalları da yetti artık.. Madem ki ne yapılırsa yapılsın, hatta açılımdan sonra bugün gelinen noktada “özerklik, Öcalan’ın bırakılması”ndan, tüm PKK’ya aftan başka talep o barış için söz konusu bile olmamasına rağmen hala “terör sürecek” diyen gruplar varsa bu yöntemlerin ne kadar boş olduğu ortadadır. O zaman neden Avrupa’nın en büyük ordusu oturuyor, oturtuluyor? Hükümet bunlara cevap vermeli ve Suriye’yi bırakıp kendi ülkesini, kendi askerini, kendi vatandaşını korumak için dünya çapında çözüm aramalıdır.

“Meksika’da önce Suriye, sonra PKK” konuşulacağına öncelikle ve dünyaya duyurarak PKK terörü konuşulmalıydı (bunları daha önce defalarca tekrarladık). Suriye’yi de Batı halletsin bi zahmet!

ŞEHİTLERİN ARKASINDAN YAPILANLAR!

Dağlıca’daki 8 gencecik fidanın kaybından sonra bazı köşelerde hemen “Artık bu savaşın bitmesi için Hükümet üzerine düşeni yapsın” diyenler oldu.. PKK’nın “eylem” dediği kanlı cinayetleri sürdürme nedenlerinden biri de zaten “özerk bölge ve diğer taleplerini acilen anayasa ile elde etmek”.. Bu bilinirken ve zaten “öldürmeye devam eden terör örgütüyle pazarlık başlatma” hatası yapılmışken, Hükümet ve Ana Muhalefet Partisi “çözüm için” diyerek bir araya gelmişken hala katliam oluyorsa daha ne yapılabilir ve hangi adım cinayetleri durdurabilir bir de bunu belirtseler keşke..

ABD ikiyüzlüsünün neden 300 terörist için “istihbarat paylaşımı” yapmadığını sorsalar.. Kasılıp duruyordu ABD yetkilileri “bundan sonra daha fazla paylaşacağız” diye, neyi paylaştılar, el işaretini mi?

PKK’ya 8 şehidin arkasından bile destek vermeye devam eden BDP’ye ise söyleyecek söz yok artık. Selahattin Demirtaş kısa süre için “PKK silah bıraksın” sözüyle iyi polisi oynarken Altan Tan çıkıp “Her seferinde PKK’ya silah bırakma çağrısı yapılıyor. Tamam silah bıraksın da nasıl, kime bıraksın? Erbil pazarında mı satsın, Kandil’e mi bıraksın? Habur’a gelip ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım, ne mutlu Türküm diyene” benzeri garip konuşmasıyla espri yaptığını zannediyor, Atatürk’ün sözüyle de aklı sıra dalga geçiyor, ırkçılık yapıyor.

Silah bırakmanın “artık cinayet işlememe sözü vermek” olduğunu bilmesine rağmen bunları söyleyebiliyor. Habur’a bıraksalardı, ne var? Orada PKK’lıların ayağına mahkeme kurulmadı mı, “silah bırakmıyoruz” demelerine rağmen hepsi serbest bırakılmadı mı? Onurlu komutanlar cezaevine atılırken ve bir yandan yeni şehitler verilirken onlar davul zurnayla karşılanmadı mı?

Bir siyasi parti milletvekillerinin bunları ve böyle bir zamanda söyleyebilmesinin açıklaması yoktur. Bu ülke daha neler görecek bakalım! Kendi düşen ağlamazmış.