Sayın Vali;
Hepimizin
bildiği gibi Türkiye çok zorlu ve Karanlık ve tehlikeli bir labirentin içine
sokulmuştur. Tüm Ulusal kaynaklarımız satılmıştır. Kan karşılığı kazandığımız
topraklarımız haraç mezat yabancılara (işgal güçlerine) peşkeş çekilmektedir.
Türkiye'nin yarısına yakın alan yabancı maden şirketlerine
ruhsatlandırılmıştır. HES'lerle akarsularımız özelleştirilerek kurutulmaktadır.
ABD
ve AB Türkiye'ye yeni Sevr'i dayatmışlardır. İkiz Sözleşmeler, AB uyum yasaları
ile Türkiye’nin bağımsızlığına ipotek konmuştur.
AB ve
ABD'nin projeleriyle Türkiye bölünmeye götürülürken, Kürdistan kurulmaktadır.
GOP ve Ilımlı İslam projesi Türkiye'yi Küresel oyuncuların oyun sahası
yapmıştır. Küresel oyuncuların Anayasa Mahkemesinden LAİKLİĞE KARŞIT ODAK
olmaktan ceza alan bir hükümet iktidardadır.
Ekonominin
dizginleri, küresel çetenin kanlı ellerine teslim edilmiştir. 92 yıl sonra Sevr
yeniden sahneye sürülmüştür. Ordu, yargı, üniversiteler, sendikalar dernekler
ve basın teslim alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin hiçbir döneminde
Atatürk devrimlerine bu denli pervasızca, açıktan dil uzatılmadı. Bağımsızlık
düşüncesi bu denli aşağılanmadı. Ulusal bayramlar, irtica odağı olan iktidar
tarafından halkın elinden alınıyor. Atatürk anıtlarına çelenk koymak ise
yasaklandı...
ABD
ve AB yüzlerce yıllık deneyimi ile uyguladığı yüzlerce proje ile başaramadığını
şimdilerde başaracağına inanıyor. Bu proje; Türk Milletinin devletin ‘den
kopartılması, azınlıkların çoğunluğu yönetmesini sağlayan devlet yapılanmasını
sağlamak. Ulus devlet ve üniter yapıyı tersyüz etmek. Türk e ait ne varsa
anayasadan yasalardan çıkartmak, Türk Milletinin tarihi kimliğini unutturmak,
Arap tarihini İslam tarihi gibi, Avrupa tarihi kültürü ve değerlerini çağdaş
değerler ve kültürmüş gibi benimsetmek! Türk yurdunu kimliksizleştirerek
yığınların ülkesi haline getirmek! Amaçlıdır.
Yazmadıklarım/yazamadıklarım,
yazdıklarımdan bin kat daha çoktur...
Kısaca, tüm ulusumuz ateş altındadır.
Sayın Vali;
Bu
koşullar altında, Türk Ordusunun yeminli düşmanlarına maddi ve manevi destek
sağlayan, yabancı devlet ve istihbarat örgütlerinin himayesi altında Türk
Ordusuna meydan okuyan tarikat ve cemaatleri destekleyen, bu Cumhuriyetin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ve anayasanın değişmez ilkelerini
pazarlık masasına yatıran, aklını, kalemini, bilimini ve vicdanını yabancılara
ve bölücülere teslim etmiş aymazlıklara karşı durmanız görevlerinizin başında
gelmektedir.
Çünkü
tüm halen yürürlükte olan Anayasamızın “Başlangıç” bölümünde;
“(Değişik: 23/07/1995-4121 K/1 - md.) Türk
Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez
bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, ölümsüz
önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun
inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;”
“…..Hiçbir
düşünce ve mülahazanın Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve
ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün, tarihî ve manevî değerlerinin,
Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâptan ve medeniyetçiliğinin karşısında
korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din
duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;….
FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA” denilirken, 11. Madde de
ise,
“MADDE
11- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını
ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır” amir
hükmü yer almaktadır.
