Martha adlı bir efsane



Böyle bir efsaneyi bir yıl içinde iki kez izleyebilmek şansını yakaladı İstanbul’lu müzikseverler. Türkiye’ye ilk kez geçen yıl gelmişti Martha… Aradan 6 ay geçtikten sonra nisan ayında bir kez daha geldi.

Argerich bu yıl dünyanın beş kıtasında verdiği her konserlede 70. yaşını kutladı. Bu kutlamalara İstanbul da katıldı.

Boğaziçi Üniversitesi, Albert Long Hall’deki konseri anlatmak pek kolay değil. Martha’yı mı anlatacaksınız, birlikte çaldığı öğrencisi Mauricio Vallina’yı mı? Bu ikilinin insanı büyüleyen uyumunu mu, tekniğini mi? Yoksa insanı şaşırtan yorumlarını mı? Hangisini anlatacaksınız?

Ya sahnedeki sizi büyüleyen bir mükemmelliği nasıl yazıya dökeceksiniz?

Bu eşsiz sanatçı, yoğun müzik çalışmaları içinde uzun yıllar yakasına yapışan acımasız bir hastalıkla, kanserle de boğuşmuş ve onu altetmiş.

Amerika’da John Wayne Cancer İnstitute’ta yeni bulunan bir aşı sayesinde doktorlar bu eşsiz sanatçının yaşamını insanlığa armağan etmişler.

***

2010’da sağlığına tamamen kavuşan Martha yeni yaşamında müziği ile insanları daha sık buluşturmaya karar vermiş. Konserlerini aralıksız sürdürmüş, CD kayıtlarını yoğunlaştırmış. Bıkmadan, usanmadan ülke ülke dolaşarak parmaklarının gücünü ve hünerini sergilemiş.

Albert Long Hall’deki konser olağanüstüydü. Bütün solon kıpırdamadan sahnedeki ikilinin parmaklarından çıkan eşsiz melodilere kilitlenmiş, Mozart’ı, Rahmaninof’u, Schumann’ı, Liszt’i, Lutoslawski’yi dinliyordu. İzleyiciler sanki nefes bile almıyorlardı. Sanki büyülenmişlerdi.

Mozart’ın en güzel yapıtlarından biri olan ve 1922’de Ferruccio Busoni tarafından 4 el piyanoya uyarlanan “Müzikal Saat Üzerine Fantazi”ni çalarken Martha ve öğrencisi, olağanüstü bir uyum içinde bir müzik ziyafeti veriyorlardı.

Arkadan Rahmaninof’un “Senfonik Dansları”nı çaldılar.

Bu yapıt Rus müzik repertuarında çok önemli bir yer tutar. Dünyaya gelmiş en büyük piyanistlerden biri olan Rahmaninof’un bu bestesi ikilinin tuşlar üzerinde uçarcasına gezinen parmakları ile ılık bir meltem gibi salonu dolduruyordu.

***

Konserin ikici bölümünde sıra Schumann’a geldi. Martha ve Valliona “Andante ve Çeşitlemeleri”i değişik bir yorumla kusursuz ve ustalara yakışır şekilde seslendirdiler.

Liszt’in “Don Juan’ı Anımsamalar”ı ve Lutoslawki’nin “Paganini Üzerine Çeşitlemeler”i ile konser sona erdi.

Sona erdi ama böyle bir ikiliyi kim, hangi izleyici bırakır.
Alkış… Alkış… Salonda kıyametler koptu.

Geldiler selamladılar, yine geldiler… Çaldılar. Uzun ve israrlı alkışlar nedeniyle yine geldiler yine çaldılar…

Sonunda sanatçılar çalmaktan, izleyiciler ise ayakta alkışlamaktan yorulunca konser sona erdi.

***

Argerich efsanesi 13 Nisan’daki bu konserden çok değil, 6 gün sonra bu kez İş Sanat’taki çarpıcı konserle devam etti.

Zurih Oda Orkestrası ve solist Sergio Tiempo sahne aldılar.

Zürih Oda, Avrupa’nın en ünlü orkestralarından. Piyanist Sergio Tienpa ise kuşağının en yeteneklilerinden biri. Göğsünde, kariyerinin eşsiz bir madalyası var: Martha Argerich’in tezgahında pişmek…

Efsane piyanistin yoğurduğu bu yetenekli sanatçı, ustasının tekniğini kapmış, yorumundan esinlenmiş ve onun yanında olgunlaşmış. Ustası gibi kararlı ve kendinden emin bir çalış tarzı var.

İlk olarak piyanonun şairi Chopin’in oya gibi işlediği 1 Numaralı Piyano Konçertosu’nu çaldı.

40 yaşındaki Arjantin-Venezuela’lı piyanistin her tuşesi nasıl bir ustanın tezgahında piştiğini gösteriyordu. Türkiye’nin belki en iyi müzik kültürüne sahip olan İş Sanat izleyicisinden büyük alkış aldı Tienpo. Bu da izleyicinin onu beğendiğini göstergesiydi.

