Tayyip Erdoğan’ın yol ayrımı



Ya bayılıyorum şu Türk siyasetine. Daha iki gün öncesine kadar birbirlerine olmadık hakaretler yağdıran siyasi liderler, nasıl da bir günde ”devlet adamı” şapkasını giydiler.
Neyse varsın olsun; bırakın liderler balık hafızalı olduğumuzu, dünkü üsluplarını unuttuğumuzu sansınlar. Ben yine de dün Tayyip Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki zirvenin umutlu bir başlangıç olabileceğini düşünüyorum.
Başından beri söyleniyor: Zirvenin en önemli tarafı, ne konuşulduğu değil bizzat buluşulmuş olması.
Hükümet Kürt meselesinde sıkıştı, terör tırmanıyor, Türkiye’nin bu kamburla istikrarı yakalama ve Ortadoğu’da bölgesel lider olma şansı yok.
İşte bu yüzden Başbakan Erdoğan, daha önce 3 kez ”Zaman kaybı” diyerek elinin tersiyle ittiği CHP’nin buluşma teklifini bu kez hemen değerlendirmeye karar verdi.
CHP içinde ”Hükümete can simidi attık” diye bu görüşmeyi taktiksel bir hata olarak görenler var. Hayır, hiç de değil. CHP inisiyatifi, önemli ve tarihi bir adım. Bir köşesinde Sezgin Tanrıkulu gibi Kürtlerin ve liberallerin güvendiği bir isim, diğer ucunda Faruk Loğoğlu gibi devlet geleneğini ve laik hassasiyetleri yakın tanıyan bir diplomat var. Akan kanı durdurmaya çalışmanın ‘doğru zamanı’ yok.
”Yeni CHP” zaten bu günler için var.
CHP’nin masaya getirdiği teklif, Kürt sorununa ”çözüm paketi” değil, çözüm için bir ”mekanizma” teklifi. Öldüm bittim bir fikir de değil; Meclis’te 4 partili bir ”uzlaşma komisyonu”.
Ama gerilimden, kavgadan bıkan kamuoyu, uzlaşı ve diyaloğa o kadar açmış ki, dünkü bir saatlik ve ‘içi boş’ olarak tasarlanmış görüşme bile medya ve sanal âlemde pır pır bir heyecan vesilesi oldu.
Yine de bu yolda mesafe kat etmek çok kolay gözükmüyor. Ak Parti, MHP’nin de masada olmasını istiyor; MHP’nin tavrı ortada. Bu durumda şimdiden fazla gaza gelmeyip CHP’nin planı ”ölü doğdu” diyebilir miyiz?
Hayır. Ben yine de olumlu bakıyorum. En basitinden, CHP inisiyatifi hükümeti yeniden Kürt sorunuyla yüzleşme konusunda zorlayacak, Beşir Atalay gibi parti içinde açılım sürecine emek veren güvercinlerin elini güçlendirecektir.
Ayrıca Başbakan BDP ve CHP’ye yönelik üslubunu yumuşatmak zorunda kalacak; en azından bir süre de olsa, toplumsal çözülmenin tohumlarını atan ”hain”, “Zerdüşt”, ”ceset toplayıcı” gibi ifadelerden kaçınacaktır.
Ama sonuçta bu inisiyatifin başarısı ya da Kürt sorununun masada çözülüp çözülmeyeceği, tek bir adam ve onun kendi ‘tarihsel rolünü’ nasıl tanımladığına bağlı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlere kadar kalan iki yılda Tayyip Erdoğan’ın önünde çok net bir yol ayrımı var. Ya MHP’yle uzlaşıp milliyetçi oyları alarak rekor oyla seçilen ilk Başkan olmak ya da Kürt sorununu çözerek Çankaya’ya çıkmak...
Günün sonunda ne CHP, ne akil adamlar ne komisyonlar... Tarihe nasıl geçmek istediğinin kararını, sadece ve sadece Tayyip Erdoğan’ın kendisi verecek...

Aslı Aydıntaşbaş
Milliyet