Sayın Vali;
Bilineni yinelemek değil amacımız. Sizin 25 Mayıs 2012 de, Isparta Belediye
Kültür Sarayı’nda İstanbul İlim ve Kültür Vakfı ile Isparta Kültür ve Eğitim
Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği, “Şiddet ve Tedavisinde Bediüzzaman Said
Nursi’nin Müspet Hareket Yaklaşımı” başlıklı sempozyumda söylediğiniz,
a) “Bediüzzaman
hazretlerinin Ispartalı olduğunun bilgisi buraya vali olarak geldiğimin üçüncü
günü önüme koymuşlardı. Eğer manevi frekans şiddetini ölçen bir elektronik
cihaz icat edilirse hangi alanda manevi frekans güçlü diye ölçüm yapılsa
Isparta ölçülür. Bu şiddet Barla’da şiddetlenir, Çamdağı’nda cihaz elinizde
fırlayacak gibi en şiddetli manevi frekans hissedilir” cümleniz
b) Yine sizin T.C ISPARTA İLİ,
İL GENEL MECLİSİ, 22. Dönem 06.12.2011 tarih 12/2–363 sayılı kararının
“g” bendinde “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına, ”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN
YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılması kararının, Anayasamızın 174/”7. 26 Teşrinisani 1934
tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lâkap ve Unvanların
Kaldırıldığına Dair Kanuna” ve
hukuka aykırı olduğunu bilmenize karşın ne “yeniden görüşülmek üzere il genel
meclisine iade” etmemeniz, ne de idari yargıya başvurmamanız, yeni yetki, görev
ve sorumluluğunuzu yerine getirmemeniz,
c) 07
Haziran 2012 de Isparta da düzenlenen “Türkçe Olimpiyatları” konuşmanızda “Bu
organizasyonun arkasındaki en büyüğü hürmetlerle selamlıyorum"
sözleriniz
d) Isparta’nın İslam açısından Mekke, Medine ve
Kudüs’ten sonra geldiği yönündeki açıklamalarınız üzerine bu açık mektubu yazma
kararı verdik.
Sayın Vali; Hatırlatırız ki siz Türkiye
Cumhuriyeti Devletini Isparta da temsil ediyorsunuz. Bu temsil görevinizi
yerine getirirken başta Anayasamız olmak üzere, tüm yasalara uymak
zorundasınız.
13.04.2005/25785 tarih ve sayılı Resmî Gazete de
yayımlanan “Kamu Görevlileri Etik
Davranış İlkeleri İle Başvuru Usul Ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin” 9.
Maddesinde “Kamu görevlileri; tüm eylem ve işlemlerinde yasallık, adalet, eşitlik
ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda hareket ederler, görevlerini yerine
getirirken ve hizmetlerden yararlandırmada dil, din, felsefi inanç, siyasi
düşünce, ırk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım yapamazlar, insan hak ve
özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı muamelede ve fırsat eşitliğini
engelleyici davranış ve uygulamalarda bulunamazlar.”
“Kamu
görevlileri, takdir yetkilerini, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda,
her türlü keyfilikten uzak, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun olarak
kullanırlar.”
“Kamu
görevlileri, gerçek veya tüzel kişilere öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve
eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapamazlar, herhangi bir siyasi
parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan bir davranışta
bulunamazlar, kamu makamlarının mevzuata uygun politikalarını, kararlarını ve
eylemlerini engelleyemezler”
Elbette
ki yukarıda sıralanan eylemleriniz ve konuyu uzatmamak adına diğer
eylemlerinizle ilgili Anayasa ve yasa maddeleri yalnızca bunlar değil.
Sayın Vali; Eylem ve söylemlerinizle Anayasayı ihlal ediyorsunuz, Yasaları
İhlal ediyorsunuz. Biz sizi “Devletin Valisi” olarak görmek ve bilmek isterdik.
Ancak siz, Hükümetin değil bir siyasi partinin İl Başkanı gibi davrandınız,
davranmaya devam ediyorsunuz.
Sayın Vali;
Öncelikle belirtelim ki Said Nursi Ispartalı değildir. 1925’te patlak veren Şeyh Sait
İsyanıyla ilgili görülerek İstiklal Mahkemesi’nce sürgün edilmiştir. Önce Isparta’ya,
sonra Kastamonu’ya ve Emirdağ’a, sürülmüştür.
Yani Oturduğunuz Makamı size kan karşılığı
kazanıp veren Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna karşı isyan bayrağı açanların
önde geleni “Said Nursi” bir cumhuriyet
düşmanıdır. Isparta’ya vali olarak gelişinizin üçüncü günü önünüze
bu bilgiyi koyanlar ya sizi aldatmışlar, ya da gerçekten art niyetliler.
Said
Nursi, İngiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Bağdat’tan yazılan gizli
raporunda belirtildiği gibi “Kürtleri
Türklere karşı kışkırtarak ayaklandırmak amacıyla kurulmuş olan Kürdistan Teali
Cemiyeti’nin kurucuları arasında Said-i Kürdi (Nursi)’de vardır.” “sıkı bir kavmiyetçi olan” Said’i Nursi ve
arkadaşları ABD’li komiserden “Kürt milli haklarının
sağlanması konusunda kendilerine yardımcı olmalarını” da istemişlerdir. [Kadri Cemil Paşa, Doza
Kürdistan, (Zinar Silopi) Haz. Mehmet Bayrak, Ankara, 1992, s.
