AKP... Nereden nereye?..
Türkiye 2002 genel seçimlerine koşuyor, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan her açıklamasında “Gelişerek değiştim'' diyordu.
“Seçim Arenası'' programında canlı yayın konuğum olduğunda yine “değişim'' mesajı vermiş, hassas konuların kaşınmaması gerektiğini söylemişti.
Program bittiğinde tarafsız yayıncılığımdan duyduğu memnuniyet, yüzüne yansımıştı.
Bundan aldığım cesaretle bir öneride bulundum.
“Seçim yasakları başlamadan önce, sizi ve CHP Lideri Deniz Baykal'ı, açık oturumda bir araya getirmeyi düşünüyorum. Çünkü anketlere göre, bu iki parti önde gidiyor. Ne dersiniz?'' diye sordum.
Hiç tereddüt etmeden “Olur'' dedi. “Sizin yayıncılık adaletinize güveniyorum.''
Aynı öneriyi Baykal'a da yaptım. O da hemen kabul etti.
Hazırlıklara başladım. Önce programa özel bir isim buldum. Programın adı ''Büyük Buluşma'' olacaktı.
Liderler, ayrıntıları görüşmek üzere birer kurmay görevlendirdiler.
AKP adına Ömer Çelik, CHP adına da Bülent Tanla bu görevi üstlendiler.
Bülent Tanla sonradan CHP'den ayrıldı, Ömer Çelik ise hala AKP'de ve liderin en yakınında.
Program öncesi Tanla ile 4 kez, Ömer Çelik'le ise, sadece bir kez görüştüm. Ama her seferinde kendisini haberdar ederek “İsterseniz sizinle de görüşebilirim'' dedim. Aldığım cevap hep aynı oldu: “Daha fazlasına gerek yok. Sayın Genel Başkan ve ben, sizin adaletinize güveniyoruz.''
AKP'nin siyaset felsefesini hazırlayan beyinlerden biri olan Ömer Çelik, umut verici konuşmalar yapıyordu. Ona göre, “AKP'nin iktidara gelmesi halinde çevrede yaşayan muhafazakar-mütedeyyin kesim, sisteme ortak olarak modernleşecek, merkezdeki laik-cumhuriyetçi kitleyle kaynaşarak Cumhuriyet'in başlangıcından bu yana bir türlü başarılamayan 'laik-muhafazakar' sentezi gerçekleşecekti.''
Tüm hazırlıklar tamamlandıktan ve kurallarda tam bir mutabakat sağlandıktan sonra, liderlerle bir araya geldim.
Tayyip Erdoğan, Ömer Çelik'in düşüncelerini benimsemiş görünüyordu. Türkiye'nin gerginlikten uzak durması gerektiğini söylüyordu.
İktidara geldiğinde bunu sağlamaya kararlı olduğu izlenimini veriyordu.
CHP Lideri Deniz Baykal ise, AKP'nin ülke sorunlarını çözecek kadrodan yoksun bulunduğunu öne sürüyor çözümün CHP'de olduğunu öne sürüyordu.
Her iki liderin de mutabık olduğu tek konu vardı:
Benim tarafsızlığım.
***
Kanal D'de canlı olarak yayınlanan program, adı gibi gerçekten de “Büyük Buluşma'' oldu.
Milyonlarca seyirci, tartışmayı nefesini tutarak izledi.
O gece, reyting rekorları kırıldı.
Heyecandan titrek bir ses tonuyla başlattığım yayın biter bitmez liderlerin yüzlerine baktım.
İkisinin de gözlerinin içi gülüyordu. Hararetle elimi sıkıp teşekkür ettiler.
Rahatlamıştım.
Stüdyoda canlı yayını izleyen liderlerin kurmayları da, sergilediğim dürüst yönetim nedeniyle tebrik ettiler.
“Büyük Buluşma'' AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın, ana muhalefet partisi CHP''nin Genel Başkanlarıyla yaptığı ilk ve son tartışma programı olarak, tarihe geçti.
***
Seçim sandığından beklenen sonuç çıktı, AKP tek başına iktidar oldu.
İlk yıllar “çıraklık'' dönemiydi.
2007 seçimleriyle oylarını arttırınca “kalfalığa'' yükseldi.
2010 referandumuyla da “ustalığını'' ilan etti.
Tarafsız gözlemcilere göre Erdoğan başarılı bir çıraktı.
Demokratikleşme ve Avrupa Birliği yolunda olumlu adımlar attı.
Hassas konuları kaşımamaya özen gösterdi.
Kendisine oy vermeyenlere bile umut verdi.
***
Ama ustalık ne ona, ne de topluma pek yaramadı.
Gelinen yer ortada:
Ülke kamplarla, siyasi fay hatlarıyla doldu.
Gazeteciler, bilim insanları, muhalifler, generaller, suçlu-suçsuz ayrımı yapılmaksızın “şu''cu, “bu''cu diye yaftalanıp, toplama kampına kondu.
Cumhuriyete inananlar, vaat edilen laik-muhafazakar sentezini beklerken, karşılarında mahalle baskısını buldu.
Korku imparatorluğunun adı, “ileri demokrasi'' oldu.
Dış politikada ise deneyimli uzmanlar, “Enver Paşa''cı maceralardan söz etmekten bile ürker hale geldi...
***
Nereden nereye?
“Usta''nın yeni hedefi “baş ustalık'' yani Başkanlık.
O dönemde yaşanacakları da, varın siz düşünün...
