CHP acı gerçeği bilmeli


SEVGİLİ okuyucularım, CHP kurultayı bugün ve yarın toplanacak, Türkiye’yi seçime götürecek olan yeni parti yönetimini seçecek.

Bugünkü Genel Başkanlık seçimini elbette Kemal Bey kazanıp görevini sürdürecek.

Kemal Bey dünyanın en efendi, en düzgün insanlarından biri. Hesap uzmanı kökenli, devlet deneyimi olan, geçmişte SSK Genel Müdürü olarak görev yapmış bir bürokrat.

Sonra siyasete girdi, milletvekili seçildi, partisinin Grup Başkanvekili olarak görev yaptı.

Herkesin bir kapasitesi, çapı vardır.

Kemal Bey iyidir hoştur ama kendisinde ana muhalefet partisi genel başkanı olarak bazı yetersizlikler görüyorum.

Şimdiki konumu çok önemli bir görevdir.

Karşısında korkunç bir iktidar var.

Devletin tümünü ele geçirmiş, yargıyı emir kulu yapmış, hukuku çiğneyen, yasal düzeni bile kendi çıkarları doğrultusunda altüst eden bir iktidar.

Din ticareti onlarda, din sömürüsü onlarda.

Atatürk ders kitaplarından

çıkarılmış, ülke imam hatip okullarına ve Kuran kurslarına terk edilmiş.

Üstelik elinde korkunç bir para gücü var.

Toplum sindirilmiş, korkutulmuş.

Ülkenin yurtsever insanları yargı mekanizmasını kullanarak ve hukuku apaçık çiğneyerek hapishanelere tıkılmış.

Demokrasi altüst edilmiş, ülkenin yönetimi Tayyip isimli tek bir şahsın iradesine ve keyfine teslim edilmiş.

Üstelik Türk Ordusu ele geçirilmiş, seçkin kadroları saf dışı bırakılmış.

Bu olanlar, siyaset biliminde ve uygulamada “Sivil faşizm” olarak adlandırılır.

“Demokrasi” yutturmacası altında sivil diktatörlüktür.

CHP, ana muhalefet partisi olarak bu olanlara yeterince karşı çıkabiliyor mu?

Bazen çıkıyor!
Kemal Bey salı günleri partisinin Meclis’teki Grup toplantısında konuşuyor, gerektiğinde Tayyip ‘e vesaireye yanıt veriyor, bazen başka açıklamalar yapıp eleştiriyor.

Milletvekilleri soru önergeleri veriyor, iktidar geçiştiriyor!

Ama bunlar yetmiyor.
Kemal Bey’in kadroları ve çevresinde yer alan danışmanları yetersiz. Hepsinin iyi niyetli olduğundan kuşkum yok, ama çark bir yerde tıkanıyor, dönmüyor.

Parti ilgisiz, halka kapalı!
Kemal Bey yazımın başında da belirttiğim gibi çok iyi bir insan, çok efendi, düzgün bir adam.

Ancak günümüzde siyasetin, hele böylesine umursamaz ve dediğim dedik bir iktidara karşı yürütülen siyasetin çok güçlü ve örgütlü olması gerekir.

Çoğu zaman halkın içindeyim. İnsanlar yolda çeviriyor, yanıma geliyor ve hepsinin, sanki önceden anlaşmış gibi, bir tek özelliği var:

Ülkemizin geleceğinin belirsizliği ve CHP’ye, bu arada genel başkana yöneltilen yetersizlik eleştirileri.

Bu devirde ana muhalefet partisinin genel başkanı olmak elbette çok zor iştir.

Ama tamamen tarafsız bir biçimde söylüyorum, Kemal Bey bütün iyi niyetlerine rağmen halkın umutlarını karşılayamadı.

Yetersiz kaldı.

Siyaset böyle bir iktidarın karşısında efendilikle, geçmişin dürüstlüğü ile yapılmaz. Yapılırsa işte böyle olur.

Peki, ne yapmalı?

En zor soru işte bu!

CHP‘nin kadroları aktif değil. İl örgütlerinin ve belediyelerinin pek çoğunun iyi çalışmadığı kanısındayım.