57.]
Diğer taraftan , “Said-i
Nursi, hem eski Almancı, yeni
Amerikancı, hem İslam birliği yandaşı, hem Osmanlıcı, hem Kürt, hem hilafetçi
olması bakımından Amerika’nın Bullit tarafından kurallaştırılan soğuk savaş
stratejisinin Türkiye’deki kanaat önderi ve ruhani lideri” dir. (Cengiz Özakıncı, Türkiye’nin Siyasi
İntiharı, Yeni Osmanlı Tuzağı, İstanbul, 2005)
Sayın Vali; Biz Ispartalılar Atatürk’e “Nefret-i amme’ye layık adam; İslam’ın en büyük
fitne-i diniyelerinden biridir.” Yani, “Halkın nefretine layık
adamdır. İslam dinini yıkmaya çalışan kişilerin en büyüğüdür.”[ Alparslan Işıklı, Said Nursi, Fethullah
Gülen ve Laik Sempatizanları, Ankara, 1994, s. 24.] diyen bir Kürtçü ile
değil, Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kuran, meclis üyesi iken izin alıp cepheye
giden, “Demiralay”ı kurarak
savaşa katılan, Soyadı Kanunu çıkınca da kendisine Demiralay soyadı verilen
Ispartalı din adamı Hafız İbrahim Efendi ile anılmayı yeğleriz.
Sayın Vali; Anadolu’nun
işgali üzerine “gerçek din adamları” ya silaha sarılarak ya da cami cami
dolaşarak halkı “kurtuluş için” harekete geçirmeye çalışmıştır. Hatta birçok
din adamı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurarak bölgesinde silahlı direniş
başlatmıştır. Kurtuluş Savaşı başlarında kurulan 47 Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti’nde 84 din adamı yönetici durumundadır. Ayrıca bu 47 Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti’nin 16’sının başkanı din adamıdır.[6] Ankara’da Müftü
Rıfat Börekçi, Afyon’da Müftü Sait Efendi, Amasya’da Müftü Hacı Tevfik Efendi,
Bilecik’te Müftü Mehmet Şükrü Efendi, Bolu’da Müderris Kürt zade Mehmet Sıtkı
Efendi, Çankırı’da Müftü Bekirzade Ata Efendi, Denizli’de Ahmet Hulusi
Efendi, Erzurum’da Hoca Raif Efendi, Hakkâri’de Müftü Ziyaeddin Efendi,
Isparta’da Şeyh Ali Efendi canla başla Mustafa Kemal’e ve Türk Kurtuluş
Savaşı’na destek olurken, Said-i Nursi bu sırada Said-i Nursi, İstanbul’da, Kürdistan
Teali Cemiyeti’ni ve Kürt Neşriyat Cemiyeti’ni kurmakla meşguldür.[
Mustafa Yıldırım, Meczup Yaratmak, Ankara, 2006, s.73,74; Mardin, age,
s. 147.]
Görüldüğü gibi “manevi frekans şiddetini ölçen bir
elektronik cihaz icat edilirse hangi alanda manevi frekans güçlü diye ölçüm
yapılsa Isparta ölçülür. Bu şiddet Barla’da şiddetlenir, Çamdağı’nda cihaz
elinizde fırlayacak gibi en şiddetli manevi frekans hissedilir” dediğiniz
Said Nursi Türkiye’nin ateşle imtihan edildiği o günlerde, Türklüğü yeryüzünden
yok etmek isteyenlerin safında “manevi
frekansını “ şiddetlendirmekle meşguldür.