Sıra orkestraya gelmişti. Zürih Oda klasik müzik izleyicilerinin her zaman büyük bir beğeniyle dinlediği deha besteci Mozart’ın “Yaylılar için Divertimentos”nu, arkasından da Dvorak’ın ünlü yapıtı “Yaylılar için Serenat”ını seslendirdi.

Orkestranın performansı kusursuzdu.

İş Sanat izleyicileri, ruhları Mozart, Chopin ve Dvorak’ın müziğiyle yıkanmış olarak salondan ayrıldılar.

***

Hep yazıyorum ama bir kez daha vurgulamam gekiyor. Borusan Flarmoni artık Türkiye çizgisinin üzerine bir orkestra oldu. Abartmıyorum. Yalnız benim düşüncem değil, dünyanın hemen her ülkesinde konserler izlemiş olan konser dostlarımın kanıları da aynı.

Borusan Filarmoni toplama bir orkestra olmasına karşın, her yıl niteliğini yükselten bir performans sahneliyor. Her yıl mükemmel bir orkestra olmaya doğru ciddi adımlar atıyor.

Burada belirtmek gerekir ki, bu başarıda Avusturyalı hırslı, hırçın, coşkulu şef Sascha Goetzel’in rolü büyük. Onun disiplini ve başarmaya programlanmış karakteri orkestraya da yansıyor.

Goetzel provalarda yoğun bir çalışma temposu uyguluyor. Sanatçıların pestilini çıkardığı da anlaşılıyor. Ama konser sonunda salonda patlayan ve dinmek bilmeyen alkışlar sanırım butün orkestra elemanlarının yorgunluğunu alıp götürüyor.

10 Mayıs’taki yılın bu son konserinin programı çok ilginçti.

Müzik ziyafeti Mahler’in 4. Senfonisi’nin 3. Bölümüyle başladı. Bu senfoni 1901 tarihinde ilk kez çalındığında izleyicilerin çoğu tarafından beğenildi, bir kısım ise hiç beğenmedi. Ama zamanla senfoni çok sevilen ve sık sık çalınan yapıtlar arasında yer aldı.

Orkestra ikinci olarak Richard Strauss’un dört Şarkısı’nı seslendirdi.

Solist Amerikalı Dramatik Soprano Michele Crider’di. Parlak bir kariyeri olan sanatçı bu zor parçaları hiç zorlanmadan ve kusursuz bir şekilde seslendirdi. Strauss bu şarkıları ölümünden bir yıl önce bestelemiş. Bu yapıtlar sanatçının dünyaya ve müzikseverlere vedası olmuş.

Aradan sonra orkestra, Beethoven’in 7 nolu Senfonisi’nin 4. bölümünü, Dvorak’ın Yeni Dünya Senfonisini, Stravinsky’nin Ateşkuşu Bale Suiti’nin Finale bölümünü ve Brams’ın 5 numaralı Macar Dansı’nı çaldı.

Beethoven 7 nolu Senfonisi’ni bestelerken hiç duymuyordu. Yani tamamen sağırdı. Ama buna karşın bu yıllar, onun yaratıcılığının en verimli dönemiydi.

Senfoniyi dinlerken insan düşünmeden edemiyor…

Beethoven daha otuzlu yaşlarındayken duyma yetisini yitirmemiş olsaydı acaba 5’inci, 7’inci ve 9’uncu Senfonileri daha mı mükemmel olurdu?

Sanmıyorum.

Beethoven hiç duymadan böyle senfoniler yaratmayı gerçekleştirebilen bir müzik sihirbazıydı.

Ünlü Alman besteci Wagner 7’inci Senfoni’nin bu bölümü için şöyle demişti: “Dansın tanrılar katına yükselişi.”

Sırada Dvorak’ın 9. Senfoni’si vardı. Sanatçı bu yapıtını Amerika’da yaşarken bestelemişti. Konserde çalınan 2. Bölüm de kızılderililerin cenaze töreni betimlemesidir. Sanatçın yeni dünyada değişik sesler, melodiler yakalamak istemiş ve bunu başarmıştı.

Stravinski’nin 1910 yılında bestelediği Ateşkuşu Bale Süiti ise o kadar büyük sükse yapmıştı ki, dönemin ünlü balerini Tamara Karsavina’yı eşsiz bir yıldız haline getirmişti. Yapıt Stravinsky’in sıradışılığını simgeliyordu.

Ve final Brams’ın 5 numaralı Macar Dansı oldu. Müzikseverlerin yüreklerine yerleşmiş olan Macar Dansları’nın en güzeli, en çok dinleneni 5 numaralı danstır. Konser coşkuyla çalınan bu eserle son buldu.

Borusan Filarmoni yoğun alkışlar üzerine Ravel ve Haçaturyan çalarak iki kez bis yaptı ve 2012 Lütfi Kırdar Konserlerini tamamladı.


Tufan Türenç