Şimdi bu kurultayda parti yönetimine kimlerin seçileceğini, kimlerin tasfiye edileceğini doğrusu bilmiyorum.

Bu konular benim ilgi alanıma da girmiyor.

Ancak bir şeyden endişe ediyorum.
Ahmet gidip yerine Mehmet, Ayşe gidip yerine Fatma gelse bile çok şey değişmeyeceğinden.

Bu yazdıklarımda yanılmayı içtenlikle diliyorum…

Çünkü bu iktidarın karşısında güvenmemiz gereken en büyük kurumun CHP olduğunu biliyorum.

Ama gelin görün ki, onlar da kendi aralarında vuruşuyor.

CHP’ye Baykal döneminde yapışıp damarlarının taaa içine kadar giren “Hizipçilik” hastalığının bir türlü geçmediğini, tedavisinin yapılamadığını üzülerek görüyorum.

Karşılarında bir iktidar partisi var. AKP’de her şey bu dincilerin uygulaması olan

“Biat-baş eğme-emir alma” kültürü doğrultusunda gelişiyor. Tepeden emir veriliyor, alttakiler baş eğiyor ve hiçbir sızıntı olmuyor.

Böyle olsun istemeyiz ama CHP ’deki hizipçiliğin-iç mücadelenin de biraz fazla kaçtığını inkâr etmek mümkün değil.

Türkiye bu iktidar döneminde hızla “Din devleti” olma yolunda ilerliyor. İyi ki AB var, onun korkusundan daha ileri gidemiyorlar. Eğer AB olmasaydı, eğer bunların en belli başlı, ancak fos çıkan masalı “AB’ye girdik, AB’ye gireceğiz” olmasaydı, din devleti şimdiye kadar çoktan ilan edilmiş olacaktı.

Sadece CHP‘yi değil, bütün milletimizi ilgilendiren çok önemli bir konu daha var.

Türkiye’deki gelmiş geçmiş en büyük yolsuzluk, vurgun, rant ve peşkeşlere bu iktidar döneminde tanık oluyoruz. Bunların ucu açık ve haddi hesabı yok.

Yandaşlar köşeyi dönerken, zavallı insanımız “Allah, peygamber” diye uyutuluyor ve işin garip yanı, nasıl soyulduğu unutturulmak isteniyor…

Ve işin garibi, unutturuluyor!

Acaba CHP bu konularda halkı uyandırmak için görevini yeterince yapabiliyor mu?

Hayır!

Bazen onların en üst düzeydeki yöneticileriyle konuşuyoruz ve dikkatimi her seferinde bir şey çekiyor:

Özel sohbetlerimizde bile iktidarı değil, çoğunlukla çalışma arkadaşlarını ya da genel başkanı eleştiriyorlar!

Bütün bunlar AKP ‘ye karşı olan milyonlarca yurtsever insanımızı üzüyor.

Onları umutsuzluğa yöneltiyor.

Bir soru daha sorayım:

Varsayalım Kemal Bey şu veya bu nedenle görevi bırakmaya karar verdi, ya da ayrılmak zorunda kaldı.

CHP’de o konuma gelebilecek ikinci bir adam aklınızda var mı?

Sizi bilmem ama benim aklımda yok!

Evet, bugün ve yarın kurultay var. Şunu herkes iyi bilsin, Türkiye’nin artık yitirecek zamanı yok.

Türkiye’de resmen diktatörlük kuruldu, faşizm uygulanıyor. Üstelik din devleti kurulmak üzere. Cumhuriyet ’in kazanımları yobazların elinde oyuncak oldu.

Başta Türk Ordusu, yargı ve medya olmak üzere bütün kurumları ele geçirip keyfine göre yönlendiren bir iktidar var karşımızda.

Bu iktidarla mücadele etmek elbette kolay değildir ve bu mücadeleyi yürütecek en önemli kurum CHP‘dir. Böyle olması gerekir.

Kemal Bey başta olmak üzere

CHP’nin bu kurultaydan bu acı gerçekleri bilerek çıkmasını, ona göre yeni kadrolar oluşturmasını ve adam gibi muhalefet yapmayı deneyip milleti arkasına almasını bütün içtenliğimle diliyorum.

Aksi takdirde Türkiye elden gidiyor. Bu işin şakası yok.