
Yerli yersiz, gerekli gereksiz birtakım laflar: “Yaktı, yıktı, geçti!”
Hadi yıkılanın benzeri vardır, belediye zabıtası gecekondu yıkar, oysa yanan pek yoktur.
Madımak yangınından sonra...
En son aklımızda kalan, dehşete düşüren yangın, Van’dan İstanbul’a hükümlü getirirken insanların yanarak ölüşüydü.
* * *
Kim düşünebilirdi ki, beş tutuklu ve hükümlüyü taşıyan “özel minibüs” Sivas’la Kayseri arasında arıza yapacak, dumanı yükselince şoför aracı yolun kenarına çekecek, jandarmalar ve muhafızlar hemen kendilerini yere atacaklar...
Ya mahkzmlar?
Onlar minibüsün özel bölmesindeydiler, ancak kilitli kapı dışarı açılırsa çıkabileceklerdi...
* * *
Bu olay 17 Eylül 2011 tarihli gazetelerde şöyle anlatılıyordu:
“Van’dan İstanbul’a mahkzm götüren 34 BL 2564 plakalı cezaevi nakil aracı, önceki akşam saatlerinde yola çıktı. 15 görevli ve 5 mahkzmun bulunduğu araç, Malatya Cezaevi’nde verilen 2 saatlik molanın ardından dün sabahın erken saatlerinde yeniden yola koyuldu. Saat 00.00 sıralarında Sivas’ın Gürün ilçesinden Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesine doğru hareket halindeki nakil aracından, Karakuyu köyü yakınlarında dumanlar yükseldiğini fark eden sürücü aracı yolun kenarına çekti. Alt ve ön kısımda başlayan alevler, bir anda aracın neredeyse tamamını sardı. Bu arada aracın önde ve arkasındaki personel hemen aşağı indi. Ancak mahkzm bölmesinde kilitli olan 5 kişi, mahsur kaldı. Mahkzmlar çığlık atarak yardım istedi. Kapının kilitlerini açmak üzere araca giren uzman çavuş, anahtarı panikle alevlerin arasına düşürdü. Anahtarı bulamayan askerler, tüfeklerin dipçikleriyle vurarak kilitleri açmaya çalıştı. Ancak bu müdahale sonuçsuz kaldı. Alevler aracın içini de sarınca askerler kendilerini dışarı attı. Kapıları açılamayan 5 mahkzm, araçta yanarak can verdi. Alevleri, ihbar üzerine olay yerine çağrılan itfaiye söndürdü. Demir yığınına dönen araçtan çıkarılan cesetler, otopsi için morga götürüldü. Araçtan kurtulmayı başaran asker ve cezaevi personeline olay yerine gelen ambulanslarda müdahale edildi. Bu arada mahkzmları çıkaramayıp diri diri yanmasına tanık olan askerler sinir krizleri geçirdi. Şoka giren askerleri, olay yerine gelen 112 Acil Servis, itfaiye ve jandarma ekipleri teselli eti.”
Sonra?
Sonra ne mi olmuştu?
Adalet Bakanı “Her türlü soruşturmanın yapılacağını” söylemişti.
Bunu söyleyen Adalet Bakanı Ergin, bugün de Urfa Cezaevi’nde, yanarak ölen beş insan için aynı şeyleri söylemektedir.
“Her türlü soruşturma yapılmaktadır.”
Elbette yapılacaktır, minibüste yanarak can verenler için ne yapmışlarsa, benzerleri yapılacaktır.
* * *
300 kişilik yere, bin kişiyi balık istifi gibi yaparsanız, karşınıza getirilen her sanık için “tutuklama” kararı isterseniz, tedbir alsan ne olur, soruştursan ne çıkar?
* * *
Cezaevleri her dönemde “kanayan yaralar”dır.
Şu İstanbul’daki trafik rezaletini görmüyor musunuz?
Görüp de ne yapıyorsunuz?
“Rezalet!” diye bağırıyorsunuz.
Yolun sonuna sandık koysalar “oylar” ne çıkar?
Gerisi boş laf, bağırma çağırma, gürültü.
Şanlıurfa Cezaevi’nin kapısına sandık koysanız.
İçinden ne çıkar?
Ne kuş çıkar, ne civciv!
Ya ne çıkar?
Sayın Başbakan kusura bakmasın, “teşbihte hata olmaz!” diye bir deyim vardır.
“Kasımpaşalı çıkar, Kasımpaşalı!”