
Birkaç gündür iki kadın gündemi sarsıyor.
Bir: Devlet Denetleme Kurulu raporunu açıkladı.
Raporda Turgut Özal’ın öldürüldüğüne değinen somut bir kanıt yok!
Medyada ve siyasetçiler arasında mezar açılsın mı açılmasın mı tartışması sürüyor.
Semra Özal, raporda “bazı hassas bilgilere yer verilmediği”, aile “bunlar da dahil raporun tam içeriğini öğrenmek için” Cumhurbaşkanı ile görüşmek istedi. Salı günü görüşecekler...
***
Semra Hanım, eşinin ölümünden önce bir davete katıldığını, orada içtiği limonatadan zehirlendiğini TV’lerdeki canlı programlarda iddia etti.
Dediğine göre, davetten dönen Özal’a “Sen limonata sevmezsin, neden içtin?” diye sorduğunda “Çok ısrar ettiler, içmek zorunda kaldım” yanıtı aldığını söyledi. Semra Hanım’a göre limonata zehirliydi...
Yeni açıklamalara göre, pek çok kişi gibi davette Özal da portakal suyu içmişti.
Hacettepe Hastanesi’nde Özal’a otopsi yapılması için başvurulduğunu, Semra Hanım’ın öneriyi geri çevirdiğini tanıkların ifadeleri doğruluyor.
Ama Semra Özal, bugün otopsi için kendisine başvurulmadığını söylüyor.
Semra Hanım ile oğlu Ahmet; her fırsatta TV’lerde gazetelerde, ellerinde Özal’ın öldürüldüğünü kanıtlayan belgeler olduğunu söyledi.
DDK raporu; “Semra Özal ile Ahmet Özal’ın iki defa kendilerine yazı gönderilmiş olmasına rağmen ellerinde olduğunu beyan ettikleri belgeleri kurula göndermedikleri vurgulandı” diyor.
***
Son yıllarda kocam öldürüldü diye, babamı öldürdüler diye kanal kanal dolaşan “aile”; yakın yıllarda mezarın açılarak gerekli ve yeterli verilerin alınması önerilerini geri çevirdi.
Ölümünden sonra Özal’ın başından alınan saçlar Semra Hanım’da. Adli Tıp tarihindeki örnekler saç üzerinde yapılan bilimsel araştırmalarla kişinin zehirlenip zehirlenmediğinin saptanabileceğini gösteriyor.
Çankaya, görüşeceği Semra Özal’dan, kuşkuların ortadan kalkması için kocasının mezarının açılmasına izin vermesini, saç örneklerini ilgililere teslim etmesini isteyecek mi?
Ya da şayet aile üzerine düşen bu görevleri yapmazsa, öldü, öldürüldü iddialarına son vermek için yargı erki harekete geçecek mi?
Bu iki soru; 19 yıllık serüvenin son aşaması!
***
İki: Kürt hareketinin öncülerinden Leyla Zana; sorunu RTE’nin çözeceğine olan inancını açıklayınca; Barış ve Demokrasi (Kürt) Partisi şoka girdi. Zana bağımsız milletvekilidir, söylemleri bizi bağlamaz’a gelen açıklamalar yaptı.
Zana, ana muhalefette de şaşkınlık yarattı. Nasıl yaratmasın ki?
Kürt sorununu çözümlemeye önderlik yapmaya giriştiği bir sırada; Zana gibi Kürtler üzerinde etkisi hafife alınmayacak bir kadın siyasetçi; CHP’nin toplumsal uzlaşma girişimini sıfıra çekiyor; ne CHP, ne BDP… illa ki RTE diye ortaya çıkıyor...
***
Zana’nın açıklamaları; CHP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Matkap’ın, “önerdikleri modelin 4 partinin uzlaşmasıyla mümkün olabileceğini, 4’lü uzlaşma olmazsa RTE’nin önerdiği soruna çözüm arayacak ikili komisyonu kabul etmeyeceklerini” açıkladığı güne rast geldi.
Tabii gözler toplumsal uzlaşmadan tekrar RTE’nin ne yapacağına çevrildi.
Ama Zana’nın kan akmasını önlemek için öne sürdüğü, ne yapmak lazım geldiğini içeren koşullar üzerinde duran yok.
Zana ilk koşulları sıralıyor: “1)- Bir kere terör ve Kürtler ifadesi bir arada anılmamalı. Bu herkesi biz terörist değiliz şeklinde bir tepkiye sevk ediyor. 2)- Kürt kimliği anayasal güvenceye alınmalı. 3)- Kürt çocukları asimilasyondan çok mustarip. Bu nedenle eğitim hakkı verilmeli” diyor…
***
İki kadın, iki sorun filminin devamı yarın!
16 Haziran 2012 - Cumhuriyet