ÖSYM Başkanı Ali Demir. Demir, geçen seneki LYS skandalının ardından yaptığı açıklamalarla başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP kurmaylarını tatmin etmişti.
KPSS'nin ardından gündeme gelen sınav sorularının önceden servis edildiği iddiası, son birkaç senedir yapılan sınavlarla ilgili şaibelerin üzerine eklenmiş oldu. Ancak esas nokta, artık sınavlarda herhangi bir yolsuzluk yapılmadığı takdirde dahi, devlete ve sınavlara güven kalmaması.
Cumartesi günü yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı'nın (KPSS) ardından bir internet sitesinde sınav sorularının yayınlanması ve sınavın bazı bölümlerinin önceden belirlenmiş kimselere servis edildiği iddiaları bir kez daha aylar boyunca sınava çalışan ve neredeyse tüm hayatını KPSS'de alacağı başarılı bir dereceye bağlayan yurttaşları zor durumda bıraktı.
İddialarla ilgili ÖSYM tarafından da bir açıklama yapıldı. Aynı gün emniyet tarafından servis edilen haberlerde de "KCK'li" KPSS çetesinin çökertildiği medya organlarında yer aldı. İlgili ve ilgisiz kurumlar, özetle, "biz yapmadık" demiş oldular.
Geçen sene ne olmuştu?
Son yıllarda en fazla itibar kaybına uğrayan kurumlardan bir tanesi de, milyonlarca gencin kaderini belirleyen ÖSYM oldu. KPSS'den sonra soruların çalındığı iddialarının gündeme gelmesi, ÖSYM'nin son birkaç yıllık performansı göz önüne alındığında çok da şaşırtıcı olmadı.
2009 KPSS birincisi Eğitim Bilimleri sınavında 120 doğru yapamamışken, 2010’da neredeyse 350 kişinin 120 net yaptığı ÖSYM’nin sitesine giren bir hacker tarafından ortaya çıkarılınca ilk skandal patlak vermişti. KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı'nda 120 sorudan 110 ve üzeri net yapanlardan 20 kişinin aynı evde yaşayan çiftler, kardeşler ve arkadaşlar olduğu ortaya çıkmıştı. Bir önceki KPSS’de 120 tam soruyu yapan olmadığı halde, KPSS 2010’da çok sayıda kişinin soruların tamamına doğru yanıt vermesi ve bu kişilerin yakın ilişki içerisinde olması, organize bir hırsızlık olduğu kuşkularını güçlendirdi. Soruların servis edildiği kimseler takip edildiği zaman, olayın münferit değil, örgütlü bir iş olduğu anlaşıldı. Failin Gülen cemaatiyle bağlantılı bir şahıs olduğu ortaya çıktı. KPSS, aynı sene tekrarlandı.
2010'daki skandalın ardındansa, 2011 yılında Yükseköğretime Giriş Sınavı'nda (YGS) da soruların önceden dağıtıldığı yönündeki iddialar çokça dillendirildi. Cemaate yakın dershanelerin öğrencilerine "YGS'de mod medyan çıkacak haberiniz olsun" telkinlerinde bulunduğu öne sürülürken, ÖSYM'nin şıklarda uyguladığı şifrenin de önceden aynı gruplara dağıtıldığı gündeme getirilmişti. Google'de "mod-medyan" sözcüklerinin sınav öncesinde dikkate değer bir şekilde aratılmaya başlaması de kuşkuları ciddi ölçüde artırmıştı. İddialar üzerine ülkenin birçok noktasında liseliler bir araya gelerek AKP'yi, cemaati ve ÖSYM'yi protesto etmişler, okullarını boykot etmişlerdi.
Sorular çalınsa da, çalınmasa da...
Türkiye'de artık merkezi sınavlarda başarı ölçütünün soruları doğru cevaplamaktan ibaret olmadığı birçok insan tarafından kabul ediliyor. Zaten aylar, hatta yıllar boyunca bir sınava hazırlanan gençler ve aileleri, şifre, kopya veya sızdırma haberleri nedeniyle iyice yıpranıyorlar. ÖSYM ve hükümet kanadından gelen her "bizimle ilgisi yok" açıklaması ise bu duyguyu körüklüyor. Öyle ki, son KPSS'nin ardından ortaya atılan iddiaların yalnızca birer "iddia" olmaları halinde bile insanların güvenebilecekleri herhangi bir kurum bulunmuyor.
Dahası, sınav sisteminin kendisi, hem gençlerin hayat kurgularını sınavlara göre yapmaları sonucunu doğuruyor hem de okullar işlevsizleşirken dershaneler zengin oluyor.
Geçen sene yaşanan YGS olayında görüldüğü gibi, liseliler ve aileleri sokakları dökülmüşken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ÖSYM Başkanı Ali Demir'in açıklamalarını öven "tatmin oldum" sözleri, yalnızca sınav bağlamında düşünüldüğünde bile insanların merkezi yapılara ve onların eleme sistemlerine olan güvenlerini sarsmaya yetmişti.
Herhangi bir kuruma güven kaldı mı?
İnsanların gündelik ya da kısa vadeli hayatlarını düzenleyen ve yıllardır eleştirilmekle birlikte belirli bir güvenirliğe sahip olan merkezi sınavların itibar kaybetmesi tek başına gelişen bir süreç değil.
Türkiye'de hukukun, AKP iktidarı döneminde yalnızca cezalandırma aracı haline geldiği düşüncesi kamuoyunun büyükçe bir bölümünde dile getiriliyor. Haksız tutuklamalar, orantısız cezalar ve siyasi iktidarın yargı alanına sürekli müdahalesi, yargının meşruiyetini kaybetmesi anlamına geliyor.
Suriye'nin Türk uçağını düşürmesinin ardından yaratılmaya çalışılan kamuoyu ve toplumun buna verdiği tepki de merkezi kurumlara yönelik güvensizliği gösteriyor. Türkiye toplumunun büyükçe bir bölümü, önemli bir kısmı milliyetçi-muhafazakar hassasiyetlere sahip olsa bile, AKP'nin dış politikasına ve Suriye krizini yönetme biçimine tepki gösterdi. Uçak kriziyle ilgili hükümetin yaptığı açıklamalar ise kamuoyunu ikna etmiş görünmüyor.
Yukarıdaki iki örneğe eklenebilecek başka başlıklar da bulunuyor. Futbolda şike tartışması, okullarda dağıtılan sütler nedeniyle çocukların zehirlenmesi, kürtaj ve sezaryen tartışmaları başta olmak üzere bir dizi tartışma, toplumun değişik kesimlerinin AKP'nin merkezinde durduğu siyasi öznelerin ve kurumların güvenilirliğinin bir hayli zedelendiğini gösteriyor.
Habersol