Sayın
Vali; Said-i Nursi’ye göre, Atatürk, “TEK
GÖZLÜ DECCAL”dır; SÛFYAN’dır. Yine Said-i Nursi’ye göre Atatürk, “Nefret-i
amme’ye layık adam; İslam’ın en büyük fitne-i diniyelerinden biridir.” Yani,
“Halkın nefretine layık adamdır. İslam dinini yıkmaya çalışan kişilerin
en büyüğüdür.”[31]
Nursi, Denizli müdafaasında
da açıkça Atatürk’e saldırmış, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki rolünü
azaltmaya çalışmıştır:
“Bu dehşetli
kumandan(Atatürk) deha ve zekâvetiyle ordunun müspet hesanelerini kendine alıp
ve kendinin menfi seyyielerini o orduya vererek.(…) Ben kırk sene evvel
beyan ettiğim bir hadisin o şahsa vurduğu tokada binaen, sabık
mahkemelerimizde bana hücum eden bir müdde-i umumiye (savcıya) dedim. Gerçi onu
hadislerin ihbarıyla kırıyorum; fakat ordunun şerefini muhafaza ve büyük
hatalardan vikaye ederim. Sen ise bir tek dostun için Kur’an’ın bayraktarı ve
âlem-i İslam’ın kahraman kumandanı olan ordunun şerefini kırıyorsun ve
hesenelerini hiçe indiriyorsun dedim.”[ Şualar, s.319.]
“Kahraman ordunun zaferi ve
şerefi ona verilemez. Yalnız onun bir hissesi olabilir. Nasıl ki ordunun
ganimeti malları, erzakları bir kumandan verilse zulümdür, dehşetli bir
haksızlıktır.”[ Şualar, s.300,302]
“Ölmüş gitmiş ve
dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş, BİR ADAM hakkında 30 sene evvel bir
hadis-i şerifin ihbarıyla KUR’AN’A ZARARLI öyle bir adam çıkacak dediğimi ve
sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi.”[ Emirdağ Lahikası,
C.I, s. 279.]
Nursi, açıkça
Atatürk’e dost olmadığını da söylemiştir: “Evet, çok emarelerle bildik ki;
bana hücum edenleri tahrik eden Mustafa Kemal’e itirazımdır ve ona dost
olmadığımdır.”[ Emirdağ Lahikası, C.I, s. 280]
Sayın Vali; 07
Haziran 2012 de Isparta da düzenlenen “Türkçe Olimpiyatları” konuşmanızda “Bu
organizasyonun arkasındaki en büyüğü hürmetlerle selamlıyorum" dediğiniz
Fetullah Gülen, Said Nursi’nin izinden giden, eğitimi kendinden menkul, emekli
bir vaizdir
Sayın Vali; Avrupalılar ile Türkler; Anadolu’ya sahip olmak için mücadele
etmiştir. Haçlı savaşları bu kapsamda sürmüştür. Günümüzde; Roma’yı ABD
temsil etmektedir. Dünyaya nizam vermek isterken, insan hakları, demokrasi,
özgürlük uyuşturucusunu vererek köleleştirme projesi uygulamaktadır.
Batı’nın Türklere Türkiye ye bakışında
ise değişme olmamıştır. Yok, etmeyi başaramayan batı, bu kez İslamcıları
devşirerek kendinse bağlı kılmış, bu yolla denetimi ve kontrolü kurmayı
başarmıştır.
CIA eski istasyon şeflerinden Paul
Henze’nin Türkiye’ye ilişkin tahlilleri sıklıkla kamuoyunda yer alır.
Hatırlayalım: Kemalizm’i tarihe gömerken, Türk devletinin ve Türk milletinin
tarihe gömüleceğini bilecek kadar zeki, bilgili ve Türkiye’yi tanıyan biri olan
Henze, Türkiye Raporu, hazırlamıştı.
Paul Henze raporunda; “Türkiye’de
İran ve Arap parasıyla desteklenen köktendincilik Türkiye için tehlikeli
değildir. Nurcular ilericidir, demokrattır. Nakşiler geriye dönük değildir.
Türkiye’nin Yeni Dünya Düzeni içindeki yeri ılımlı İslam’dır. Kemalizm
Türkiye’yi çağın gerisine itmiştir. Türkiye Kemalizm’i bırakmalıdır. Batı’nın
çıkarı Türkiye’nin Batı ile ılımlı İslam yoluyla bütünleşmesidir. Atatürk
ilkeleri Yeni Dünya Düzeni ile ölmüştür”. Demektedir. [20 Haziran 2011,
19:26 Nurullah Aydın]
CIA'nın Yakın ve Güney Asya Bölgesi İstihbarat Şefi olan ünlü
stratejist ve İslam uzmanı Graham Fuller, "Siyasal İslam’ın Geleceği"
adlı kitapta, ABD dış politikasının en önemli hedeflerinden birinin, özünde
İslamcı ama aynı zamanda liberal bir İslam’ı teşvik etmek olduğunu, bu amaçla
da Fethullah Gülen'in desteklenmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Fuller,
Türkiye'de 236 okulu, üniversiteleri, yurt dışında 280 okulu, 200 dolayında
dini vakfı ve 211 ticari şirketi bulunan Fethullah Gülenciliğin, BOP'nin
kapsama alanında olabilecek liberal bir İslamcı hareket olduğunu özellikle
vurgulamaktadır.
Sayın
Vali; Bu
nedenledir ’ki, Gülen okulları Rusya başta olmak üzere dünyanın birçok
ülkesinde, özellikle Türk cumhuriyetlerinde, istihbarat ve operasyon merkezleri
gibi çalıştığı gerekçesiyle kapatılmışlardır. Türkiye’deki okulları da okyanus
ötesine bir yandan istihbarat sağlarken, diğer yandan ABD'nin ülkemizde
yapacağı psikolojik operasyonların merkezi, odağı ve üssü olarak görev yerine
getirmektedirler. Büyük paralar harcanarak ve devletin olanakları kullanılarak
organize edilen Türkçe Olimpiyatları bu kirli, yıkıcı faaliyetlerin üzerini
örtmek, perdelemek amaçlıdır. Devletin
koltuğunda oturan, Atatürk Cumhuriyetini Isparta da temsil eden bir Valinin
okyanus ötesine selam ve hürmetlerini göndermesi, Cumhuriyete karşı yapılan,
cumhuriyet yıkıcılığı ihanetinin, operasyon ve istihbarat faaliyetlerinin
devlet olanakları kullanılarak desteklendiği ve onayladığı anlamına gelir.
Atatürk cumhuriyetini yıkma operasyonunu şu veya bu şekilde destekleyenler,
makamı ve mevkii ne olursa olsun suç işlemektedirler.
Sayın Vali; “...Bu
şahsın (F.Gülen) yönettiği, körpe beyinlerin karanlık düşüncelerle köreltildiği
ışık evlerinde, ‘Atatürk’ün bir gözünün öküzgözü olduğunun’ anlatıldığı
herkesçe biliniyor; çünkü Said-i Nursi hazretleri, bir karşılaşmasında
Atatürk’ün gözlerinden birini çıkarıp, onun yerine bir öküzgözü taktığını
görmüştür! Nursi’ye göre sahtekâr doktorlar da Gazi’nin gözlerinden birinin
öküzgözü olduğunu Türk milletinden saklamayı başarmışlardır.”[ İlker Sarıer, “Hoşgörü Abidesinin
Yıkılışı”, Sabah Gazetesi, 21 Haziran 1999.]
“...İfşaatta bulunan iki
öğrencinin açıklamalarından öğreniyoruz ki, Fetullah cemaatinde Cumhuriyet’in
adı ‘kefere düzeni’, Atatürk’ün adı ise ‘Deccal’dir.”[ Alparslan Işıklı, Said Nursi,
Fethullah Gülen ve Laik Sempatizanları, Ankara, 1994,]
Sayın
Vali; Görüldüğü
üzere; halkımızın milli
kimliğe dönüştürüp içselleştirdiği din algısı, emperyalizm güdümündeki
tarikat-cemaatlerin, kitleleri köleleştiren kayıtsız şartsız itaat-biat reçeteleriyle
değiştirilmektedir.
Milli/Ulus devletin
tasfiyesiyle, ekonominin, siyasetin, devletin denge kurumlarının, yani sistemin
baştan aşağı emperyalizmin arzuları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi
operasyonunu sürmektedir.
Kurumların
suçlanıp itibarsızlaştırılması, aşağılanması, halkın kolektif gurur sembolü
olmaktan çıkarılıp bir nefret simgesine dönüştürülmesi, Cumhuriyetin ve ulusal
değerlerimizin tasfiye operasyonunun sonucudur.
Sayın
Vali; Bu koşullar altında Ya; Sadrazam Damat
Ferit Paşa hükûmetinin emriyle Sivas Kongresinin yapılmasını engellemeye ve
Mustafa Kemal Paşa'yı ortadan kaldırmaya, Heyet-i Temsiliye ve Milli Mücadeleyi
durdurmaya çalışan Elazığ Valisi Ali Galip Bey’in yolundan gitmek var, ya da 29
Ocak 1915'de vekâleten atandığı İzmir ve Aydın valiliklerinin yanı sıra 17. ve
25. Kolordu komutanlıklarını da yürüten, işgal devletlerinin taleplerini sert
bir şekilde reddeden Sakallı Nurettin Paşanın yolundan gitmek. Tercih sizin
Sayın Vali. Üzüntülerimle. (16.06.2012)
Mahmut
ÖZYÜREK
ADD
Isparta Şube Başkanı
